Aryan

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Nizamettin Karaben tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Indus Valley (by hceebee, CC BY-NC-ND)
İndus Vadisi hceebee (CC BY-NC-ND)

Aryan terimi; herhangi bir etnik kökene atıfta bulunmaksızın “medeni” , “asil” veya “özgür” anlamına gelen bir tanımlamadır. Bu terimi ilk olarak, Ortan Asya’dan göç eden, Hint-İranlılar (İran Platosuna yerleşenler) olarak bilinen bir insan topluluğu kendilerini tanımlamak için kullanmışlardır, daha sonra Hint-Aryanları (Kuzey Hindistan’a yerleşmek üzere Güneyden göç edenler) ifade etmek üzere kullanılmıştır.

Aryan tanımlamasının 19.yüzyıla kadar yaygın bir etnik çağrışımı (connotation) bulunmuyordu; ancak Persler (‘Ariler’den ‘İranlılar’) 7.yüzyılda kendilerini Müslüman Arap fatihlerinden ayırmak üzere kullanmışlardı. Hatta o zamanlar bile (iddia edilebilir ki) Aryan ayırım, etnik bir ayırım olmasından daha ziyade sosyal sınıf ifadesi ve kişilik ayırımı şeklinde olmuştur. Arapların bölgeyi fetihlerinden önce Persia/İran “Arilerin Ülkesi” anlamındaydı ve daha sonra Ari olmayanlar için bir terim kullanıma sunulmuştur.

‘Aryan” kelimesi, Batı Avrupalı akademisyenlerin 18.yüzyılda, daha kapsamlı olarak 19.yüzyılda Sanskritçe metinlerini çevirmeye ve sıklıkla yanlış yorumlamaya başlamalarından sonra, etnik kökenle ve özellikle de açık tenli insanın (Kafkasyalı) üstünlüğüyle ilişkilendirilmeye başlanmıştı. Sanskritçe ve Avrupa dilleri arasında bir kolerasyon/bağıntı olduğuna dair teoriler daha önce de ortaya çıkmış, ancak 1786 yılında İngiliz-Galli Filolog Sir William Jones (1746-1794) bu kavramı popüler hale getirmiştir. Sir Jones, bu dillerin ortak bir kökeni olduğunu ve bu ortak kökeni Proto-Hint Avrupa dili diye tanımladığını ifade etmiştir.

Filolog Jones’in iddiası, daha sonraki yazarların çalışmalarında bu “ortak kaynağı” daha da belirlemeye teşvik edici olmuş ve Fransız elitist Joseph Arthur de Gobineau’yu (1816-1882) “Aryan Kanı” ve Beyaz Üstünlüğü şeklinde ırkçı bir teroriyi geliştirmeye sevletmiştir. Bu teoriler İngiliz asılı, Siyaset Filozofu Alman Houston Stewart Chamberlain (1855-1927) eserleri aracılığıyla Almanya’da popüler hale gelmiştir. Chamberlain, Adolf Hitler’in akıl hocası ve ilham kaynağı olmasının yanı sıra, Nazi Partisi ideoloğu Alman siyasetçi Alfred Rosenberg (1893-1946) ideolojisi ve çalışmalarını da şekillendirmiştir. Bu durum aynı zamanda Almanya’da yaklaşık olarak 1930-1945 yılları arası dönemde faaliyet gösteren Nazi Partisinin güçlendirilmesine de neden olmuştur.

ARYAN TANIMI, KAFKASYALILARA ATIFTA BULUNARAK ARAŞTIRMA YAPAN HER BİR YAZARIN ÇALIŞMALARI YA YANLIŞ YÖNLENDİRMİŞ, YANLIŞ YORUMLANMIŞ YA DA KASITLI OLARAK IRKÇI OLARAK REDDEDİLMİŞTİR.

Filolog Jones’in bu iddiası, Rig Veda ( Rigveda) ve İndus Vadisi Uygarlığı tarihi gelişimi aracılığıyla söz konusu “ortak kaynağı” tanımlamaya çalışan Alman Filolog Max Muller (1823-1900) çalışmalarını da etkilemiştir. Muller çalışmaları, Aryanlar bölgeyi İşgal ettikleri ve açık tenli Aryanların daha koyu tenli yerli halkı fethederek bölgede yüksek bir medeniyet kurdukları söylencesinin (myth) yaratılmasına yol açmıştır. Oysa Max Muller’in kendisi bu yorumu asla amaçlamamış ve hatta reddetmiştir.

İngilizler 19. ve 20.yüzyıllarda, Gobineau, Chamberlain ve Aryan İstila Teoirsi iddiasını, daha az şanslı topluluklara kültür ve medeniyet getiren “Aryanlar” – üstün ırk – oldukları gerekçesiyle Hindistan üzerindeki kontrollerini haklı çıkarmak üzere benimsemişlerdir. İngilizlerin benimsedikleri bu görüş, Antik İndus Vadisi Uygarlığı kentleri olan Harappa ve Mohenjo-Daro antik kentlerinde kazı yapıp elde edilen bulguların Max Muller’in Aryan İstilası Teorisini desteklediğini iddia eden İngiliz Arkeolog Sir Mortimer Wheeler’in (1890-1976) çalışmalarıyla teşvik edilmiş ve popüler hale getirilmiştir. Arkeolog Sir Wheeler, tıpkı eskiden açık tenli Aryanların Hindistan’a medeniyet getirdikleri konusunda olduğu gibi, şimdi de İngilizlerin Hindistan’a medeniyet getirdiklerini iddia etmiştir.

Arkeolog Sir Wheeler çalışmalarının çoğu, Max Muller’in İstila Teorisi gibi, günümüzde itibarını yitirmiş ve Aryan tanımına katkıda bulunan herkesin Kafkasyalılara atıfta bulunduğu yönündeki çalışmalarını ya yanlış yönlendirmiş, yanlış yorumlamış veya kasıtlı bir şekilde ırkçı olarak reddedilmiştir. Günümüzde Aryan terimi, muhtemelen Ural Nehri bölgesinden gelen erken dönem Hint-İran ve Hint-Aryan göçmen topluluğunu tanımlaması veya bazı bilim insanlarına göre Yakın Doğu’da hüküm süren Pers İmparatorluklarınca kullanılmaya devam edilmesi nedeniyle Hint-İranlıları ifade ettiği anlaşılmaktadır.

İlk Göçler ve Terimin Kökeni

Daha sonra Hint-İranlılar ve Hint-Aryanlılar olarak anılacak topluğun göçe hareketine katılan halkın aslen Ural Nehri yakınlarında, günümüz Kazakistan bölgesinden geldiği ve MÖ 3.bin yılından bir süre önce vardıkları İran Platosuna doğru yavaşça hareket ettiği düşünülmektedir. O dönemde kendilerini nasıl tanımladıkları bilinmemekte, ancak daha sonra kendilerini Aryanlar diye tanımladıkları ve değerlerini paylaşmayanların aksine kendilerini asil ve medeni insan sınıfı olarak tanımlamışlardır. Burada ırksal bir farklılığın olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmuyor sadece soyal sınıf ile ilgili bir farklılık söz konusudur. Bu terimin, yüksek ve düşük alt sosyal sınıf bireyleri arasında ayırım yapmak üzere kullanılan terimle aynı şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır. İran Tarihi çalışmaları yapan akademisyen yazar Kaveh Farrokh şöyle bir yorum yapmaktadır:

Aryan kelimesi, Eski İran dillerinde “asil”, “efendi” veya özgür insan” anlamına gelir ve ilk olarak Chamberlain gibi 19.yüzyıl ırkçı filozofların formüle ettikleri Avrupamerkezci Kuzeyli (Notdic) ırk üstünlüğü doktrinleriyle çok az ilgisi vardır. Arkeolog J.P.Mallory, “Aryan kelimesinin, etnik bir tanımlama olarak en uygun bir şekilde Hint-İranlılarla, haklı olarak da İran ülkesine adını verdiği İran tanımlamasıyla sınırlı olduğunu belirtir. Pers Kralı Büyük Darius da kendisini Aryan olarak tanımlar. “İran” tanımlaması (kelimenin tam anlamıyla Aryanlar Ülkesi), Aryanam’dan (Zerdüştlük inacının Kutsal Kitabı Avesta’da kelimenin çoğul halinden) türetilmiştir (17).

Avesta; Zerdüştlük inancı kitabeleri/yazıtları olan Kutsal Kitap Avesta’nın yazıldığı Erken Dönem İran dilidir. Aryan tanımlamasının kökeni ve anlamı konusunda en eski kaynak olmaktadır. Kutsal Metin Avesta’da duyulmaya ve hatırlanmaya değer metin kısımlarına Arya denilir; bu değerli öğreti ilklerini duyan, hatırlayan ve bu ilkelere göre hareket eden bir kişi Aryandır. Zerdüştlük inancı, kısmen Erken Dönem İran Dininden ileri gelip gelişme göstermiş ve çeşitli yölerini de korumuştur. Bu nedenle, büyük bir olasılıkla terim, Bilge Zerdüşt (MÖ 1500- 1000) zamanından önce de aynı şekilde, Karanlık yerine Işık Yoluna bağlı kalan anlamında kullanılıyordu.

Major Indo Iranian Neolithic Sites & the Indus Civilization
Başlıca Hint-İran Neolitik Siteleri ve İndus Medeniyeti John Huntington (CC BY-NC-SA)

Terimin aynı anlamı, Hinduizm, Budizm ve diğer metinlerde görüldüğü Hindistan’da da anlaşılmıştır. Akademisyen yazar Jeffrey D.Long, Aryan teriminin standart Hindu tanımını şöyle açıklamaktadır:

Soylu, kültürlü, “beyefendi”; kadim Vedik halklarının kendi kültürel ve dini uygulamalarını ifade etmek amacıyla kullandıkları bir terimdir (mleccha veya “barabar” aksine). 19.yüzyıl Arvrupa araştırmacılarının, kültür ve etnik köken arasında bir kolerasyon olduğu yönündeki yanlış varsayımına bakacak olursak, Arya teriminin aslında etnik veya ırksal bir çağrışımı olmadığı görülmektedir. Arya terimi, etnik özelliklere değil, kültürel ve manevi özelliklere atıfta bulunur (60).

Arya teriminin kadim anlamı hakkında daha fazla yorum yapan tarihçi yazar ve akademisyen Johm Keay, Hintli tarihçi Romalia Thapar’ın “Arya teriminin etnik bir anlamda kullanımı olup olmadığı şüphelidir” (19) şeklindeki görüşüne atıfta bulunur. Budizm ve Asya Dilleri üzerine araştırma yapan Amerikalı akademisyen yazarlar Robert E. Buswell Jr ve Donald S. Lopez Jr Budizm inancına göre Arya teriminin Farsça’daki “asil” veya “üstün insan” anlamını koruduğunu belirtirler (64). Asya Felsefeleri kitabı yazarı akademisyen John M. Koller Buda’nın Dört Yüce Gerçek kavramı hakkında araştırma yapıp yazarken; “Bu dörtlü gerçeğe “asil” (arya) denilir diye ifade etmektedir. Bu tanımlama son derece değerli, onay ve saygıya layık olduğu anlamına gelir” (53) diye ifade etmektedir. Arya teriminin iki farklı kültürde aynı anlama gelmesi şaşırtıcı olmamlıdır çünkü her ikisi de ortak birçok kültürel yönleri paylaşırlar.

Göç ve İndus Vadisi Uygarlığı

Belirli bir dönemde, Hint Aryanları adı verilen ilk bir göçmen topluluğunun bir noktadan hareket ederek Güneye, Hindistan’a doğru ilerlemiş ve burada İndus Vadisi Uygarlığı (Harappan Uygarlığı veya Harappan Kültürü olaraka bilinir, yaklaşık olarak MÖ 7000-600 yılları arası dönem) yerli halkıyla kaynaştığı düşünülmektedir. Bu Uygarlık; MÖ 7000 yılından önce yerleşim gören Mahrgarh gibi Neolitik yerleşim yerlerinden de alşılacağı üzere oldukça gelişme kaydetmiştir. Bu yerleşim yerlerinden yaşayan halk, tarım teknikleri ve dini ritüeller geliştirmiş, bitki ve hayvan evcilleştirmiş ve de etkileyici sanat eserleri yaratıp ortaya koymuştur.

MÖ 2600 yılı dolaylarına gelindiğinde, Harappa, Mohenjo-Daro, Ganeriwala ve 1000’den fazla başka büyük diğer şehirler de yükselişe geçmişlerdir; kalıntıları, gelişmiş şehir planlaması ve teknolojik beceri düzeyi konusunda kanıtlar sunmaktadır. Bu şehirlerde akan su, yağmur suyu veya atıklar sokakların iki tarafındaki tesisatlara yönlendirilen oldukça gelişmiş bir kanalizasyon ve drenaj sistemi vardı. Evler, dışarıdan gelen gürültüyü azaltacak şekilde inşa edilmiş ve iç mekânda serinleme/klima sağlayan “rüzgâr yakalayıcılar” ile donatılmıştı; bu klima sistemi, Roma’nın en parlak döneminde bile geliştirilemediği bir lüks idi. İndus Vadisi halkı ayrıca bir yazı sistemi (henüz çözülememiş), müzik aletleri, tarım aletleri ve büyük, düztabanlı tekneleri de yaratmıştı. Malların korunması için büyük depoları olan limanlar inşa edilmişti ve başta Mezopotamya ve Mısır halkları olmak üzere birçok başka milletlerle ticaret yapılıyordu.

Mohenjo-daro
Mohenjo-daro Andrzej Nowojewski (CC BY-SA)

MÖ 1900-1500 yılları arasında bir noktadan itibaren İndis Vadisi Uygarlığı gerilemeye başlamıştı. Şehirler terk edilmiş, alt kıtanın Güneyine doğru önemli bir göç hareketi yaşanmıştır. Bu göç ve değişim dönemi, Vedik düşüncesi gelişimi ve Hinduizmin kutsal metinleri olan Vedaların Sanskritçe yazılı hale getirildiği varsayılan Vedik Dönemi (MÖ 1500-500) ile aynı zamana denk gelmektedir. İndus Vadisi Uygarlığı halkının Sanskritçe yazmadığınn dolayı bu dil ve kutsal metinlerde ifade edilen kavramlar başka bir yerden gelmiş olmalıdır. Muhtemelen uzun yıllar süren bir Hint-Aryan göçüyle geldikleri ve iki halk kültürlerinin daha sonra kaynaştığı düşünülmektedir. Akademisyen yazar Koller şöyle bir açıklama getirmektedir:

Vedik Dönemi; Sanskritçe konuşan halkların İndus Vadisindeki yaşam ve düşünceleri muhtemelen MÖ 2000 -1500 yılları arası dönemde hâkim olmasıyla başlamıştır. Tarihçiler, kendilerini Aryanlar olarak tanınlayan bu Sanskritçe konuşan halkların yaklaşık olarak üç bin beş yüz yıl önce Kuzeybatı Hindistan’daki İndus Vadisine fatihler olarak geldiklerini düşünüyorlardı. Ancak, son zamanlarda yapılan akademik çalışmalar, Aryanların fetih tezini sorgulamışlardır. Bu konuda bilinen şey, MÖ 2500-1500 yılları arası dönemde gelişen ve arkeolojik kalıntılarına bakıldığında oldukça gelişmiş Eski İndus Kültürünün bu dönemde gerilediği konusu olmaktadır. Ayrıca, Rig Veda veya Rigveda Metninde yansıtılan Vedik düşünce ve kültürün son 3500 yılda Hindistan’da sürekli bir hâkimiyet geçmişine sahip olduğunu da biliyoruz. Vedik Dönem halklarının kültürel gelenekleri İndus Vadisi halkının gelenek ve görenekleriyle iç içe geçmiş olması muhtemeldir (5).

Yukarıda anılan teoriye karşıt bir görüş; Vedik düşüncesi ve Sanskritçenin İndus Vadisinden geliştiğini, Orta Asya’ya ihraç edildiğini ve ardından da bir göç dalgasıyla geri dönüş yaptığı iddia eden Hindistan’dan Çıkış Teorisi vardır (genellikle OIT olarak anılır). Bu teori, ana akım bilim insanlarınca reddedilmiş ve neredeyse her zaman milliyetçi bir gündemi olan kişilerce savunulmuştur. Ancak, Batılı bilim insanlarının 100 yılı aşkın bir süredir kültürel başarılarını düzenli olarak başkalarına dayattıkları bir ortamda, böylesi bir görüşün nasıl desteklenebileceği anlaşılabilir bir durumdur.

İNDUS VADİSİ SAKİNLERİNİN GÜNEY’E GÖÇ HAREKETİ İYİ BİLİNMEKTEDİR, ANCAK BU GÖÇ HAREKETİNİN BİR İSTİLACI GÜÇ TARAFINDAN YÖNLENDİRİLDİĞİNİ VARSAYMAYA GEREK YOKTUR.

İndus Vadisi sakinlerinin Güneye doğru göç hareketi köklü bir geçmişe sahip olsa da, bu göç işini istilacı bir gücün yönlendirdiğini varsaymanın anlamı ve gereği yoktur. Bu göç hareketinin sebebi büyük bir olasılıkla bölgeye yeni gelen topluluklardeğil, iklim değişikliği, kuraklık ve Mezopotamya ile Mısır arasındaki ticari faaliyetlerde azalma olmuştur; çünkü o dönemde her iki medeniyet yönetimleri de kendi iç meseleriyle meşgul idiler. İndus Vadisi Uygarlığının gerileme dönemi, Sümer güçlerinin, Gutileri kovmakla meşgul oldukları, Babil Kralı Hammurabi’nin şehirleri fethettiği döneme ve Hititlerin istila ettiği Mezopotamya’da Orta Bronz Çağına (MÖ 2119-1700) denk gelmektedir. Mısır’da Orta Krallık (MÖ 2040-1782) Sobekneferu (MÖ 1807-1802) hükümdarlığından sonra gerileme başlamış ve bu gerileme, selefinin bürokratik becerilerinden ve idari gücünden yoksun olan zayıf 13. Hanedanlık marifetiyle de hızlandırılmıştı.

Bu dönemde, sözkonusu bölgelerdeki tüccarlar için uzun mesafe ticareti giderek daha da zorlaşmış ve meydana gelen bu durum, şüphesiz bu türden ticari faaliyetlere dayanan İndus Vadisi Uygarlığının çöküş seyrine katkıda bulunmuştur. İnsanlar herhanhangi bir şeyden kaçmak amacıyla göç etmemişlerdi; aksine, daha iyi yaşam koşulları ve fırsatlar edinmek üzere Güneye göç etmişlerdir. Şehirler, işgal edilme nedeniyle değil, kaynakların aşırı kullanılıp tüketilmesi ve büyük olasılıkla aşırı nüfus nedeniyle terk edilmişlerdi.

Irksal Yeniden Yorumlama

İngiliz Kâşif Charles Masson’un (İngiliz asker ve bilim insanı James Lewis’in takma adı, 1800-1853) 1829 yılında, Harappa şehri kalıntılarını keşfettiği zamana kadar hiç kimse böyle bir medeniyetin var olduğunu bilmiyordu. Daha sonra geliştirilen ırk teorilerini uygulayan Batlı bilginler, şehirleri yok eden ve hayatta kalan şehir insanlarını da Güneye süren büyük bir Aryan İstilası olduğu sonucuna varmışlardı. Sir William Jones, 1786 yılında Proto - Hint -Avrupa dil teorisini yayınladığı zaman İndus Vadisi Uygarlığı hakkında hiç bir şey bilinmiyordu, şayet bilinmiş olsaydı, şüphesiz varsayılan açık tenli ırk teorisi hakında başka bir esere atıfta bulunulurdu. Daha sonra Batılı arkeolog ve bilginler Mısırlıların Kafkasya kökenli olduklarını ve Mezo-Amerika Mayaların bir şekilde Mısır’ın bir kolonisi olduklarını da iddia edeceklerdi.

Bu sonuçlara yol açan sistematik ırkçılık tek bir kişiye dayandırılamaz, ancak Aryan Beyaz Üstünlük konusu ile ilişkilendirilmesinin dayandırılabileceği söylenebilir. Joseph Arthur de Gobineau, aristokrat bir Fransız ailesinden gelirken, maddi açıdan fakir olup sürekli geçim sıkıntısı çekmesine rağmen, kendisini başkalarından daha üstün görüyor, bir bilim insanı ve kurgu yazarıymış gibi davranıyordu. 1855 yılında İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Bir Deneme adlı eserini yayınlayan Gobineau, diğer ırkçı iddiaların yanı sıra, Aryan teriminin “Aryan Kanı” taşıyan açık tenli Avrupalılar için geçerli olduğunu ve Avrupalıların bu kana sahip olmayan koyu tenlilerden daha üstün olduklarını savunmuştur.

An Essay on the Inequality of the Human Races
İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine bir Deneme Daehan (CC BY-SA)

Yazar Gobineau, kitabını okuduğunu söyleyen ve keşfettiği zaman kendisine hayran kaldığı Alman besteci Richard Wagner’in (1813-1883) ateşli bir hayranı olmuştu. Gobineau, Richard Wagner’in Bayreuth Çevresi bir üyesi olmuştu, aynı şekilde Wagner’in ateşli hayranı diğer bir kişi, ateşli bir ırkçı ve daha sonra Wagner’in damadı olacak olan İngiliz asıllı Siyaset Felsefecisi Houston Stewart Chamberlain olmuştu. Yazar Chamberlain eserlerinde Aryan tanımlamasını etnik kökenle ilişkilendirerek, beyaz tenli Kafkasyalıların dünyadaki bütün büyük medeniyetlerin kurucuları olduklarını iddia etmiştir. Bu görüşü, genellikle Aryan İstila Teorisinin formülasyonuna katkıda bulunduğu şeklinde anılmakta ve belki de öyle olmuştur. Ancak, eğer öyle ise Max Muller bunu kasıtlı olarak yapmış gibi görünmemektedir.

Alman Filolog ve Oryantalist Max Muller, Aryan İstila Teorisi “yazarı” olarak sıklıkla anılsa da, aslında Gobineau ve Chamberlain gibi zaten inandıkları bu düşünceye sadece bir isim vermişlerdir. Max Muller, Aryanlar tanımlamasının etnik kökenle bir ilgisi olduğu iddiasını hiçbir zaman savunmamış, ancak Hindistan’ın Kuzeyli bir halk tarafından işgal edileceği teorisini, Vedaların en ekili bazı kısımları ona bu olasılığı düşündüren Rig Veda’nın kendi yorumuna dayandırmıştır. Aslında, Max Muller adının ırkçı ve antisemitistlerle sıkça anılması talihsiz bir durum olmuştur, çünkü kendisi bunlardan hiç biri değildi ve aksine ırksal eşitliğe inanıyordu.

Gobineau ve Chamberlain çalışmaları, Adolf Hitler’i ve idelojik mimarı Alfred Rosenberg’i Almanya’da Nazi Partisini kurmaya ve Almanya’yı II. Dünya Savaşı ve Holokost olaylarına doğru sürüklemeye teşvik etmiştir. Almanya’nın 1945 yılında aldığı yenilgiden sonra, bu çalışmaların çoğu ana akım bilim insanlarınca güvenilmez olarak dikkate alınıp reddedilmiştir, ancak çoğu zaman sulandırılmış ve dağınık bir akademik dille, Hint Yarımadasının tarihi ve kültürel gelişimi üzerine yapılan akademik çalışmalarda yer almaya devam etmiş ve almaya da devam etmektedir. Bu teoriler, 1944-1948 yılları arası dönemde Harappa ve Mohenjo-Daro yerleşim yerlerinde yapılan kazı çalışma bulgularını ırkçı teoriler ışığında yorumlayan ve Aryan İstila Teorisini köklü bir tarih olarak onaylayan, oysa son derece saygın bir arkeolog ve bilim insanı Sir Mortimer Wheeler’in çalışmalarıyla daha da popüler hale gelmiştir.

Sonuç

Ancak, 1960’lı yıllarda, Sir Wheeler’in iddiaları – büyük ölçüde kazılar sırasında bulunan ve savaş sırasında vahşice öldürülenlere dair kanıt sunduğunu iddia ettiği insan iskeletlerine dayanıyordu – büyük ölçüde Amarikalı bilim insanı ve arkeolog Gerorge F. Dales’in çalışmaları sayesinde çürütülmüştür (Keay, 23). Arkeolog Dales, işgal ve fetih iddialarını destekleyecek hiçbir kanıtı antik alanda bulamamış ve o zamandan beri başka hiçbir kimse de bulmuş değildir.

Yakın zamana kadar – en azından Amerika Birleşik Devletlerinde – lise ve üniveriste derslerinde öğretilen, açık tenli Aryanların, koyu tenli Dravidyalıları fethettikleri görüşü sunan eski teori, göç düzeni ve kültürlerin harmanlaması konusunda çok daha bilgili ve gerçekçi bir anlayışla değiştirilmiştir. Tarihçi yazar John Keay şöyle bir açıklama getirmektedir:

Belki de bazı Aryan klanları, Hindistan’a müttefik, paralı asker veya tüccar olarak davet edilmişlerdir; yerli halk Dravidyalar değil, daha önceki Hint-Aryan gelenler olabilir. Bazılarının iddia ettikleri gibi Aryanların “kale ve şehir” inşa ettiklerine dair belirleyici herhangi bir kanıt bulunmamakta ve neredeyse tamamı seramik objeler olan arkeolojik kanıtlar, bir milletin tamamının fethi ve bastırılmasından beklenebilecek ani değişime dair hiçbir ipucu vermemektedir. Arya kültürünün, Arya olmayan halklar arasında yayıldığı ve Aryanlaştırma sürecinin alt kıtanın tarihi boyunca devam ettiği ve aslında bugün bile devam ettiği iddia edilebilir (28).

Tarihçi yazar John Keay, ayrıca İndus Vadisi Uygarlığı halkının Aryan göçmenlerden kültürel olarak aldıkları kadarını da Aryan göçmenlerine verdikleri ve bu ilişkinin karşışıklı olarak faydalı olduğunu da belirtmektedir (24-26). “Aryan” teriminin, Beyaz Üstünlüğü gibi yanlış yönlendirilmesi ve cahilce bir kavramla talihsiz bir şekilde ilişkilendirilmesi hususunun zamanla değişeceği ve “Aryan” teriminin, ırksal bir tanımla olmasının aksine, asil, efendi ve daha büyük iyilik için duymaya ve hatırlamaya değer olanı fark eden ve dolayısıyla medeni olan birini tanımlayan esas anlamını yeniden kazanacağı umulmaktadır. Aynı zamanda, “Aryan” tanımı, evrensel anlamda, herhangi birinin ten renginden daha ziyade, sosyal sınıf veya kültürel aidiyet, doğuştan gelen insan onuruna ve haklarına saygı duyan ve bunları kabul eden herkesi kapsayacak şekilde genişletilebilir ve yaygınlaştıralabilir.

Çevirmen Hakkında

Nizamettin Karaben
Tarih; Dinler Tarihi/Teopolitik; Siyasi Tarih; Sosyal Antropoloji; Mitoloji; Dilbilimi; Ekonomi Politik; Edebiyat konuları ilgi alanlarım.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2025, Eylül 07). Aryan. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11520/aryan/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Aryan." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Eylül 07, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11520/aryan/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Aryan." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 07 Eyl 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11520/aryan/.

Reklamları Kaldır