Pontus Kralı Mithridates VI, aynı zamanda, Mithridates VI Eupator Dionysus veya Büyük Mithridates (MÖ 135-63) olarak da bilinir, hayatının büyük bir bölümünde gayet kararlı bir Roma düşmanıydı. Yunanlı tarihçi Plutarch’ın MÖ 88 yılında verdiği kurban sayısını dikkate alacak olursak, Kral Mithridates’in tek bir günde 150.000 kişiye varan Romalı ve İtalyan sivil kişilerin toplu katliamını organize etmiş ve on yıllar boyunca Roma Cumhuriyeti ile aralıklı olarak çetin geçen çalışmalara girişmişti. Kral’ın imparatorluk kurma konusunda amansız girişimleri ve hırçın dış politikası, tarih sayfalarında yerini sağlamlaştırmıştı; ancak yaygın paranoyası ve toksikolojiye olan takıntı düzeydeki merakı adının sonsuza dek zehirle anılmasını sağlamıştır.
Mithridates
Pontus Kralı Mithridates, hayatının büyük bir bölümünde, cinayet planlarına hedef olmaktan endişe duyması, dönem koşulları gereği, anlaşılabilir bir gerçeklikti. Antik Doğu’da Kraliyet Sarayı entrikalarının nispetten yaygın olduğu düşünüldüğü zaman, endişeleri muhtemelen gayet yerindeydi. Sonuç itibariyle, Mithridates yaşı ilerledikçe kendisine olabilecek olası suikast girişimlerine karşı bağışıklık kazandırmak amacıyla bünyesini güçlendirmeye çalışmıştı. Gücünü artırmak amacıyla fiziksel egzersizler yapmış, sürekli silah taşımış ve toksikolojiyle de uğraşmıştı. Efsaneye göre, Kral Mithridates, bilinen bütün toksinler üzerinde titizlikle araştırma yapıp incelemiş ve mahkûmları kobay olarak kullanarak olası çözüm yollarını denemiştir. İddiaya göre Mithridates’ın toksikoloji çalışmaları meyvesini vermiştir. Çünkü Romalı tarihçi yazar Yaşlı Plinius da dâhil olmak üzere Antik Dönem birçok yazarları, Kral Mithridates’in tespit edilen bütün toksinlere karşı evrensel bir panzehir bulup, bağışıklık kazanmak amacıyla bünyesini güçlendirmek için düzenli olarak tükettiğini iddia etmişlerdir. Ve bulduğu panzehir mihtridate (mithridatium) olarak bilinmeye başlanmıştır.
Araştırmacılar, Antik Çağlardan Modern Çağa kadar, Pontus Kralı Mithridates’in şifalı iksirini keşfetmek için büyük bir gayretle çaba göstermişlerdir, Kral iksirinin iddia edilen versiyonlarının aslında binlerce yıldan beri zaten mevcut olduğu sonucuna varmışlardır. Öyleyse Kral Mithridates’in tiryakisi olduğu panzehir maddesi gerçek miydi? Şayet gerçek ise, terkibinde hangi maddeler vardı? sorusu gündeme gelmişti. Doğa Tarihçisi Romalı yazar Yaşlı Plinius’a göre, bu panzehir terkibi; 50’den fazla katkı maddesinin bir karışımdan meydana geliyordu ve iddiaya göre kullanılan bütün maddeler toz haline getirilip bal ile karıştırılarak badem büyüklüğünde çiğnenebilir tabletler haline getirilirdi. Ancak, birçok unsur muhtemelen farklı bir şekilde bünyesi üzerinde etkini gösteriyordu. Kral Mithridates bedenini ölümcül toksinlere karşı bağışık hale getirmek amacıyla çok az miktarda arsenik, zehir ve zehirli diğer başka maddelerin de akıllıca eklenmiş olabileceği şeklinde terkibi yapılmıştır. Başka zehirleri etkisiz hale getirmek amacıyla ek bileşen maddelerinin olması da mümkündür, ne yazık ki, söz konusu panzehirin orijinal tarif reçetesi umutsuzca kaybolmuş gibi görünüyor.
Gerçek mi, Hayla Ürünü mü?
Birçok kişi, Pontus Kralı Mithridates’in bu derde deva iksirini bulup ortaya çıkarmak üzere çalışırken, çok kişi de Kralın ve Antik Dönem yazarları iddialarının doğruluğundan şüphe etmeye başlamıştır. Kral Mithridates’in her derde deva bu ilacı, düşmanlarına bütün zehirleme girişimlerinin boşuna olduğuna göstermek üzere tasarlanmış karmaşık, hileli bir oyun muydu? Kral Mithiridates, toksikolojiye olan bu ilgisini gizlemediği gibi, mithridate (mithridatium) panzehir maddesini kullandığı iddiasını da saklamaya çalışmamıştır. Hatta icadının etkinliğini kanıtlamak amacıyla herkesin gözü önünde ölümcül dozlarda zehir içtiği de iddia ediliyordu. Düşmanlarına toksin maddeleriyle zehirlenmeye karşı bağışıklık kazanıp dayanıklı olduğunu göstermenin de harika bir yolu olmuştur. Gerçekten de zehir mi içiyordu, yoksa aslında zararsız olan benzer bir maddeyi mi içiyordu? Modern dönem insanlarının bu konuyu kesin olarak bilebilme imkânları olmayabilir, ancak yiyeceklerine ölümcül dozlarda zehir serpme olasılığı inanılmaz derecede yüksek olduğu anlaşılıyor.
Şayet Bilge Kral Mithridates gerçekten de şifalı bir ilaca sahip olsaydı, mantıksal olarak bu panzehir bilgisini ihtiyatlı bir şekilde gizli tutardı. Her şeyden önce, birçok kişi bu panzehir tarifini bir şekilde ondan çalmak da isterdi ve Kral Mithridates düşmanlarının onu zehirleme eğiliminde oldukları dikkate alındığında, panzehrini rakiplerinden korumak üzere geçerli bir sebebi de olurdu. İkinci olarak, söz konusu panzehir karışımını gizli tutarak, toksinler kullanılarak onu öldürme girişiminin başarısız olmasının ardından düşmanlarının kim olduğunu da öğrenebilirdi. Ancak, Kral Mithridates, panzehir maddesini gizli tutmak yerine, varlığını herkesçe bilinir hale getirmiş ve bu durum görünüşte düşmanlarının olası suikast girişimlerinin çoğunu engellemiştir. Bu konu muhtemelen kurnaz Kralın en başından itibaren yaptığı bazı planlarının bir parçası olmuştur. Her derde deva bir antitoksin maddesine sahip olmaktan daha iyi ne olabilir ki? Başka bir olasılık; muhtemel zehirleme girişimlerinin aslında anlamsız olduğunu göstermek amacıyla her derde deva bir antitoksin maddesine sahip olduğu konusunda alenen yalan söyleyerek yanıltıcı bilgi vermek.
Anlaşıldığı kadarıyla Kral Mithridates’in bu kişisel ilacın etkisi ya yetersiz kalmış veya ilacın aslında bir aldatmadan ibaret olmuştur, çünkü kendisini öldürmeye karar vermesi ihtimaline karşı kılıcının kabzasında her zaman ölümcül dozda zehir taşıyordu. Bedeni bütün toksin maddelerine karşı bağışıklık kazanmış ise yanında neden intihar dozu zehir taşıma gereği duymuştur? Belki de çaresi olmayan tek zehir, yanında taşıdığı madde idi. Belki de şifalı ilacını sadece günlük olarak aldığı zaman işe yarıyordu ya da başka bir büyük olasılık, evrensel panzehir maddesi tamamen bir aldatmacadan ibaret idi.
Pontus Kralının mithridatium maddesi efsanesinde başka eksik yanlar da vardı. Kral Mithridates’in bazı zehirlere karşı bağışıklık kazanmak amacıyla az miktarda arsenik ve muhtemelen bir miktar zehir içtiği, bu maddelerin çiğnenebilir tabletler halinde bulunabileceği ve teoride işe yarasa da sonuçlarının muhtemelen felaket olacağı öne sürülmüştür. Kral Mithridates’in madde dozajını ayarlama konusunda modern bir uzmanlığı olmasaydı, muhtemelen en sonunda intihar edebilirdi. Şayet, yanlışlıkla ölümcül bir dozun tüketilmesinde ölmeseydi, yıllarca toksin madde tüketmenin vücudu üzerindeki etkisi de ciddi olurdu. Kral Mithiradates, yeme-içme yarışmalarına katılmaktan hoşlanırdı. Hatta krallığındaki herkesi geçebileceğiyle de övünürdü; bu durum yetmişli yaşlarına kadar yaşayan hükümdarın karaciğerinde ciddi bir hasara yol açardı. Ömür boyu aşırı içki ve toksin madde tüketiminin birleşimi iç organlarını paramparça ederdi. Şayet, gerçekten de fazla içiyor ve kendisini defalarca zehirlemiş olsaydı, muhtemelen antik dünyanın olgunluk çağı olan yetmiş bir yaşına kadar yaşayamazdı.
Bıçak Darbesiyle Ölüm
Pontus Kralı Mithridates’in etkili ve kapsamlı bir antitoksin maddesini keşfettiğine inananlar, Kralın başarısız intihar girişimini bunun kanıtı olduğunu iddia ediyorlar. MÖ 63 yılında, hayatının artık mahvolacağı anlaşılınca zehir içerek intihara teşebbüs etmiş, ancak ölmemiştir. Muhtemelen elinde sadece tek bir doz vardı ve bu tek dozu iki kızıyla paylaşmıştır. Prensesler ölmüş ve Kral Mithridates sadece hastalanmakla kalmıştır. İri ve güçlü fiziki yapılı bir adam olduğu ve kızlarının muhtemelen daha küçük oldukları ihtimali de unutulmamalıdır. Dolayısıyla, kalan zehrin Kral Mithridates’in ölmesi için yeterli bir doz olmamasıyla açıklanabilir. Onun cüssesindeki bir kişinin ölümü için en azından tam bir doz gerekirdi.
Pontus Kralı Mithridates bir bıçak darbesiyle öldürülmüş, taraftarları cesedi üzerinde inceleme yapmış ve hatta mumyalamışlardır. Ancak, Büyük Pompey cesedine bakmak üzere geldiği zaman, Kral Mithridates’in yüzünde tanınmayacak derecede çürüme olduğunu görmüştür. İddiaya göre, mumyalanması sırasında hizmetkârları, çürümeye neden olan beynini çıkarmamışlardır. Kral Mithridates, hayatının büyük bir bölümünü güçlü bir koruyucu madde olan az miktarda da olsa arsenik alarak geçirmiş olsaydı, bedeninde bu kadar kısa sürede çürüme olur muydu? Pek olası görünmüyor.
Pontus Kralı Mithradates’in etkili ve evrensel bir şifalı madde bulup bulmadığı şüpheli olsa da, olası bazı zehirleme girişimlerine karşı önlem almadığı veya denemediği anlamına gelmez. Kral Mithridates’in toksikolojiye açıkça büyük bir ilgisi vardı, ancak o dönemde bu alan daha çok ilkel düzeyde olup gelişmemişti. Kuşkusuz antik dönemde bazı toksinler için bilinen bazı tedaviler vardı ve zeki Kral kendi başına çare bulma anlamında bazı maddeleri keşfetmiş de olabilir. Muhtemelen bu yetersiz düzeydeki panzehir Pontus Krallığının bir mültivitamin versiyonuyla birleştirip tüketilmiştir, ancak bu durum muhtemelen çok etkili ve kapsamlı da olmamıştır; Kral da bunun kesinlikle bilincinde olmuştur. Ancak, bu durumda Kral Mithridates gibi paronayak birisi tamamen tatminsiz kalırdı. Muhtemelen evrensel bir tedavi şeklini bulmak üzere umutsuz bir girişimle araştırmalarına fon sağlamaya devam etmiş, hayatına yönelik herhangi bir saldırıyı önlemek üzere bu panzehri zaten bulduğunu iddia etmiştir. Kralın bir zehirlenme sonunda öldürülmediği düşünüldüğünde, bu çabası başarılı olmuş gibi görünüyor.

