Komutanı Ludendorff’un adıyla anılan Alman Bahar Taarruzu, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Almanya’nın sahada son büyük ilerlemesi olmuştu. 1918 yılı, Mart ayından Temmuz ayına kadar Ludendorff, siper savaşı çıkmazını aşmak üzere Batı Cephesinde beş büyük saldırı başlatmıştı. Müttefiklerin direnişi, tankların kullanımı, büyük yedek kuvvetlerin olması ve Alman lojistik başarısızlıkları da eklenince, her birinin iyi bir başlangıcı olmasına rağmen yapılan saldırılar sonunda sönüp gitmişlerdir. Bahar Taarruzunda 800.000 asker kaybeden Alman ordusu, Birleşik Devletler birliklerinin de dâhil olduğu birleşik Müttefik kuvvetleriyle artık rekabet edemez hale gelmişti.
Zarların Son Atışı
1918 yılı baharına gelindiğinde, Alman açısında savaş giderek daha da umutsuz bir hal almıştı. Rusya’nın, 1917 Bolşevik Devrimi ardından, savaştan çekilmesi doğru bir tutum olmuştu. Almanya da böylece Doğu Cephesinden asker ve malzeme çekerek Batı Cephesini önemli ölçüde güçlendirebilmiştir. 44 Alman birliği Batıya sevk edilmişti. Öte yandan, Amerikan kuvvetleri de Müttefikler safında savaşa girmiş ve bu durum Müttefiklerin çok ihtiyaç duyduğu insan gücü ve silah desteğini sağlamıştı. 1918 baharında Betı Cephesinde her iki taraf da yaklaşık 4 milyon asker çıkarabiliyordu, ancak geçen her hafta on binlerce daha fazla Amerikan askeri Avrupa’da karaya çıkıyordu. İnsan gücündeki bu denge uzun sürmeyecekti.
Savaşın bu aşamasında, Müttefik Hava Kuvvetleri, Alman Hava Kuvvetlerine kıyasla daha üstün olup daha fazla uçağı vardı. Müttefikler ayrıca, özellikle 1917 yılı, Kasım-Aralık aylarında, Cambrai Muharebesinde olduğu gibi, tankları daha etkili bir şekilde kullanmaya başlamışlardı. Almanlar ise tankı kullanma faydası konusunda şüpheci kalmaya devam ediyorlardı. Kısacası, Müttefiklerin askeri ve ekonomik birleşik gücü, savaşın bir yıl veya daha fazla uzaması durumunda, Almanya’nın savaşı kazanmasının olası olmadığı anlamına geliyordu.
General Erich von Ludendorff (1865-1937), Almanya’nın savaşı kazanma konusunda bir şansı olabilmesi için Müttefiklerin sahada daha da güçlenmelerinden önce hızlı hareket etmesi gerektiğini biliyordu. Özellikle Amerika’nın savaşın kaderini belirleyecek bir askeri katkıda bulunmasından önce Alman güçlerinin sahada ilerlemesi gerekiyordu. Bu durum, düşmanın kayıpları en aza indirmek için silahlı kuvvet konvoyları ve hava desteği kullanması nedeniyle Müttefik gemilerine karşı denizaltı (U-boat) harekâtının giderek daha az etkili olduğu anlaşıldığı için özellikle önemliydi. Almanya savaşı kazanacaksa, bunu karada yapması gerekiyordu. Buna göre Ludendorff, 1918 yılı ilkbahar ve yaz başında bir değil, beş saldırı başlatmıştı.
Bahar Taarruzunun Beş Harekâtı;
- Somme Taarruzu (Mart –Nisan)
- Lys Taarruzu (Nisan)
- Aisne Üçüncü Savaşı (Mayıs-Haziran)
- Noyon-Montdidier Taarruzu (Haziran)
- Marne Taarruzu (Temmuz)
Somme Taarruzu
Alman General Ludendorff’un 1918 baharında ilk taarruzu, o yılın en büyük taarruzu olmuştu. (Almanya koruyucu Azizi Başmelek Mikail’e atıfla) Mikail kod adıyla anılan Ludendorff, Arras’tan Saint-Quentin ve La Fere bölgesine kadar uzanan, nisbetten hafif ve düzensiz savunulan İngiliz hatlarına taarruz yapılması için seçilmilşti. İngiliz yönetimi, komutanların sahada kendi başlarına aceleci bir saldırıya kalkışabilme ihtimalinden endişe duyarak yedek birliklerini İngiltere’de tutmuş olmasından dolayı İngiliz kuvvetleri sahada olabileceğinden daha zayıf kalmışlardı. General Ludendorff’un iki amacı vardı: İngiliz ve Fransız hatları arasına engel teşkil eden bir takos koymak ve İngiliz Kuvvetlerini kıyıya doğru geri püskürtmek. Toplamda 63 Alman bölüğü (İkinci, On Yedinci ve On Sekizinci Ordu), 52 İngiliz bölüğüyle (Üçüncü ve Beşinci Ordular) karşı karşıya gelmişti.
Alman Ordusu yeni taktikleri uygulayacak, ya da en azından bu yeni taktikleri ilk kez bu kadar büyük ölçekte kullanacaktı. İlk saldırı dalgası, en genç, en güçlü ve en iyi savaşçılardan oluşan özel fırtına birlikleriyle yapılacaktı. Bu birliklere hafif makineli tüfek gibi en yeni silahlar verilmişti. Toplam piyade gücünün yaklaşık dörtte birini oluşturan bu birliklere, düşman hatlarının sadece en zayıf noktalarına saldırmaları, onları geçmeleri veya güçlü direniş bölgelerini görmezden gelmeleri talimatı verilmişti. Burada gerçek amaçları; düşmanın iletişim hatları ve ikmal depolarını yok ederek kafa karışıklığını yaratmaktı. Daha sonra ikinci bir piyade dalgası devreye girecek ve sorun yaşayacak düşman birlikleriyle başaçıkmaya çalışılacaktı. Üçüncü bir piyade hattı ise, düşmanın karşı saldırıya geçmesi halinde siper alınmış mevzileri korumakla görevlendirilmişti.
Müttefikler, aynı zamanda, Şubat ayı boyunca belirginleşen Alman saldırılarına karşı koymak üzere savunma hatlarını derinlemesine korumayı umuyorlardı. Ön cephede devriye kolları, keskin nişancılar ve makineli tüfeklerle donanmış mevzilerle açıkça savunma yapılıyordu. Ana çatışmaların yapılacağı ikinci, daha güçlü bir hat ve en çok ihtiyaç duyulan yere sevk edilebilecek yedek birliklerin tutulduğu üçüncü bir hat daha vardı.
Alman saldırısı, her zamanınki gibi ağır bir topçu bombardımanıyla başlamıştı; bu sefer 6.400’den fazla top, 3.500 havan topu ve çeşitli zehirli gaz mermileri de kullanılmıştı. Beş saat süren bombardıman harekâtı, kasırga bombardımanı olarak bilinen bir teknikle, son derece yoğun dalgalar halinde gerçekleştirilmiş ve özellikle Müttefiklerin iletişim merkezleri ve topçu bataryaları hedef alınmıştı. Alman piyadeleri daha sonra 21 Mart günü ilerlemeye başlamışlardı. Alman bir asker Hartwig Pohlmann’ın burada anlattığı şekliyle, Alman fırtına birlikleri yoğun bir sisin olduğu zaman mükemmel bir ilerleme kaydetmişlerdi:
Sisli havada ilerlerken, aniden arkamızda silah sesleri duyduk ve hemen arkamızı dönüp yoğun ateş açan bir İngiliz bataryasının arkasından geçtik. Bizim cepheyi yarıp geçtiğimzi bilmiyorlardı ve sürekli yoğun ateş açıyorlardı. Askerlerimizden biri bir İngiliz subayının omuzuna elini koyarak “Ateş kes” diye seslendi. Ve aniden arkalarında dikildiğimizi gördüklerinde şaşkınlık geçirmişlerdi.
(Imperial War Museums)
Cephe hatları kargaşa içinde son derece karmaşık bir hal almışlardı. İlk 24 saatte 21.000 İngiliz askeri esir alınmıştı. Birkaç günlük süre zarfında İngilizler geri çekilmek ve Somme Nehrini geçmek zorunda kalmışlardı. 25 Mart’a kadar iki İngiliz ordusu ayrılmak zorunda kalmışlardı. Bu mükemmel ilerlemeden memnun kalan Ludendorff daha da hırslanarak ve iki generaline; Georg von der Martwitz (1856-1929) ve Oskar von Hutier (1857-1934), önemli bir demiryolu merkezinin bulunduğu Amiens bölgesine doğru harekete geçmeleri ve Başkent Paris’e doğru ilerleme talimatı vermişti. Bu arada, üçüncü bir general olan Fritz von Below (1853-1918), düşmanı kıyıya doğru itme yönündeki asıl hedefine ulaşmaya çabalıyordu. Birliklerin dağılması ve hedeflerin bulanıklaşması, saldırının stratejik başarısını tehlikeye atmıştı.
Batı Cephesindeki Müttefik kuvvetlerin yeni başkomutanı Mareşal Ferdinand Foch (1851-1929), Fransız birliklerinin İngiliz hatlarına destek vermek amacıyla demiryolu ve karayolu ağlarından iyi bir şekilde yararlanmıştı. Güçlü hava desteğinden faydalanan birleşik Müttefik orduları, 26 Mart günü Somme Nehri kuzeyinde Alman saldırısını durdurmayı başarmışlardı. 28 Mart günü Arras şehrine doğru yapılan başka bir Alman saldırısı da durdurulmuştu. Kuzeyde Müttefik hatları istikrara kavuşmuş ancak daha güneydeki durum daha da sorunlu hale gelmişti.
Almanlar, sahada ilerleme kaydedince, 27 Mart günü Montdidier şehrini ele geçirmişlerdi ancak Müttefiklerin kararlı direnişi sonucunda Amiens şehri kaybedilmemişti. Almanların bir kez daha ilerlemeleri nisbetten başarılı olmuş ve düşman topraklarından 64 Km’den fazla (40 mil) kazanmışlardı – 1914’ten beri en büyük ilerleme – ancak kötü ulaşım, yetersiz düzeyde yedek kuvvet, tükenmiş, bitkin düşmüş ve yetersiz beslenen cephe birliklerinin yaşadıkları eski sorunların yeniden başgöstermesi nedeniyle, saldırıların durdurulmasına ve ardından 05 Nisan günü cephenin terk edilmesine yol açmıştı. Her iki taraf bu harekât ile yaklaşık 250.000 asker kaybetmişti (savaş esiri olarak kaybedilenler dâhil). Müttefiklerin, Michael Operasyonunda 1000’den fazla ağır silah kaybı olmuş, ancak Almanların iki zayıf noktası artık belirgin hale gelmişti. Alman Ordusunun, Müttefiklerin 800 tankına karşılık sadece 10 tankı ve Müttefiklerin 100.000 kamyonuna karşılık sadece 23.000 kamyonu vardı. Savaşta uzun vadeli başarı şansı, insan gücüne bağlı olmaktan makine gücüne dönüşmüş ve Almanya da bu şartlarda rekabet edemez ghale gelmişti.
Lys Taarruzu
Alman General Ludendorff, Müttefikler güçlenmeden önce bir şekilde etki yaratma kararı almış ve bu nedenle Nisan başlarında, daha kuzeyde Flanders bölgesinde İngiliz hatlarına yönelmişti. Burada da, Batı Cephesi diğer yerlerine kıyasla Müttefik savunması nisbetten zayıf kalmış ve ayrıca iki İngiliz ordusunun; Birinci ve İkinci Ordu, Lys Nehri ile ayrılmış olması coğrafi bir avantaj sağlamıştı. Ludendorff bir kez daha bir demiryolu merkezini ele geçirmeyi, bu sefer Hazebrouck kasabasını almayı istiyordu ve şayet işler yolunda giderse, Müttefikler kıyıya doğru geri püskürtüleceklerdir.
Kod adı Georgette Operasyonu olan Lys Taarruzu (diğer adıyla Lys Muharebesi), 09 Nisan günü Alman topçu bombardıman saldırılarının 36 saat sürmesinin ardından piyade birliklerinin saldırıya geçmeleriyle başlamıştı. General Ferdinand von Quast komutasındaki Altıncı Ordunun sahada ilerleyişi, La Bassée kanalından Armentieres bölgesine kadar 19 Km’lik bir alanı kapsıyordu. İlk hedef, yorgun ve yetersiz düzeyde donanımı olan İngiliz ve Portekiz birliklerinin tuttuğu zayıf savunulan bir bölge olmuştu. 10 Nisan günü Alman ilerleyiş alanı kuzeye doğru daha da genişlemişti. Burada yedek kuvveti olmayan Müttefikler, cephede 48 Km genişliğinde bir gedik açılması sonucunda, Messines şehrine kadar geri püskürtülmüşlerdi. Sonuç olarak, bu saldırıda 44 Alman birliği seferber edilmişti.
Alman birlikleri, hedefleri olan Hazebrouck şehrine 5 mil (8 Km) kadar yaklaşmışlardı. Batı Cephesindeki İngiliz kuvvetleri komutanı Mareşal Douglas Haig (1861-1928), Fransızlardan acil yardım talep etmiş ve 11 Nisan’da meşhur, Günün Özel Emrini yayınlamıştı:
Başka çaremiz kalmamıştı, sonun kadar savaşmalıydık. Her bir mevki son ferdine kadar savunmalıydı: Geri çekilme olmamalıydı. Sırtımız duvara dayalıyken ve davamızın haklılığına inanarak, her birimizin sonuna kadar savaşması gerekiyordu. (Simkins, 55)
İngiliz komuta yapısındaki yeniden bir düzenleme olmasıyla daha enerjik General Herbert Plumer (1857-1932) cephenin bu bölümü başına getirilmişti. General Plumer, askerlerini Ypres çevresindeki daha savunulabilir mevzilere geri çekmişti. Almanların sahada ilerleyişi, büyük ölçüde lojistik başarısızlık yaşanması nedeniyle, ilk başta planlanandan çok daha büyük boyuta ulaştığı için bir kez daha ivme kaybetmişti. Ancak, General Ludendorff pes etmemiş, Ypres’in kuzeyinde Belçika güçlerince tutulan cephe bölümüne doğru ilerleme emri verilmişti.
Nisan ayı ortalarına gelindiğinde, Fransızlar Flanders bölgesindeki müttefiklere destek gücü göndermiş ve birlikler sürekli olarak daha yoğun çatışmaların yaşandığı bölgelerde savaşmamaları için rotasyona tabi tutulmuşlardı. Alman Ordusu, 25 Nisan günü, Kemmel Dağını ele geçirmiş ancak bu harekâtın zirve noktası olmuş ve bundan sonra daha fazla kazanım elde edilememişti. Ludendorff, 29 Nisan günü, Lys Taarruz harekât alanını terk etmişti. Alman Taarruzu, ikinci kez, stratejik açıdan çok az kazanım elde etmiş ve ağır kayıp vermesiyle sonuçlanmıştı; belki de 150.000 asker daha. Bu kayıplar, Alman Ordusunun yerine ikame edebileceği askerlerinin olmadığı kayıplardı. Müttefikler, 100.000 kayıp daha vermişti, ancak savaşın devamı ve ikmal hatları açısında hayati önem taşıyan bir şekilde Manş Denizi limanları kontrolünü hala ellerinde tutuyorlardı.
Aisne Üçüncü Muharebesi
Alman General Ludendorff, Mayıs ayında Oise Nehri’nin bir kolu olan Aisne Nehrinde yılın üçüncü büyük taarruzu başlatmıştı. Blücher Operasyonu hedef bölgesi, özellikle nehrin üzerindeki yüksek arazi, Almanların Fransa derinliklerine ilerlemesi önünde doğal bir engel oluşturuyordu. Bu bölge, Batı Cephesinde daha önce iki kez, ilk olarak 1914 yılı, Eylül ayında ve ikinci kez 1917 yılı baharında savaş yapılmış bir bölgeydi. Ludendorff’un düşüncesi, bu bölgede küçük bir saldırı başlatıp Fransız ve İngiliz ordularını oyalayarak, Flanders şehrindeki İngiliz hatlarına daha büyük bir saldırı başlatmak şeklindeydi.
27 Mayıs günü 4.000 topçu silahlarıyla düzenlenen kısa süreli bir yaylım ateşinden sonra, 41 birlikten oluşan Alman Birinci ve Yedinci Orduları, bölgede sadece dört birliği bulunan Fransız Altıncı Ordusu ve üç İngiliz birliğine karşı ilerleme kaydetmişlerdi. Müttefiklerin yedekte dokuz birliği daha vardı, ancak Almanların sayısal üstünlüğü olduğu açıkça görülüyordu. Fransız ve İngiliz birlikleri cephe hatları boyunca seyrek bir şekilde dağıtılmış ve savunma mevzileri iyi bir şekilde seçilmemişti.
Saldırı cephesi dardı, sadece 14,5 Km genişliğindeydi. Saldırganlar Müttefik savunmasını doğrudan yarıp geçerek Chemin des Dames (Kadınlar Güzergâhı) tepesi kontrolünü ele geçirmişlerdi. Ardından Aisne Nehri üzerindeki köprüleri tutmuşlardı. Esas Müttefik cephe hattının iki ucu da hasarsız kalmamıştı. Müttefiklerin sol kanadı Soissons şehrine çekilmek zorunda kalırken, sağ kanat aşağı yukarı kendi konumunu koruyabiliyordu. Alman Ordusu etkileyici bir şekilde 16 Km ilerleme kaydetmişken, Genral Ludendorff bir kez daha her şeyi göze alıp Paris’i ele geçirme kararı almıştı. Fransa Başkentine 60 milden (96,5 Km) daha az bir mesafe kalmıştı ve Alman obüslerinin en büyüklerinden, özellikle de devasa Paris Topun’dan açılan ateş altında kalmıştı.
Amerikan Birinci Tümeni, 28 Mayıs günü, Cantigny kasabasında Alman ilerlemesini durdurmayı ve ardından bir dizi karşı saldırıyı geriye püskürtmeyi başarmıştı. Bu harekât, Amerikan’ın savaş sırasında ilk askeri harekâtı olmuştu. Almanlar, 30 Mayıs gününe kadar, 5 mil (8 Km) daha ilerleyince, Marne Nehri’nin geçilebileceği Château-Thiery bölgesini tutmak üzere Amerikan İkinci ve Üçüncü Tümenleri gönderilmişti.
General Ludendorff, 04 Haziran günü, Aisne bölgesi taaruzunu bırakmıştı. Almanlar düşman toprakları içlerine 35 mil (56 Km) kadar girmişlerdi, ancak cepheyi yaklaşık 32 Km’nin (20 mil) ötesine genişletmeyi başaramamışlardı. Bunun üzerine Amerikan İkinci Tümeni, 06 Haziran günü, Belleau Wood (Belleau Ormanı) bölgesinde saldırıya geçmişti. Orman bölgesi savunmasında deneyimli dört Alman tümeni görev yapıyordu ve Amerikan kuvvetleri bölgeyi temizleyene kadar; çatışmalar üç hafta boyunca devam etmiş, ancak bu harekât yaklaşık olarak 9.000 kayıp pahasına olmuştu. Bu harekât, aynı zamanda, Almanya karşısında, sahada yeni bir düşmanın olduğu uyarısı olmuştu. Bu herekat sırasında, hem Almanya ve hem de Müttefikler açısından stratejik olarak etkisiz olan Aisne Saldırısında yaklaşık olarak 130.00 asker kaybedilmişti.
Noyon-Montdidier Saldırısı
09 Haziran gününe gelindiğinde, daha geniş kapsamlı Bahar Taarruzu, dördüncü saldırısı olan Noyon-Montdidier Saldırısı başlatılmıştı. Kod adı Gneisenau Operasyonu olan bu saldırı, Amiens ve Aisne bölgeleri çıkıntılarına katılma beklentisiyle, dikkat dağıtıcı bir saldırı olarak planlanmıştı. İlerleme Oise Nehrinin bir kolu olan Matz Nehri akış yönü takip edilerek Oise Vadisi kuzeyinde gerçekleşecekti.
Fransız Üçüncü Ordusu, Alman Onsekizinci Ordusu daha harekete geçmeden önce, topçu bombardıman ateşlerine başlamıştı. Alman firarileri, Fransızlara saldırı planı konusunda uyarı yapılmıştı. Bununla birlikte, Almanlar sayısal bir üstünlüğe sahip olmamalarına rağmen, ilk 24 saattte yaklaşık olarak 9,5 Km ilerlemeyi başarmışlardı. Fransız güçleri toparlanmış ve Alman ilerlemesi önemli ölçüde yavaşlamıştı. Ardından, üç Fransız ve iki Amerikan tümeni güçlü tank ve hava desteğini alarak karşı saldırıya geçmişlerdi. Düşman tarafın saldırısına uğrayabileceği bir alanda ilerleme taktiği meyvesini vermişti. General Ludendorff, 11 Haziran günü saldırıyı durdurmak zorunda kalmıştı.
Marne Taarruzu
Temmuz ayına gelindiğinde, Müttefiklerin saldırı üstüne saldırıyı savuşturma konusunda olağanüstü kapasite göstermesi nedeniyle Ludendorff’un seçenekleri tükenmiş ve askeri gücü de (özellikle de fırtına birlikleri) kalmamıştı. Alman komutanın oynayabileceği son bir saldırı kozu kalmıştı. Şimdi, Reims şehrinin her iki tarafından ileleyip Paris’in doğusunda Marne Nehrini geçmesi gerekiyordu. Bu görev Birinci, Üçüncü, Yedinci ve Dokuzuncu ordulara verilmişti. Birinci ve Üçüncü Orduların Reims şehrinin doğusunda ilerleyişi 15 Temmuz günü 42 Km uzunluğunda bir cephe boyunca başlamıştı. Saldırının bu kısmı tamamen başarısız olmuş ve ilk gün General Henri Gouraud (1867- 1946) komutasındaki Fransız Birinci Ordusu tarafından bloke edilmişti. Fransız topçusu aşılması güç bir engel olduğu kanıtlamış, General Gouraud’un derinlemesine savunma taktiği ve savunma hattını daha yumuşak bir şekilde tutma stratejisi son derece etkili olmuştu.
Bu sırada, Alman Yedinci ve Dokuzuncu Orduları 22 mil (35 Km) uzunluğunda bir cephe boyunca Reims şehri Batı tarafından ilerlemişlerdi. Saldırganlar, Fransız Altıncı Ordusuna karşı daha iyi bir ilerleme kaydetmiş ve Marne Nehrini geçmeyi başarmışlardı. Derin bir köprübaşı savunma noktası kurulmuş, ancak ilerleme nihayet 17 Temmuz günü, İngiliz, İtalyan ve Amerikan birliklerinin desteğiyle Fransız Dokuzuncu Ordusu tarafından durdurulmuştu. Alman saldırısı, o yılda yaşanan diğer bütün saldırılar gibi, çok fazla kayıp vermiş ve hatta savaşanlar bitkin düşmüş, erzak ve teçhizattan yoksun kalmışlardı. Buna karşılık, demiryolu merkezlerinin kontrolünü elinde tutan ve rotasyon sistemini kullanan Müttefikler, savaş cephesini sürekli olarak takviye edebiliyorlardı. Alman gücü morali en düşük seviyedeydi; bu durum, Müttefiklerden tam üç hafta önce Alman Ordusu arasında yayılan 1918 grip salgını etkisiyle daha da kötüleşmişti.
General Ludendorff’un Bahar Taarruzu, Alman Ordusuna 800.000 ölü veya yaralıya mal olmuştu. Önemli bir stratejik kazanım elde edilememiş ve başvurulacak yedek kuvveti de kalmamıştı. Düşmanın sendelendiğini gören Müttefikler sert bir karşılık vermişlerdi. Müttefikler, 18 Temmuz günü, İkinci Marne Muhaberesi olarak bilinen karşı saldırı başlatmış ve ardından da Ağustos ayında Amiens bölgesinde Alman Ordusunu kalıcı bir geri çekilmeye zorlamak üzere aynı şekilde saldırı harekâtını tekrarlamışlardı. General Ludendorff, Amiens bölgesinde aldığı yenilgiyi “Alman Ordusunun Kara Günü” olarak tanımlamıştı (Bruce, 231). Hem Alman silahlı kuvvvetleri bünyesinde ve hem de ülke içinde huzursuzluk artarken, savaş 1918 yılında Almanya ile imzalanan ateşkes ile sona ermiştir.
