Üstün silahlara sahip olma savaş kazandırabilir. Taraflar, Birinci Dünya Savaşı (1914-18) sırasında, havada, karada ve denizde etkili bir şekilde kullanılabilecekleri giderek daha can yakıcı silahları üretmek suretiyle düşmana karşı üstünlük sağlamaya çalışmışlardı. Almanya, Luger tabancası, MG08 makineli tüfeği, Mauser tüfeği, U-boot denizaltısı ve Zeplin hava aracı gibi silahları üretmişti. En sonunda savaşta yenilgi yaşamış ve birçok durumda Müttefiklerle birlikte en iyi silah üretimi için şiddetli rekabeti de kaybetmişti. Üretilen birçok silahın İkinci Dünya Savaşının başladığı 1939 yılında bile hala etkili olduğu da kanıtlanmıştı. Alman Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği bazı yenilikleri bu yazıda inceliyoruz.
Luger Tabanca
George Luger tasarımı otomatik Luger tabancası, 20.yüzyıl Alman Silahlı Kuvvetlerinin ikonik bir silahı haline gelmişti. Akılda daha az kalıcı resmi adı Parabellum-Pistole Modell 1908 (P08) olmuştu. İlk olarak 1900 yılında İsviçre Ordusu, 1904 yılında Alman Donanması ve ardından 1908 yılından itibaren Alman Ordusu bu silahı benimsemişti. Başta Bulgaristan Ordusu olmak üzere diğer ulusal ordular da Luger tabancasını kullanmışlardı. Bu silahla 9 mm’lik (0.35 inç) Parabellum fişeği kullanıyor ve kabzası içindeki şarjörde yedi adet fişek bulunabiliyordu. Bu silah, iyi yapılması, güvenilir ve dengeli olmasıyla haklı bir ün kazanmıştı. Sadece Birinci Dünya Savaşı sırasında yaklaşık olarak 1.6 milyon adet Luger tabancası üretilmiş ve İkinci Dünya Savaşında da kullanılmaya devam edilmiştir.
Mauser Tüfeği
Genellikle “Mauser” olarak bilinen Mauser Gewehr 98 tüfeği , “şimdiye kadar üretilmiş en başarılı ve en çok kopyalanan tüfeklerden biri olmuştur (Bruce, 250). Sağlam sürgü mekanizması ve güvenilir bir silah olması, düşük düzeyde bir bakım gereksinimiyle haklı bir üne sahip olan bu dayanıklı ve hedefe isabet oranı yüksek tüfek, beş fişekli şarjörden 7,92 mm (0,3 inç) fişekleri ateşliyordu. 1898 yılından itibaren Alman Ordusunda kullanılan Mauser tüfeği, Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman piyade sınıfı askerler için standart bir tüfek haline gelmiş ve başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere diğer ülke orduları da bu tüfeği kullanmışlardı. Optik bir nişangâhla donatılmış keskin nişancı versiyonu da Batı Cephesi siperlerinde yaygın olarak kullanılmıştır.
MG08 Makineli Tüfek
Makineli tüfek; özellikle piyade saldırısına karşı savunma birlikleri veya sürpriz bir şekilde düşman mevziisine saldırı düzenleyen şok birlikleri bu tüfeği kullandıkları zaman, savaşın en yıkıcı silahlarından biri olduğu kanıtlanmıştı. Devrim niteliğinde bir silah olan Maxim makineli tüfeğini, mucit Hiram Maxim,1884 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinde icat etmişti. Alman Ordusu, bu türden silahları erken benimseyen ordulardan biri olmuştu. Maschinengewer 08 (MG08) makineli, Maxim makineli tüfeğinin Alman türeviydi ve Birinci Dünya Savaşı süresince bu kategoride standart hizmet silahı haline gelmişti. MG08 makineli tüfeği dakikada 300 adet 7,92 (0,3 inç) fişek ateşleyebiliyordu; namlu güçlendirici ile ateş hızı dakikada 450’ye çıkarılabiliyordu. Fişekler, kanvas bir kemer kullanılarak silaha veriliyordu. Namlusu, su soğutmalıydı, bu özelliği uzun süreli ateş etmeyi sağlıyordu ve dengede tutmak için bu silah bir üçayak üzerine yerleştiriliyordu. Savaşın başından itibaren, Alman Ordusu her bir alayı altı adet MG08 makineli tüfeğiyle ile donatılmıştı. Bu silahın Alman versiyonu daha hafif bir makineli tüfek Maschinengewehr 08/15’ten Birinci Dünya Savaşı sırasında 130.000 adet üretilmişti; bu sayı MG08 tüfeğinin neredeyse iki katıydı. Her iki makineli tüfek türü de 1930’lu yıllara kadar orduda kullanımda kalmıştı.
MG08 ve MG 08/15 silahından sonra, üretildiği yerin adını almasından dolayı Spandau olarak bilinen yeni bir uçaksavar olan LMG08/15 geliştirilmişti. Daha hafif bir silah olan LMG08/15 makineli tüfeği, benzeri Parabelllum makineli tüfekler gibi Alman uçaklarına da monte ediliyordu. Son olarak, daha büyük makineli tüfek tiplerinin elde taşınabilir bir versiyonu olan ilk hafif makineli tüfek, 1918 yılında Hugo Schmeisser tarafından Bergmann Machinenpistole 18/I olarak geliştirilmişti. Dakikada 500 mermi atabiliyor (şarjör sadece 32 mermi olsa da) ve namlusunda açılan deliklerle soğutma sağlanıyordu; bu silah daha sonra birçok hafif makineli tüfeğin ayırt edici bir görünümündeydi. Bu silah, piyade sınıfı silahlanmasında neredeyse devrim yaratmıştı, ancak Birinci Dünya Savaşı sonucunu önemli ölçüde etkilemek için biraz geç kullanıma sunulan bir silahtı. Müttefikler, makineli tüfek potansiyelini kesinlikle fark etmişlerdi ve 1918 yılında Almanya ile Ateşkes Anlaşmasının ardından Alman Silahlı Kuvvetlerinin bu türden silahlara sahip olmasına yasaklama getirilmişti.
Çubuklu El Bombası
El bombası, daha önceki çatışmalarda, özellikle Rus-Japon Savaşı (1904-1905) sırasında kullanılmıştı. Ancak Birinci Dünya Savaşı sürecinde daha da geliştirilmiş ve çok daha yaygın olarak kullanılmıştı. Alman versiyonu el bombası (Stievhandgranate), bir teneke veya çelik bir kutu içine yerleştirilerek, tahta bir sapaya bağlı çubuklu el bombasıydı. Bu özelliğiyle diğer el bombası türlerinden daha uzak bir hedefe fırlatılabileceği anlamına geliyordu. Kasnağında genellikle bir klips bulunuyordu ve böylece askerin kemerine takılabiliyordu. Ağırlığı 820 gramdı. El bombasını kurmak için, sapın tabanında bulunan küçük metal kapak sökülür ve ardından teli çekilirdi. İki standart ateşleme süresi vardı: 5,5 veya 7 saniye (kutunun yan tarafında yardımcı bir şekilde belirtilmişti). Çubuk el bombası, her ay milyonlarca üretildiği için görünümü artık tanıdık bir hale gelmişti. İngilizler, Alman çubuk el bombasına, yaygın bir mutfak aletine benzettikleri için, “patates ezici” adını vermişlerdi. Bu tasarımı, İkinci Dünya Savaşında kullanılan Alman yapımı el bombaları üretiminde olduğu gibi korunmuştu.
Büyük Topçu Silahları
Birinci Dünya Savaşında topçu silahı, en yaygın kullanılan silahlardan biri haline gelmişti. Ancak Alman Ordusu, düşmanı bombalama söz konusu olduğunda daha büyük bir silahın daha etkili olacağı kararını almıştı. Alman Sanayi Şirketi Krupp, her biri 42 Cm çapında ve 1.786 lbs (810 Kg) ağırlığında bir mermiyi 10.000 yarda (9.144 m) uzağa fırlatabilen iki devasa obüs/havan topu üretmişti.
O zamana kadar savaşta kullanılan en büyük iki top silahı; Alfred Krupp’un kızı Barones Bertha Krupp’a pek de hoş olmayan bir gönderme olarak “Büyük Bertha” topları lakabını almıştı. Her biri 43 ton ağırlığında bu toplar o kadar büyük olmuştur ki, ancak söküldükten sonra taşınabiliyordu. Batı Cephesinde Liege ve Namur kuşatmalarında yoğun olarak kullanılmıştı. Bu toplar, büyük yıkıma neden olmuş ve atıldıkları her yerde ne kadar kısa sürede yıkım yaptıkları herkesi şaşırtmıştı. Büyük Bertha topları, daha sonra etkili başarılarını sürdürmek üzere, Doğu Cephesine taşınmışlardı. Bun toplar 1917 yılına kadar etkili silahlar olarak kullanımda kalmış, ancak o zamana kadar namlularının iç kısımlarında aşınma meydana gelmiş ve bu nedenle isabet oranı önemli ölçüde azalmıştı.
Büyük Bertha toplarından bile daha uzun menzili bir top; o zamana kadar tarihte üretilmiş en büyük topçu silahı olan olağanüstü Paris Topu olmuştur. Bu silahın 142 tondan fazla ağırlığı ve 21 Cm (8,inç) çapında bir namlusu vardı. 1918 yılı Mart ve Ağustos ayları arasında kısa bir süre kullanılan bu güçlü toplar, özel olarak üretilmiş ve son derece hantal bir taşıyıcı üzerinde taşınması gerekiyordu. Bu silah, bir şehir gibi büyük bir hedefi vurmak üzere uygundu ve bu nedenle önce Paris’ten 130 Km (80 Mil) uzaklıktaki (topun menzili içinde) Crépy Ormanına yerleştirilmiş ve daha sonra Batıya taşınmıştı. Paris Topu, Fransa başkentine 367 mermi ateşleyip atmış, 256 kişi öldürülmüş ve 620 kişi de yaralanmıştı. Bu ateşlemenin aslında savaşın genel seyrinde somut bir etkisi olmamıştı. Doğrusu, bu top kullanışlı olmayacak kadar büyüktü; mermileri nispetten küçük olsa da, hassasiyet oranı zayıf kalmış ve namlusunda hızla aşınma meydana gelmişti. Alman Ordusu, savaşın son aşamasına gelindiğinde, düşman eline geçmesini önlemek amacıyla Paris Topunu hemen imha etmişti.
Uçaklar
Alman Hava Kuvvetleri, Birinci Dünya Savaşı boyunca düşman tarafı performans ve ateş gücü bakımında geride bırakmaya çalışırken, şaşırtıcı derecede çeşitli uçakları kullanmıştı. En ünlü ve etkili as pilotu Yüzbaşı Manfred von Richthofen (1892-1918) çoğunlukla kırmızı renkli tek kişilik Albatros DI’den DIII’e ve daha sonra Fokker DR I serisine kadar olan uçakları kullanmıştı. Albatros DIII uçağı, Mercedes motoru ve çift Spandau makineli tüfeği vardı; 1918 baharında Batı Cephesinde kullanımı Müttefiklere ağır kayıplar vermişti ve bu dönem “Kanlı Nisan” olarak bilinir. Alman Hava Kuvvetlerinin kullandığı diğer uçaklar arasında AEG, Aviatik, Brandenburg bulunuyordu (ekibi arasında ünlü tasarımcı Ernst Heinkel de vardı). Gotha (bombardıman uçaklarında uzmanlaşmıştı), Junkers (II. Dünya Savaşında uçak üretmeye devam etmişti), AlPfalz (yenilikçi uçaklarda silah gövde içine gizlenmişti) ve Rumpler (savaşın en hızlı savaş uçaklarından biri olan CIV’i üretmişti) yer alıyordu.
Fokker DVII uçağı, belki de savaş süresinde en ünlü Alman savaş uçağıydı. BMW’nin sağladığı en iyi motor, 185 beygir gücünü üretiyor ve çift kanatlı bu uçağın 16 dakikada 1.500 metre (5000 ft) yüksekliğe tırmanmasını sağlıyordu. Savaş sırasında 760 adet üretilen Fokker uçağı, bu dönem uçaklarında keskin dar dönüşler tipik bir sorun olurken, duraksamadan dar keskin dönüşleri yapabiliyordu. Müttefiklerin Fokker DVII uçağına olan hayranlığı o kadar büyük olmuştur ki, 1918 Ateşkes Anlaşmasıyla Almanya’nın bu uçakların tamamını teslim etmesi şartı koşulmuştu.
Denizaltılar
Almanların denizaltılarına verdikleri isim, Unterseeboot (denizaltı botu) kelimesinin kısaltması olan U-Boot olmuştu. Alman Donanmasının savaşın başında sadece 20 adet aktif denizaltısı vardı, ancak Alman filosu, Müttefik filoları seviyesine ulaşmak üzere hızla gelişme kaydetmişti. 1917 yılına gelindiğinde Almanya’nın 140 adet U-Boot’u vardı. Farklı denizaltı sınıfları, kıyı sınıf birlikleri, kıyı devriyesi görevini yapmak veya mayın döşemek gibi farklı amaçlar için seferber edilmişlerdi. Alman Ordusu, Jutland Muharebesi (Mayıs-Haziran 1916), çıkmaza girmesinden sonra, düşman gemilerine saldırmak ve Kuzey Denizinde Müttefik Ablukasını kırmaya çalışmak üzere denizaltılarına yönelmişti. Denizlerde serbest dolaşabilen ve tespit edilmesi zor olan U-Boot’lar, Atlantik Okyanusunun çok uzaklarında düşman gemilerini (donanma veya ticaret gemisi) batırabiliyorlardı. Tipik bir U-Boot, yüzeyde dizel motorla ve su altında çift elektrikli motorla çalışabiliyordu, azami hızı 17 knot (1 deniz mili/S) ve altı adet kendinden tahrikli torpido taşıyordu. Yaklaşık olarak 39 kişiden oluşan mürettebatı, son derece sıkışık ve kirli koşullarda yaşamak zorunda kalıyordu.
Denizaltılar (U-Boot) Atlantik Denizyollarında büyük tahribata neden olmuşlardı. En başarılısı, Birinci Dünya Savaşı sırasında inanılmaz bir şekilde 224 gemiyi batıran U-35 denizaltısı olmuştu. Başlangıçta denizaltılar düşman gemilerine uyarı vermeden saldırıyorlardı (sınırsız denizaltı savaşı), ancak 07 Mayıs 1915 tarihinde yolcu gemisi RMS Lusitania’nın İrlanda açıklarında batırılması ve 1200 sivilin hayatını kaybetmesi, uluslararası öfkeye yol açmış, denizaltı komutanlarına hareket kısıtlaması getirilmesine neden olmuştu. Savaş devam ederken ve Almanya üzerindeki abluka daha da sıkılaşırken, 1917 yılı, Şubat ayında sınırsız denizaltı savaşı yeniden başlamıştı; bu da ABD’nin en sonunda savaşa girmesi nedenlerinden birisi olmuştu.
Müttefikler en sonunda, denizaltı saldırılarına karşı etkili önlemler geliştirmişlerdi; bu önlemler arasında gemilerin daha düzensiz bir rota izlemesi, ticaret gemilerini korumak üzere silahlı konvoyların ve uçakların seferber edilmesi, temas mayını ve derinlik bombası (denize bırakılan zaman ayarlı bombalar) gibi silahların kullanılması yer alıyordu. Konvoy sistemi belki de en etkili karşı önlemdi. Savaş sırasında konvoy halinde Atlantik’i geçen 88.000 gemiden sadece 436’sı torpido/havan topu ile vurulmuştu. Konvoy sistemiyle, Müttefik gemileri inşası konusunda denizde moral kaybının telefi edilmesi ve hayati önem taşıyan malzemelerin Avrupa’ya ulaşılması sağlanmıştı.
Denizaltılar, savaş süresi boyunca, 5000’den fazla Müttefik gemisini batırmış olsalar da, Almanya bu savaşı yalnızca denizaltılarla kazanmamıştı. Nazi Almanya’sı İkinci Dünya Savaşında bu silahı tekrar kullanmış ve bu kez adeta avlanan büyük “kurt sürüleri” misali seyreden denizaltılar, denizlerde büyük can ve mal kaybına neden olmuşlardı.
Zeplinler
Zeplinler, Almanya’nın devasa silahlarına çok benziyorlardı; kâğıt üzerinde etkileyici görünen ve kesinlikle psikolojik bir etkiye sahip olan Zeplinler, sonuçta stratejik herhangi bir amaca ulaşma amacında başarısız olmuşlardı. Almanya, hava araçlarını keşif görevinde, Paris, Londra ve hatta İskoçya da dâhil olmak üzere düşman topraklarındaki hedefleri bombalamada kullanmıştı. Genellikle gece bombalama baskınları yapılmış, demiryolları ve limanlar gibi önemli altyapılar hedef alınarak hem patlayıcı ve hem de yangın bombaları atılmıştı. Savaş tarihinde ilk kez, hedef olarak bir ülkenin silahlı kuvvetleri atlanıp doğrudan sivil nüfus hedef alınarak saldırı düzenlenmiş ve bu durum “cephe” olarak bilinen yeni bir cephe olmasına yol açmıştı. Bombalama baskınları Avrupa genelinde hasar yaratmış, 4000 can kaybına neden olmuş ve faaliyette olan 117 hava araçlarından sadece 39 “Zeplin” düşürülmüştü.
Bununla birlikte, teknik ve sayısal sınırlama ve de sürekli gelişen uçakların tehdidi nedeniyle, savaş boyunca yapılan bütün propagandaya rağmen, Zeplinler, altyapılara ve sivil morale kalıcı büyük bir zarar vermemişti. Savaş zamanı söz konusu hava araçlarının gerçek mirası, 1920’li ve 30’lu yıllarda kıtalararası yolcu uçuşlarını mümkün kılan teknolojik gelişmelere yol açmıştı. Özellikle transatlantik Zeplinler, hava yolculuğunun geleceğine dair yeni ve daha göz alıcı bir bakış açısı sunmuşlardır.
