1917 Rus Devrimi’nin meydana gelmesinin birçok nedeni vardı; bu nedenler arasında Çar II. Nikolay’ın (saltanat dönemi 1894 -1917) sevilmeyen otoriter yönetimi, daha iyi çalışma koşulları talebi ve daha fazla siyasi temsil hakkı isteyen işçi sınıfının radikal seferberliği yer alıyordu. Aslında çift devrim olan bu sosyal olaylarda, ilk devrim Mart ayında Çar Nikolay’ın tahttan çekilmesine yol açmıştı, ardından 1917 yılında kurulan Geçici Hükümetinin etkisiz yönetimi sonrasında Kasım ayında ikinci bir devrim gerçekleşmişti. Bu ikinci devrim, Vladimir Lenin (1870-1924) önderliğinde Bolşeviklerin (daha sonra Komünist Partisi) iktidarı ele geçirip Sovyet Rusya’yı kurması nedeniyle genellikle Bolşevik Devrimi olarak adlandırılır.
1917 Rus Devrimi’nin Ana Nedenleri:
- Çar Yönetimi giderek daha da otoriter bir hal almıştı.
- Çar, 1905 Rus Devriminden sonra verdiği reform sözlerini yerine getirmekte başarısız olmuştu.
- Çar, Grigori Rasputin ile olan ilişkisi nedeniyle, halk arasında sevilmiyordu.
- Rusya’nın birinci Dünya Savaşına katılması ciddi ekonomik çalkantılara ve gıda kıtlığına neden olmuştu
- Başkomutan sıfatıyla Çar, Birinci Dünya Savaşında yaşanan yenilgilerle ilişkilendirilmişti
- Çar, giderek disiplinsizleşen Rus Silahlı Kuvvetlerinin desteğini kaybetmişti
- Sosyalist devrimciler, Karl Max’ın önerdiği gibi daha adil bir toplum için mücadele veriyorlardı
- İşçi sınıfı, giderek sosyalist devrimcilerinden daha fazla etkilenmeye başlamıştı.
- İşçiler daha iyi ücret, daha iyi çalışma koşulları ve siyasi temsil hakkı istiyorlardı
- Köylüler daha adil bir toprak dağılımı ve yerel siyasi temsiliyet istiyorlardı
- Orta sınıflar sosyal reform yapılmasını ve hükümette daha fazla yetki almayı istiyorlardı
- Kadınlar oy kullanma hakkı ve erkeklerle eşit haklar istiyorlardı
- Rus İmparatorluğu bileşeni ülkeler bağımsızlık istiyorlardı
- Geçici Hükümet, Kurucu Meclis için seçim yapma sözünü yerine getirmede başarısız kalmıştı
- Geçici Hükümet ciddi ekonomik ve altyapı sorunlarını çözmede başarısız olmuştu
- İçi ve köylü kesiminden birçok kişi Birinci Dünya Savaşından çekilmeyi istiyordu.
- Lenin önderliğinde radikal Bolşevikler, Geçici Hükümeti zorla ele geçirerek Rusya’da Cumhuriyet ilan etmişlerdi.
Çar’ın İtibar Kaybı
Çar II. Nikolay’ın, halkın arasında bilge adam ve adil bir hükümdar olma itibarı 1915 yılından itibaren zayıflamıştı. Ülkede yaşanan ekonomik durgunluk, Rus-Japon Savaşında (1904-1905) yenilgi, 1915 Kanlı Pazar olayları sırasında barışçıl ve silahsız protestocuların üzerine ateş açılarak katledilmesi, vaat edilen reformların gerçekleştirilmemesi, insanların Çar’ın gerçekten de ülkeyi yönetmek için iyi bir kişi olup olmadığını sorgulamasına neden olmuştu. Çar Nikolay, 20. yüzyıl Rusya’sında yaşanmakta olan toplumsal değişimlerden habersiz olduğu görünüyordu. Çar, bir keresinde, bir akrabasına şöyle bir itirafta bulunmuştu: “Tanrı’nın bana emanet ettiği insanlara zararlı olduğunu düşündüğüm için asla temsili bir hükümet biçimine razı olmayacağım” (Montefiore, 521). Çar Nikolay, otokrasi yönetim şeklinin gerçekten de en iyi bir yönetim tarzı olduğuna inanıyor ve yönetimine karşı her türlü muhalefet girişimini acımasızca bastırıyordu. Protesto hareketleri ordu ve polis güçlerince şiddetle bastırılıyor ve sayısız tutuklama yapılıyordu.
Sürgüne gönderilmiş, hapsedilmiş ve geçici olarak bastırılmış olabilirler, ancak değişim isteyen insanlar ortadan yok olmamışlardı. Anayasal monarşi veya hatta cumhuriyet kurulması için çalışan radikal yeraltı pratileri kurulmuşlardı. Çar Nikolay’ın halk arasında konumu, kendisini kutsal adam ilan eden Grigori Rasputin’in (1869 -1916) kraliyet ailesi ve ülke siyaseti üzerindeki etkisine dair tatsız ve ısrarlı söylentilerden dolayı daha da zayıflamaya başlamıştı. Rasputin, hemofil hastası olan Çar’ın varisi Alexei’ye görünüşte belirgin bir rahatlama sağladığı için iktidar koridorlarına ilk kez adım atmıştı. Rasputin’in hastası üzerinde psikolojik bir sakinlik etkisinden daha fazla gerçek bir etkisi olmamış olabilir, ancak İmparatoriçe Rasputin’den özellikle etkilenmiş ve kısa sürede kraliyet maiyetinin vazgeçilmez bir bireyi haline gelmişti. “Kutsal Adam’ın” aslında eltkisi altına aldığı herkesle cinsel ilişkiye giren bir ayyaş olduğu söylentileri yaygın hale gelmişti. Müstehcen dergiler ve pek de saygın olmayam gazete yayınları çıkmış, Rasputin hakkında olumsuz karikatürler yayınlanmış ve hatta Rasputin’in imparatoriçe ile bir ilişkisi olup olmadığı konusunda spekülasyonlar da yapılmıştı. Çar Nikolay, ülkede yayılan söylentilere tepki vermeyi reddetmişti. Ancak modern Rusya ve Sovyet tarihi uzmanı akademisyen T. Hasegawa’nın belirtiği üzere, “Rasputin olayı, her şeyden çok otokrasi prestijinin felaket derecede aşınmasına katkıda bulunmuştu” (39).
Çar Nikolay itibarını zedeleyen diğer bir darbe ise, Yahudi halkına ve diğer geleneksel olarak günah keçileri kabul edilen insanlara karşı acımasız saldırılar düzenleyen Rus Halk Birliği gibi aşırı milliyetçi ve Yahudi karşıtı örgütlere verdiği güçlü destek olmuştu. Bu pogromlar ve Kanlı Pazar olayları, Tanrı tarafından seçilmiş Rus Çarı’nın tanımı gereği adil ve dürüst bir yönetici olduğu yönündeki uzun süreden beri var olan inancı fiilen ortadan kaldırmıştı. Çar Nikolay’ın itibarını zedeleyen son darbe ise, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında 1915 yılı, Eylül ayında kendisini Silahlı Kuvvetlerin başkomutanı ilan etme kararı alması olmuştu. Başkomutanlık görevi için tamamen yetersiz olan Çar’ın aldığı bu kararın sonucunda, ordunun aldığı yenilgi nedeninin komuta kademesindeki generallerden daha ziyade ülkenin yöneticisiyle yakından ilişkilendirilmesi olmuştu.
Belki de Çar Nikolay için daha da kötüsü; Çar cephede askercilik oynarken hükümet işleri esasen İmparatoriçe Alexandra Feodorovna’nın (1872-1918) yönetimine kalmıştı. Ve birçok kişi açısında bu işlerin yöneteni aslında Rasputin olduğu anlamına geliyordu. Bakanlıkların görevden alınma ve atanmaları konusunda bir şaibe fırtınası kopmuştu; görevden alma ve atanma işlerinin çoğu parayla yapıldığı söyleniyordu. Kraliyet yanlıları, Rasputin’in – ya da daha doğrusu Rasputin hakkındaki söylentilerin – Çar’ın itibarına verdiği zararı görmüşlerdi. En azında zarar verici söylentileri; Rasputin ve İmparatoriçenin Alman yanlısı bir hükümet kurdukları şeklinde olmuştu; bunun tek bir kanıtı, İmparatoriçenin Alman asıllı olması, evlenmeden önceki ünvanının Hesse-Darmstadt Prensesi Alix olmasıydı. Bir grup kraliyet yanlısı, Rasputin’e suikast düzenleme planı yapmış - dövülmüş ve vurulmuş cesedi - 1917 yılı, Ocak ayı başlarında bir nehirde bulunmuştu.
Otoriter Devletin Reddi
Çar Nikolay, Duma adında bir meclis kurmuştu, ancak oylama ağırlıklı olarak üst sınıfların lehine olacak şekilde tasarlanmış ve meclisin de aslında çok az yaptırım gücü vardı. Önemli olan, Çar’ın Duma’nın geçirdiği herhangi yeni bir yasayı gerektiğinde veto edebilmesiydi. Çar Nikolay, ayrıca bakanları atama ve görevden alma konusunda da ayrıcalıklı hakka sahipti ve kendi kişisel güçlerine saygılı olan politikacıları sürekli olarak terfi ettiriyordu. Çar, siyasi arenanın yanı sıra, orduyu, devlet bürokrasisini, dış politikayı ve Kiliseyi de mutlak kontrol altında alıyordu. Çar’ın gizli polisi Okhrana, sosyal hayatın her alanına karışmış gibi görünüyordu. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle birlikte, Çar’ın tebaasından giderek dah fazla kısmı bu durumdan son derece memnuniyetsiz hale gelmişti. Diğer ülkeler geniş bir siyasi oy hakkı konusunu ele alırlarken, ifade özgürlüğü, dernek kurma ve basın özgürlüğü erdemlerini överlerken, Rusya çok geride kalmış gibi görünüyordu. İşçiler ve köylüler, hangi haklardan mahrum kaldıkarının giderek daha fazla farkına varıyorlardı. Aynı zamanda, giderek büyüyen profesyonel orta sınıf ve öğrenci kesimi de değişimi gerçekleştirmeye kararlıydı.
İşçi Sınıfının Radikalleşmesi
Rusya, 1915 yılından beri, sanayileşme sürecinden geçerken işçi sınıfı da önemli ölçüde büyüme kaydetmişti. 1917 yılında Rusya’da yaklaşık olarak 18.5 milyon işçi vardı; bu sayı Rusya nüfusunun yaklaşık % 10’unu oluşturuyordu. İşçiler büyük şehir ve belirli bölgelerde yoğunlaşmışlardı. “Sanayi işgücünün bu yoğunlaşması, 1917 yılında seferberliğin kolaylaşmasında kritik öneme sahip olmuş ve işçi sınıfına, oldukça küçük sayıda olmasına oranla orantısız bir siyasi ağırlık kazandırmıştı” (Şukman, 19). İşçi sınıfı ayrıca Birinci Dünya Savaşı koşullarında gelişme kaydetmişti; zorunlu askerlik, erkek işçileri silahlı kuvvetler saflarında savaşmaya yönlendirmeye sevk etmiş, onların gördükleri işler köylüler ve kadınlar tarafından yerine getiriliyordu.
İşçiler daha iyi ücret, çalışma saatlerine sınırlama (günde 8 saat) ve daha güvenli çalışma ortamı istiyorlardı. Gizli polisin müdahalesi olmadan, faaliyetlerine kısıtlama getirilmeyen sendika istiyorlardı. Kendilerine sağlanan çoğu zaman gecekondu benzeri konutlarda iyileşme istiyorlardı. Bazı işçiler, yeni yasaların yapımını etkileyen gerçekten halk tarafından oluşturulmuş bir mecliste siyasi temsil istiyorlardı. İşçiler, bu taleplerini Çar Nikolay’ın dikkatine sunmak için giderek daha fazla grev yoluna başvuruyorlardı.
Fabrika işçileri grevleri örgütlemek, daha sonra ise genel işçi çıkarlarını temsil etmek üzere Sovyetler veya Konseyler kurmuşlardı. Petrograd (1914 yılından itibaren St. Petersburg) Sovyeti, 1917 yılı, Şubat ayında kurulmuştu, ancak Sovyetler oluşumu her yerde ortaya çıkmıştı. 1917 yılı, Mayıs ayına kadar Rusya genelinde 400 işçi Sovyeti vardı ve o yılın Ekim ayına kadar bu sayı yaklaşık olarak 950’ye yükselmişti. Ordu bile Sovyetlere sahip olmaya başlamış ve bu durum subay ve erat rütbeleri geleneksel hiyerarşisinin zayıflamasına neden olmuştu. Kısacası, Sovyetler, “kitlesel öz ifade organları” haline gelmişlerdi (Read, 144).
Sovyetler Yürütme Kurulları zamanla radikal bir sosyalist entelijansiyanın egemenliği altına girmişlerdi. Geçen zamanla birlikte bu liderlik de Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDLP) radikal bir kolu olan Bolşeviklerin egemenliğine girmişti. RSDLP ve diğer sosyalistler, servetin ve siyasi gücün daha adil bir şekilde yeniden dağıtılmasını savunan Alman filozof Karl Marx’ın (1818-1883) fikirlerinden büyük ölçüde etkilenmişlerdi.
Çar Nikolay’ın, 1917 yılı, Mart ayında iktidardan düşmesinden sonra (aşağıya bakınız), Bolşevikler, daha ılımlı sosyalistlerin aksine, işçi sınıfının devleti yönetteceği acil bir proleterya devrimini istiyorlardı. Şüphesiz, Çarlık yönetiminin sona ermesinin ardından yerel düzeyde siyasi bir boşluk oluşmuştu; Çar’ın eski bürokrasi organlarının yerini “şaşırtıcı halk konseyleri, Sovyetler, fabrika komiteleri, köylü kolektifleri ve diğer halk kontrol organları koleksiyonu ve çeşitliliği” almıştı (Alan Wood, 48). Bolşevikler, yaşanan bu toplumsal kaosu iktidarı ele geçirmek amacıyla bir fırsat olarak görmüşlerdi.
1917 yılında ülkede yaşanan olaylar seyrinde ilerleme kaydedildikçe, ikinci ve çok daha derin bir devrim fikri giderek daha fazla işçiye cazip gelmeye başlamıştı. Birçok işçi, 1917 yılı yazında kötüleşen ekonomik koşullardan dolayı giderek daha fazla hayal kırıklığına uğramıştı. Sovyetler daha militan hale geldikçe grev sayısı daha büyük ölçüde artmıştı.
Köylü Ayaklanması
Rusya’da, 1861 yılında serflerin özgürleştirilmesinden bu yana, Rus köylüleri kronik toprak kıtlığından ve Çar Nikolay’ın aristokrasinin elinde bulunan geniş toprakları yeniden dağıtmayı reddetmesinden muzdarip idiler. Köylüler, üzerinde yaşayıp çalıştıkları topraklara sahip olmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Köylüler ayrıca dayatılan yüksek vergiler konusundan da şikâyetçiydiler ve yerel meclislerde daha fazla söz sahibi olmak istiyorlardı. Dürüst olmak gerekirse, Çar bazı reform girişimlerinde bulunmuştu. Başbakan Pyotr Stolypin (1862-1911), Stolypin Reformları olarak bilinen bir dizi değişiklik yapmıştı. Reformlar iyi niyetliydiler, ancak sonuç itibariyle başarıyla sonuçlanmamıştı. Eğitim ve sağlık sektörleri iyileşmiş, daha zengin bazı toprak sahibi köylüler (kulaklar) daha iyi duruma gelmişlerdi, çoğu köylünün durumu 1905 yılına kadar iç karartıcı bir şekilde kalmıştı. Ayrıca, bu reformlar, ne kadar küçük çapta olsalar da, Çar’ın üst sınıf destekçilerini kızdırmıştı, çünkü bu reformları, sürdürmek istedikleri otoriter sistemin zayıflaması olarak görüyorlardı. Hoşnutsuz diğer bir sınıf ise büyüyen kentli orta sınıfıydı. Köylüler iş bulmak amacıyla şehirlere akın ederlerken, devlet onlara pek yardımcı olmamış ve ülkede suç işleme oranında yaygın bir artış olmuştu. İmparatorluk genelinde büyük şehirlerde etnik gruplar arasında karışıklık olmasıyla da gerilim yaşanmıştı.
Birinci Devrim ve Birinci Dünya Savaşı
1917 yılı ilk devrimi, 1917 yılı, Mart ayında Petrograd’da ekmek isyanıyla başlamış ve Petrograd gazinosu askerlerinin de isyancılara katılmasıyla hızla tırmanışa geçmişti. Devrim ve siyasi elit sınıfı arasında Çar’a olan desteğin azalması, Nikolay’ı zor durumda bırakmış ve kendisine tahttan feragat etmesi tasfiye edilmişti; Çar Nikolay da 02 Mart günü feragat etmişti. Çar’ın yerine Geçici Hükümet kurulmuştu, ancak eski Duma bakanlarından oluşan bu organ, seçim yapılmadığı için meşruiyet iddiasında bulunamazdı.
Geçici Hükümet, “ikili iktidar” olarak bilinen bir sistemle Petrograd Sovyeti ile iktidarı paylaşmak zorunda kalmıştı. Petrograd Sovyeti en etkili Sovyet organı olmaya devam etmişti; Çar Nikolay’ın tahttan çekilmesinden önce bile (1 ve 2 numaralı emirler) Petrograd’da silahlı kuvvetler içinde, subay rütbeleri geleneksel hiyerarşisi bir kenara bırakılarak, asker komitelerinin karar alma yetkisini devralması gerektiği ilan edilmişti. Petrograd Sovyeti ayrıca, silahlı kuvvetlere verilen bütün genel emirleri onaylama konusunda ısrar etmişti. Bu emirler, Rus Ordusu tamamına yönelik olarak genişletildiğinde, sonuç olarak disiplin çökmüş ve firarlar hızla artmıştı. Buna ek olarak, 1917 yılında yaşanan gıda krizinden dolayı, askerin günlük erzakın 4.000 kaloriden 2.000 kaloriye düşürülmesi gerektirmişti. Lenin’in dediği gibi, askerler geleneksel otorite kaynaklarını reddetmiş ve “ayaklarıyla oy kullanmışlardı” (Alan Wood, 56).
Geçici Hükümet; gerçekten de bir dizi istikrarsız koalisyonları, Rusya’nın Birinci Dünya Savaşından çekilmesi gerekip gerekmediği, çekilecekse, nasıl çekileceği veya ne zaman çekilebileceği gibi çetrefilli sorunlarla başa çıkmakta zorlanıyordu. Rusya’nın çökmekte olan imparatorluk ve neredeyse her yerde yükselen milliyetçi hareketleriyle nasıl başa çıkılacağı sorunu vardı. Ekonomi ve kontrolden çıkmış enflasyon ülkede felaketti yaşatıyordu. Savaş sanayileri iyi gelişiyorlardı, ancak bu gelişme tüketim malları ve hatta tarım aletleri gibi temel ihtiyaçların bulunabilirliğini büyük ölçüde azalması pahasına gerçekleşiyordu. Sivil huzursuzluk daha sık ve daha şiddetli hale geliyordu. Geçici Hükümet, ordunun büyük ölçüde Bolşevizm ideolojisiyle aşılanmış olması nedeniyle güç kullanmaya da güvenemezdi. Hükümet genel seçim sözü vermişti, ancak bakanlar Birinci Dünya Savaşı bitene kadar beklemeyi ihtiyatlı bulmuşlardı. Ayrıca milyonlarca seçmenin çeşitli cephelerde savaşması nedeniyle böyle bir seçimi organize etmenin çok zor olacağı lojistik bir sorun da vardı.
Rusya’nın böyle basit anlamda Birinci Dünya Savaşından çekilmesi, müttefikleri İngiltere ve Fransa’ya karşı anlaşma yükümlülüklerini ihlal etme anlamına geliyordu. Rusya’nın barış zamanında kendisini yeniden inşa etme umudu varsa, Batı’dan para desteğini almaya da ihtiyacı vardı. Ayrıca, Rusya’nın savaşta çok kötü durumda olması nedeniyle, Almanya ile ayrı bir barış anlaşmasının çok sert olacağı düşünülüyordu. Bazı sağcı militaristler askeri bir diktatörlük kurup savaşa devam etmek istiyorlardı. Buna karşılık, işçiler, 23-24 Nisan günlerinde Petrograd’da savaşın devam etmesine karşı protesto yürüyüşü düzenlemişlerdi. Savaş ekonomiyi felç etmiş ve 2.5 milyondan fazla Rus insanı savaşta hayatını kaybetmişti. Köylüler de her şeyin sona ermesini istiyorlardı, ancak hükümet gibi onlar da bu konudan dolayı ülkede bir iç savaş çıkmasından çekiniyorlardı.
Geçici Hükümet
Orta sınıflar, üst sınıflar, Rus Ortodoks Kilisesi (Devlet ve Kilisenin yeni ayrılmasından faydalanan),Yahudi Ruslar ve diğer azınlık grupları da Geçici Hühümeti desteklemişlerdi. Ayrıca, sınıf veya siyasi görüş ayırımı gözetmeksizin, savaş sırasında iktidarda olan hükümeti desteklemeyi vatanseverlik görevi olarak görenler de vardı. Menşevikler gibi bazı radikal sosyalistler bile hükümeti desteklemiş ve bazı önemli başarılar da elde edilmişti. 20 Mart günü kabul edilen ve bütün yetişkin vatandaşları eşit kılan yeni bir yasa ile kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmişti. Basın ve ifade özgürlüğünde yeni bir özgürlük alanı sağlanmıştı. Ağustos ayında kasaba ve kırsal alanlarda yerel meclisler için demokratik seçimler yapılmıştı.
Biraz şöhret kazanma ve desteğini genişletme umuduyla, Aleksandr Kerensky (1881-1917) liderliğindeki Geçici Hükümet, Haziran Taaruzu olarak bilinen harekâtı başlatmıştı. Bu harekât; 150.000 Rus askerinin ölmesi ve birçok birliğin savaşmayı tamamen reddetmesi nedeniyle hızla bir felakete dönüşmüştü. Geçici Hükümet, eski Çar gibi, askeri başarısızlığı nedeniyle büyük ölçüde itibar kaybetmişti.
1917 yılı yazında, bu kez başta ülke ekonomisi olmak üzere, ekmek kıtlığı ve Rus kâğıt parasının değerini yarıya düşmesi gibi daha birçok sorunla karşılaşılmıştı. Petrograd’da, 16-20 Temmuz günlerinde, Geçici Hükümet bünyesindeki bazı kapitalist bakanlara karşı düzenlenen işçi gösterileri sırasında kan dökülmüş ve 400 göstericinin ölümü veya yaralanmasına yol açmıştı; bu gösteri “Temmuz Günleri” olarak bilinen kötü şöhretli bir olay olmuştu. Hükümet, gösterilerden Bolşevikleri sorumlu tutmuş ve birçoklarını da tutuklama yoluna gitmişti. Sovyetler ise grev sayısını büyük ölçüde artırarak karşılık vermişti. 1917 yılı yazında “2.441.850 işçi ve çalışanın katıldığı 1.019 grev eylemi yaşanmıştı” (Freze, 284).
Geçici Hükümet, Ağustos ayında başka bir krizle karşı karşıya kalmıştı. Bu kriz nedeniyle Kornilov Olayı yaşanmıştı. General Lavr Kornilov (1870-1918), 18 Temmuz gününden itibaren Rusya Silahlı Kuvvetlerinin başında bulunuyordu ve Hükümet müdahelesinden bağımsız hareket özgürlüğü talep ediliyordu. General Kornilov bir darbe girişiminde bulunmuş, ancak destek eksikliği nedeniyle bu girişim tamamen başarısız olmuştu. Greçici Hükümet Başkanı Alexandr Kerensky daha sonra Ağustos ayında daha küçük çapta, bakanlar çekirdek bir hükümeti kurmuştu. Ancak Kornilov olayı bu oluşumu iki yönde olumsuz etkilemişti: Birincisi, Kornilov ilk atandığı için suçlama getirilmiş ve ikincisi ise olası darbe girişimine karşı önlem olarak Sovyetlerin silahlandırılması durumu, hükümete karşı bir saldırı başlatmaya ikna edilebilirlerse Sovyetlerin daha da tehlikeli hale gelebilecekleri düşünülmüştü.
İkinci Devrim
İşçi ve köylüler arasında Bolşeviklere olan destek, Geçici Hükümet ataletinden ve Kurucu Meclis seçimlerinin ne zaman yapılacağına dair sürekli oyalanma yaşanması nedeniyle giderek daha fazla rahatsız olan insanlar sayısının artması sonucunda büyümüştü. Bolşevikler topluma acil değişim vaat etmişlerdi. Bolşevikler ve diğer devrimci gruplar, Alman Hükümetinden düzenli ödeme aldukları için fon sıkıntısı yaşamıyorlardı; amaç düşmanı içeriden zayıflatmaktı. Bolşevikler sayısız toplantı ve miting düzenleyebiliyorlardı. Lenin, halka açık yapılan toplantılarda Bolşevik hatiplerine, dinleyicilerin takip etme umudu olmayan karmaşık argümanlarla zaman kaybetmemelerini, bunun yerine “Toprak işçi kesimine!” , “Fabrika ve tesislerin milileştirilmesi” gibi basit sloganlara bağlı kalmalarını özellikle emretmişti (Beever, 93). Bolşevikler sonunda, Menşevikler ve Sosyal Devrimciler gibi diğer sosyalist gruplara kıyasla çeşitli işçi örgütlerinde üstünlük sağlamışlardı.
Sovyetler, 1917 yılı yazı boyunca Rusya genelinde grevler düzenlemiş ve bu grevler hükümet için ciddi sorunlara yol açarak sanayi ve silah üretiminde sınırlama olmuş, ulaşım ve gıda tedarik faaliyeti ciddi bir şekilde aksamıştı. Enflasyon % 20 seviyesindeydi. Köylüler de hala değişim istiyorlardı. Şikâyet konuları arasında; hükümetin tahıl fazlalığına el koyması, köylülerin endişelerini temsil edecek ve çözüm yolu bulacak etkili bir yerel yönetim organının bulunmaması, şehirlerde yaşayan vatandaşlar işleri veya sosyal statüleri nedeniyle muaf tutulurlarken, köylülerin toplu olarak savaşa katılmaları düşüncesi yer alıyordu. 1917 yazında yaşanan köylü isyanları sırasında topraklar ele geçirilmiş, daha zengin çiftçilerin mahsulleri ve malları tahrip edilmiş ve daha zengin çiftçilerin kendileri dövülmüş veya öldürülmüştü. Hükümet bu olaylar karşısında yanıt vermekte çaresiz kalmış gibi görünüyordu. Gıda maddeleri üretimi düşüşe geçmiş ve dağıtımı faaliyetinde aksamalar yaşanmış, bu durum şehirlerde daha da kötü kıtlıklara yol açmıştı.
Lenin, olayların gelişimiyle birlikte, Kızıl Muhafız milislerine iktidarı zorla ele geçirme emri verdiğinde, Bolşevikler de Sovyetlerdeki destek tabanını fiilen devre dışı bırakmışlardı. Bunun bahanesi, Geçici Hükümetin Petrograd garnizonunun şehirden taşınacağı açıklaması olmuştu. Bolşevikler, bunun Hükümetin Sovyeti kontrol altına almasına olanak sağlamak için yapıldığını varsaymışlardı. Lenin, önce harekete geçmeye karar vermişti.
Bolşevikler, Geçici Hkümetin kilit noktada üyelerini tutuklamış, telgraf ofislerini ve tren istasyonlarını işgal etmiş, merkez bankasını ele geçirmiş ve sembolik olarak da olsa Kışlık Sarayına saldırmışlardı. Geçici Hükümet, Kuzey Cephesinden asker çağırmaya çalışmış, ancak bu çağrıda pek başarı sağlanamamıştı. Sonuç olarak, nerdeyse kansız bir darbe olmuştu. Bolşevikler fiilen tamamen fırsatçı bir devrim başlatmışlardı. Bu devrim, “hiçbir şekilde sorunsuz, cerrahi hassasiyetle yürütülen bir operasyon değildi”, ancak devrimci ruhu işçi ve köylülerin iradesini en açık bir şekilde yansıtan, dile getiren ve uygulayanlar Bolşevikler olmuşlardı” (Alan Wood, 62).
Devrim Sonrası
Ardından Kurucu Meclis için ulusal bir seçim yapılmış, ancak sonuçları Bolşeviklerin umdukları kadar popüler olmadığı ortaya çıkmış, oyların dörtte birinden azını almışlardı. Lenin’in Kızıl Muhafızları, 1918 yılı, Ocak ayında, Kurucu Meclisi kapatmışlardı. Lenin, Sovyetleri en azından nominal olarak devrimine destek vermeye devam ettirmeyi başarmıştı, çünkü zaten Halk Komiserleri Konseyi olan Sovnarkom’u kurmak için oy kullanmışlardı. Lenin, bu Konseyin Başkanıydı ve uzun zamandan beri talep edilen 8 saatlik azami çalışma gününü ilan ederek popülaritesini büyük ölçüde artırmıştı. Lenin ayrıca, işçilerin bundan böyle üretimin bütün yönlerini kontrol edeceğine dair akıllıca bir kararname yayınlamış ve daha somut olarak, Rusya’yı Birinci Dünya Savaşından çekme sözünü vermişti; bu durum can kurtaracak ve de ekonomiyi canlandıracaktı. Rusya, 03 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Birinci Dünya Savaşından resmen çekilmişti. Romanov ailesinin katledilmesi 17 Temmuz 1918 tarihinde gerçekleşmiş ve artık geriye dönüş yolu kalmamıştı.
Bolşevikler, daha sonra yabancı güçlerin desteğiyle gerici güçlere karşı Rus İç Savaşını kazanmak zorunda kalmış ancak bunu 1922 yılında başarmışlardı. Lenin’in kurduğu bu yeni devletine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) adı verilmişti. Ancak bu Cumhuriyetin, Lenin’in merkezi ve büyük ölçüde otoriter hükümetin yerel temsilcilerine dönüştürülen işçi konvoylarıyla pek bir ilgis yoktu; burada Bolşevikler, artık Komünist Parti olarak adlandırılan tek parti olmuşlardı. Lenin, bütün ağır sanayi tesisleri, madenleri ve demiryollarını milileştirmiş ve bireysel toprak sahibi çiftçilerin herkes için daha büyük refah getirebileceği fikrini reddetmişti. 1917 devrimlerine neden olan işçi ve köylü şikâyet konularının çoğu bir süre daha devam etmişti.
