Alman Doğu Afrikası

Mark Cartwright
tarafından yazıldı, Kaan Soysal tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Maji-Maji Rebellion, German East Africa (by Wilhelm Kuhnert, Public Domain)
Maji-Maji İsyanı, Alman Doğu Afrikası Wilhelm Kuhnert (Public Domain)

Alman Doğu Afrikasi (Deutsch-Ostafrika),1885’ten 1918’e kadar İmparatorluk Almanyası’nın bir kolonisiydi. Almanya’dan daha büyük olan bu bölge, günümüzde Tanzanya, Ruanda, Burundi ve Mozambik’in bir kısmını kapsıyordu. Diğer Avrupa kolonileri gibi, bölge de zorla el konulmaya, zorla çalıştırılmaya, sert sistem cezalarına ve geleneksel ekonomik ağların ve kültürel uygulamaların yıkılmasına maruz kaldı. Yerel isyanlar da vardı ama Birinci Dünya Savaşı’nda (1914-18) Müttefikler tarafından mağlubiyete uğratılan Almanya’nın bölgelerini Britanya ve Belçika kendi kolonoileri olarak ele geçirdiğinde bir rejim değişikliği yaşandı.

Doğu Afrika Coğrafyası

Alman Doğu Afrikası olarak bilinen bölge savan platosu, ormanları ve dağları içerir, sınırları doğuda Hint Okyanusu ile tanımlanmıştır ve üç büyük göl olan güneyde Nyasa Gölü (diğer adıyla Malawi Gölü), batıda Tanganyika Gölü ve kuzeyde kıtanın en büyük gölü olan Victoria gölüdür. Afrika’nın en yüksek dağı olan Kilimanjaro Dağı, en kuzeyde yer almaktadır. Fosil kalıntılar, bu bölgenin 2 milyon yıl öncesine kadar nesli tükenmiş hominidlerin yaşadığını işaret ediyor. Bölge, sonraki yüzyıllarda Doğu Afrika'nın ortak dili haline gelen Swahili'nin atası olan Bantu dilini konuşan insanlar tarafından yerleşim kurulmuştur.

Bir zamanlar Swahili Kıyısı’nın parçası olan bu alan, 10. ile 16. yüzyıllar arasında Afrika'nın iç kesimleri ile doğu kıyı bölgeleri arasında yoğun bir ticaretin yaşandığı, Hint Okyanusu'nda seyreden İslam Arap tüccarlarının kıtayı Arabistan ve Hindistan'a bağladığı bir dönemde önemli bir ticaret merkezi hâline gelmiştir. İslami yerleşkeler, ileride Alman Doğu Afrikası olacak toprakların kıyıları boyunca, özellikle Zanzibar ve Kilwa'da kuruldu. Portekizli tüccarlar 16. ve 17. yüzyıllarda kıyı boyunca aktif olarak faaliyet gösterdiler. Ardından Osmanlı İmparatorluğu bu ticareti devraldı, yaklaşık 1806'dan itibaren ise Oman'daki Muskat Sultanı, her ne kadar Sultanlığın bölgesel kontrolü dar bir kıyı şeridiyle sınırlı kalsa da bu ticarete hâkim oldu. Altın, fildişi ve pamuklu kumaş gibi malların yüzyıllarca ticareti yapıldı. Burada aynı zamanda köle ticareti yapılıyordu. B ticaret sadece yabancıları değil aynı zamanda, Nyamwezi halkı gibi güçlü Afrikalı grupları da kapsıyordu.

Almanya'nın Afrika'yı Paylaşma Yarışı

1884-85 Berlin Konferansı'nın, Avrupalı liderlerin yeni koloniler edinmek amacıyla kendi aralarında kabul ettikleri kuralları belirlemesinin ardından, Afrika'nın paylaşım yarışı daha da hız kazandı. II. Kaiser Wilhelm (hükümdarlık dönemi: 1888-1918), küçük de olsa bir imparatorluk edinmeye can atıyor ve bu sayede diğer Avrupa hükümdarlarının sahip olduğu prestiji kazanabilecekti. Aynı zamanda, Şansölye Otto von Bismarck (görev dönemi 1871-1890) Afrika kolonilerini büyük oyundaki piyonlar olarak görüyor ve bu sayede Almanya’nın Avrupa’yı domine etme potansiyeline inanıyordu.

European Division of Africa Cartoon
Avrupa’nın Afrika’yı bölüşüm karikatürü Unknown Artist (Public Domain)

İlk Alman koloni yerleşimi, bugün Namibia olarak bilinen bölgede 1884’te çoktan kurulmuştu ve bu bölge Alman Güneybatı Afrikası kolonisi haline gelmiştir. Almanya’nın ilgi duyduğu diğer bölgeler ise Togo (diğer adıyla Togoland) ve Kamerun (Almanların bu bölgeye verdiği özgün ad) yer alıyordu. Kıtanın bir diğer ucunda ise, 1880'lerin ortasından itibaren kaşif Carl Peters (1856-1918), ileride Alman Doğu Afrikası olacak topraklarda seyahat ederek kabile liderlerinden anlaşmalar topladı, bunu, Almanya'nın bölgedeki sömürge müdahalesine bir tür yasal dayanak oluşturmak amacıyla yaptı. Bu, Berlin Konferansı'ndan öncesinde ve sonrasında Avrupa güçleri tarafından standart bir uygulamasıydı. Misyonerlik faaliyetleri, diplomatların Avrupalı rakiplerine karşı kullandığı toprak talebi yöntemlerinden biriydi. Gerçekte, bu anlaşmalar ne imzaladığından bihaber olan kabileri liderleri tarafından imzalanmıştı ve Almanya’nın 'varlığı' genellikle uzak bir köyde dalgalanan ulusal bayraktan öteye geçmiyordu.

Almanya için, yakında Fransızlar ve İngilizler tarafından hâkimiyet kurulacak olan kıtada en azından bir yerleri sömürgeleştirmek bir prestij meselesiydi.

Peters’in Almanya’ya dönmesinden birkaç hafta sonra, aslında, Berlin Konferansı’nın kapanmasından birkaç gün sonra, Alman hükümeti Peters’in antlaşma imzaladığı bu bölgelerin hemen birer 'himaye bölgesi' (tam sömürge statüsünün hemen eşiğinde kalan muğlak bir terim) olarak devralınacağını ilan ederek, başta İngiltere olmak üzere Avrupalı rakiplerine Almanya’nın Doğu Afrika’ya yakından ilgililendiğine dair açık bir mesaj verdi. Zanzibar Sultanı’nın bu bölge üzerindeki süregelen hak iddiaları yok sayıldı ve Alman savaş gemileri adaya bir gözdağı verme amacıyla gönderildi.

1887'de Doğu Afrika'ya dönen Peters, modern tarım ve sanayi yöntemlerini Afrika topraklarına ve işçilerine uygulayarak Almanya için yeni bir ekonomik imparatorluk kurmaya kararlıydı. Bir zamanlar dediği gibi: “İrade ve gücün birleşimi, başarılı bir sömürgecinin ideal zihnini oluşturur”, nitekim o “hiçbir duygusallığa yer vermeyecekti" (James, 89). Uzun vadede Alman Doğu Afrikası’nın oldukça kötü bir yatırım olduğu ortaya çıktı. Bu bölgede altın, gümüş veya bakır mevcut değildi ayrıca verimsiz toprak, kâr amacıyla ihraç edilebilecek ticari ürünlerin büyük ölçekli plantasyonlarda yetiştirilmesine pek uygun değildi. Yine de, yakında Fransızlar ve İngilizler tarafından egemenliğine girecek olan bir kıtada, en azından küçük de olsa bir yeri kolonize etmek prestij meselesiydi.

Map of the Scramble for Africa after the Berlin Conference
Berlin Konferansı'ndan Sonra Afrika'nın Paylaşım Haritası Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

1886’da ve tekrar 1890’da olmak üzere, Almanya ve İngiltere Doğu Afrika bölgesi üzerindeki birbirlerinin hak iddialarını tanıyan ve onaylayan antlaşmalar imzaladılar: İngiltere (bugünkü adıyla) Uganda ve Kenya, Almanya ise Tanzanya’da hak sahibi oldu. Anlaşma, iki gücün iki adanın kontrolünü değiştirme kararı vermesiyle sağlandı: İngiltere’nin Kuzey Denizi'ndeki Helgoland'dan vazgeçmesi üzerine karşılığında Doğu Afrika kıyılarında Zanzibar'ın kontrolünü ele geçirmesi.

Alman Doğu Afrikası, güneyde Portekiz Mozambiki, batıda Belçika Kongosu ve kuzeyde İngiliz Doğu Afrikası ile komşuydu. Tanga ve Dar es Salaam önemli ticaret limanlarıydı. Alman Kamerunu ile Alman Doğu Afrikası'nı birbirine bağlama yönündeki nihai hayalle birlikte, bölgede demiryolları inşa edildi. Sonunda, demiryolları, Afrika'nın diğer yerlerinde olduğu gibi, son derece maliyetli ve kârsız girişimler olduğu kanıtlandı yine de büyük ölçüde siyasi amaçlarla, Darüsselam'dan Tanganyika Gölü'ne uzanan ve eski köle ile fildişi ticareti rotasını izleyen bir hat inşa edildi.

Koloni, Alman Doğu Afrika Şirketi (Deutsche-Ostafrikanische Gesellschaft) tarafından 1891’e kadar yönetildi. Bu, Avrupalı sömürgeci güçler arasında standart bir uygulamaydı, çünkü bu yöntem hem finansal riskleri dağıtıyor hem de hükümeti yerel halka yapılan vahşetlerin utanç verici hikayelerinden uzak tutuyordu. Bir tür kontrol ve mali kazanç elde edildiğinde, özel ticaret şirketi devredilir ve bölgede ya bir himaye yönetimi ya da bir koloni ilan edilirdi.

Carl Peters
Carl Peters Bundesarchiv, Bild 183-R30019 (CC BY-SA)

1891 yılına gelindiğinde Alman Doğu Afrikası'nda henüz tam kontrol sağlanamamıştı, bu nedenle, diğer Avrupa kolonilerinde olduğu gibi, üstü kapalı bir ifadeyle (örtmeceyle) “pasifize etme” denilen süreç uygulamaya kondu. Bu süreç, İmparatorluk Alman Ordusu mensuplarının da dahil olduğu askeri güçlerin, yerel halk ve tüccarlar üzerinde Alman otoritesini tesis etmesini ve sonrasında yarı tahkimatlı askeri karakollar kurmasını kapsıyordu. Modern tüfeklerin ve makineli tüfeklerin sağladığı avantajlara rağmen, yenilgiler de yaşandı. Yerel bir şef ve köle tüccari olan Mkwana, 300 kişilik bir Alman seferini yok etmeyi başardı ancak bu uğurda kendi adamlarından 1.000 kişiyi kaybetti. Bunlar istisnalardı. 1889 ve 1903 yılları arasında, Alman Doğu Afrikası’nın genelinde 300’den fazla cezalandırıcı sefer düzenlendi.

Carl Peters’in sert rejimine dair haberler, misyonerler ve gezginler sayesinde sonunda Berlin’e ulaştı.

Alman işgalci kuvveti olan Schutztruppen, genellikle kuzeydeki İngilizlere karşı savaşlardan kurtulmuş Sudanlı mülteciler gibi paralı askerlerden oluşan Afrika birliklerine liderlik eden Alman subaylardan oluşuyordu. Askeri olarak bilinen Afrikalı birlikler, kendi etnisite ve dinlerinden sıyrılmalarını sağlayan ancak onları diğer Afrikalılardan üstün hissettiren “Almanlaşmış Siyahiler” olduklarına inandırılmak üzere sistemli bir indoktrinasyona maruz bırakılmışlardı. Schutztruppen mensuplarının çoğu birliğe gönüllü olarak katılmıştı.

Sert Bir Rejim

Sonuç itibarıyla, Doğu Afrikalıların çoğu zorla kontrol altına alınmış olsa da, bazı gruplar uzun süredir rekabet halinde oldukları düşman gruplarına karşı üstünlük sağlamak amacıyla işbirliği yaptı. Öte yandan, bazı Afrikalılar, Alman hükmüne karşı bitmek bilmeyen ve kaybedilmeye mahkûm direniş savaşı içinde yaşamaktansa intihar etmeyi seçtiler. Bu, çoğunlukla sert bir yönetimdi ve sömürgecilerin Afrikalılardan hem ırksal hem de kültürel olarak üstün olduğu yaygın inancına dayanıyordu. Aracı statüsüne sahip grup, kıyıda ticareti yöneten akidalar yani Svahili konuşan yetkililerdi. Almanlar, bu akidaları iç bölgelerdeki Afrikalılardan vergi toplamak ve zorunlu işçileri bir araya getirmek amacıyla, doğrudan onlarla temas kuran birer aracı olarak kullandılar. Diğer Avrupa sömürgelerinde de olduğu gibi, özellikle plantasyonlarda, zorunlu iş gücü kullanımında hiçbir çekince yoktu. Vahşice kırbaçlamalar sıradanlaşmıştı ve en önemsiz suçlar için bile ölüm cezaları veriliyordu. 1890’ların ortalarında, Peters’ın mutlak gücünü vahşice kullanması, ona Mkono-wa-damu yani 'eli kanlı adam' ünvanını kazandırmıştı.

[Peters] git gide daha da aklını yitiriyordu. Kendisini Afrikan’nın Napolyonu olarak görüyor, Doğu Afrika'yı Almanya'nın Hindistan'ına dönüştürecek ve ulusal kahraman olarak ününü artıracak kişisel ve ulusal bir kaderi gerçekleştireceğine inanıyordu. Aynı zamanda, Peters, tebaası üzerinde yaşam ve ölüm yetkisine sahip, her türlü ahlaki ve hukuki kısıtlamanın ötesinde olan Afrikalı bir despot ya da bir kabile şefiymiş gibi davranıyordu. Yerleşkesinin hemen dışına kurulan bir darağacı, sahip olduğu mutlak gücün simgesiydi.

(James, 126)

Peters’in sert rejimine ilişkin haberler misyonerler ve gezginler sayesinde, en sonunda Berlin’e ulaştı. Akabinde parlamentoda tartışmalar yaşandı. Peters 1895'te görevden geri çağrıldı ve Adolf Hitler'in Nazi rejimi onu bir ulusal kahraman olarak yeniden canlandırana kadar herhangi bir kamusal rolden uzak kaldı – bu, Peters'in Afrikalıların refahına katkısının daha çarpıcı bir kınamasını hayal etmeyi güçleştiriyor.

Dar es-Salaam, German East Africa
Dar es-Salaam, Alman Doğu Afrikası Bundesarchiv, Bild 105-DOA0162 / Walther Dobbertin (CC BY-SA)

Kontrolün Güçlendirilmesi

Avrupalılar için tamamiyle kontrole sahip oldukları bir koloni kurmak basit değildi; nitekim bu süreç, 1888’den 1907’ye kadar süren Afrika’daki “en şiddetli ve en uzun süren işgal savaşlarından biri” (Boahen, 18) olduğunu kanıtladı. Mbunga, Makonde ve Hehe gibi halklar fethedildiğinde bile, Alman otoritesine karşı olan düzenli isyanlar hala devam ediyordu. En yaygın olan ayaklanma ise, 1907’de tam anlamıyla bastırılan Maji-Maji isyanıydı. İsyan, özel olarak hazırlanmış şifalı suyunun bir insanı kurşunlara karşı koruyabileceğini vaat eden mistik bir peygamber olan Kinjikitili'nin takipçilerinin önderliğinde gerçekleşti. İsyan, büyük ölçüde 250.000'e kadar Afrikalının hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı bir kıtlık yaratmak amacıyla mahsullerin kasıtlı olarak tahrip edilmesiyle son buldu. Maji-Maji isyanı ve diğerleri, genel olarak sömürge yönetiminin uyguladığı fahiş vergiler, zorla çalıştırma, düşük ücretler, çiftçileri ihracat amaçlı pamuk ve kahve gibi yeni ticari ürünler yetiştirmeye zorlamak için başvurulan baskı (her ne kadar bazıları bunu isteyerek yapmış olsa da), kolektif çiftliklerin hayata geçirilmesi ve büyücü hekimlikten sünnet törenlerine uzanan pek çok geleneksel kültürel pratiğin bastırılması gibi etkenlerden beslendi.

"İsyanları kontrol altına almak son derece masraflıydı. 10.000 mil kare (26.000 km²) alana yayılmış olan Maji-Maji isyanı, en azından sömürge yöneticilerine tamamen cezasız hareket edemeyeceklerini hatırlatmıştı; bunun bir sonucu olarak, yalnızca gelecekteki ayaklanmaları önlemek amacıyla da olsa bazı küçük reformlar hayata geçirildi. Daha huzurlu bir sömürge ortamı sağlamaya yönelik daha uzun vadeli bir yöntem ise okul inşasını teşvik etmekti; bu sayede sömürge sisteminin bir parçası haline gelecek ve sivil yönetim, yerel yönetim birimleri ile polis teşkilatında görev alacak kadar eğitimli bir yerli sınıfı oluşturulabilecekti.

Yerel halkların tamamı Alman sömürgecilere direnmedi. Chagga ve Kibanga gibi bazı halklar, yerel rakiplerine karşı daha avantajlı bir konum elde etmek amacıyla direniş yerine diplomasi ve iş birliğini tercih etti. Örneğin Marangu Şefi Mareale, iş birliği sayesinde edindiği Avrupalı tüfeklerini rakiplerini yenip ortadan kaldırmak için kullandı. Sonuç olarak, Birinci Dünya Savaşı'ndan (1914-18) önceki on yılda Alman hâkimiyeti tamamlandı. Alman yönetimine giren son topraklar Ruanda-Urundi oldu. Burada durum biraz farklıydı; zira yerel yöneticiler, özellikle yoğun bir nüfus üzerinde yüksek düzeyde bir denetim kurmuştu. Ruanda'da:

Tutsi efendiler ile Hutu köylüler arasındaki sınıf ilişkileri, Avrupalı yöneticilerin toplumsal tutumlarıyla örtüşüyordu. Bu nedenle en az maliyetli seçenek olan, yani Almanların önümüzdeki on yıllarda yavaş yavaş Avrupa normlarına doğru kaymayı planlamış olmasına karşın Tutsilerin iktidarın biçimini ve büyük ölçüde gerçekliğini korumasına izin verme kararı alındı. Burundi'de ise çok daha zayıf bir devlet yapısıyla karşılaştılar; ancak Rwanda'daki kendi örneklerini izleyerek yine de iktidardaki Tutsileri destekleme yolunu seçtiler.

(Curtin, 414)

Ne var ki Almanların yönetici olarak daha fazla on yılı olmayacaktı; zira Avrupa'da yaşanan felaket boyutundaki olaylar, kıta genelinde sömürge kontrolünü köklü biçimde sarsmak üzereydi.

Askari Troops, German East Africa
Askari Birlikleri, Alman Doğu Afrikası Bundesarchiv, Bild 105-DOA3056 / Walther Dobbertin (CC BY-SA)

Birinci Dünya Savaşı

Birinci Dünya Savaşı 1914'te patlak verdi ve en ağır çarpışmaların büyük bölümü Avrupa'da yaşanmış olsa da Afrika'daki bazı Avrupa sömürgeleri de savaş alanına dönüştü. Her şeyden önce Müttefikler, Almanya'nın Afrika limanlarını savaş gemileri için sığınak olarak kullanmasına engel olmak istiyordu. Fransız ve İngiliz kuvvetleri 1916'nın ilk aylarında Alman Togoland ve Kamerun'u işgal ederken, Güney Afrika da Alman Güneybatı Afrikası'nı devraldı; ancak Alman Doğu Afrikası bambaşka bir meseleydi. Ağustos 1914'te Dar es Salaam ve Tanga limanlarına yönelik bir Müttefik deniz bombardımanı gerçekleştirildi; ne var ki kara savaşı burada çok daha zorlu bir hal aldı.

Kasım 1914'te 8.000 kişilik bir İngiliz-Hint kuvveti, Tanga'da Yarbay Paul von Lettow-Vorbeck (1870-1946) komutasındaki Alman sömürge ordusu tarafından bozguna uğratıldı. Doğu Afrika Cephesi olarak tarihe geçen bu süreçte Alman komutasındaki ordu büyüdü; ancak en fazla 15.000 kişiye ulaşabildi (bu sayının en az 11.000'ini Afrikalılar oluşturuyordu). Bu rakam, 100.000 kişilik çok daha büyük Müttefik kuvvetiyle kıyaslandığında oldukça küçük kalıyordu. Lettow-Vorbeck'in gerilla taktiklerine verdiği ağırlık son derece başarılı oldu. Müttefik ordusu; İngiliz, Güney Afrikalı, Hintli ve Belçika Kongosu'nun ulusal ordusu Force Publique'den 15.000 Kongolu asker gibi farklı milletlerden oluşan karma bir yapıya sahipti. Savaşanların yanı sıra, seferin süresince komşu Kongo'dan 250.000 kişi hamal ve işçi olarak zorla hizmete alındı. Doğu Afrika Cephesi'nde çeşitli görevlerde bir milyona kadar Afrikalının yer aldığı tahmin edilmekte; bunlardan 100.000'inin askeri çatışma, hastalık ya da kıtlık nedeniyle hayatını kaybettiği öngörülmektedir.

Lettow-Vorbeck, savaş boyunca Müttefikleri köşeye sıkıştırmayı sürdürdü ve hatta İngiliz himayesindeki Kuzey Rodezya'ya (bugünkü Zambiya) saldırmayı bile başardı. Çatışmanın sonlarına doğru, Lettow-Vorbeck'in giderek erilen kuvveti için durum gittikçe umutsuzlaşırken Alman Ordusu cesur bir plan devreye soktu. L 59 Zeppelin hava gemisine, kuşatma altındaki Alman sömürge kuvvetlerini desteklemek amacıyla Bulgaristan'dan Afrika'nın doğu kıyılarına kadar uzun mesafeli bir uçuş emri verildi. Yalnızca ikmal malzemeleri ve mühimmatla yüklü olmayan bu plan; Lettow-Vorbeck'in kuvvetlerinin hava gemisinin motorlarını jeneratör olarak yeniden kullanmasını, dış kaplamasından çadır yapmasını ve keten gaz hücrelerinden giysi üretmesini de öngörüyordu. L 59, güneydeki küçük Alman ordusunun çoktan yenilgiye uğradığına dair asılsız haberler üzerine geri dönmek zorunda kalana kadar Sudan'a kadar ilerlemeyi başardı. Kesintisiz gerçekleştirilen gidiş-dönüş yolculuğu etkileyici bir biçimde 95 saat sürdü ve hava gemisinin yaklaşık 6.800 km yol kat etmesiyle bu sefer, kıtalararası hava yolculuğunun habercisi niteliğindeydi.

Map of Africa after the Treaty of Versailles, c.1920
Versay Antlaşması'ndan Sonra Afrika Haritası, y. 1920 Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Bu sırada Lettow-Vorbeck, ancak Almanya'nın Kasım 1918 ateşkesiyle teslim olmasının ardından silah bıraktı; bu noktada kuvvetleri yalnızca 1.300 kişiye düşmüştü. Seferde 80.000 Müttefik askeri hayatını kaybetti. Lettow-Vorbeck, aksi takdirde Avrupa'da Batı Cephesi'nde kullanılabilecek çok sayıda düşman askerini oyalama hedefine ulaşmıştı.

1919 Versailles Antlaşması uyarınca Alman Doğu Afrikası, bir manda yönetimi çerçevesinde İngiltere tarafından idare edildi. Bölge, Tanganyika Toprakları olarak yeniden adlandırıldı. İngilizler böylece Kahire'den Kap Şehri'ne uzanan kesintisiz bir toprak hattı kurma şeklindeki sömürge hayallerine nihayet kavuştu. Aynı dönemde Belçika Kongosu, Alman Doğu Afrikası'nın batı kesimini, yani Ruanda-Urundi'yi devraldı. Eski Alman sömürgelerini yönetme mandası, Milletler Cemiyeti tarafından yeni yöneticilerin "insancıl biçimde yönetmesi ve tebaasının refahını gözetmesi" (James, 195) koşuluyla verildi. Bu arada Alman vatandaşları sınır dışı edildi ve mülklerine el konuldu. İngiltere, Kenya, Uganda ve Tanganyika arasında ortak bir para birimi, posta sistemi ve ticaret bölgesi oluşturdu.

Tanganyika 1961'de bağımsızlığını kazandı ve 1964'te Zanzibar ile birleşerek Tanzanya adını aldı. Belçika mandası altındaki Ruanda-Urundi ise 1962'de bağımsızlığına kavuşarak Rwanda ve Burundi adlarıyla iki ayrı ülkeye dönüştü. Savaşlardan ve tartışmalı etnik politikalardan tamamen uzak olmasa da Tanzanya, Afrika'nın görece istikrarlı ülkelerinden biri olma özelliğini korumuş; bugün başta Serengeti Ulusal Parkı olmak üzere yaban hayatı turizmiyle öne çıkmaktadır.

Çevirmen Hakkında

Kaan Soysal
Kaan Soysal is an undergraduate student in English Translation and Interpreting at Muğla Sıtkı Koçman University. He has been working as a freelance translator since 2022, gaining experience in various types of texts. He is also an active volunteer translator with TED Translators.

Yazar Hakkında

Mark Cartwright
Mark, WHE'nin Yayın Direktörü olup Siyaset Felsefesi alanında yüksek lisans derecesine sahiptir (York Üniversitesi). Tam zamanlı bir araştırmacı, yazar, tarihçi ve editördür. Özel ilgi alanları arasında sanat, mimari ve tüm medeniyetlerin paylaştığı fikirleri keşfetmek yer almaktadır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Cartwright, M. (2026, Nisan 20). Alman Doğu Afrikası. (K. Soysal, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26070/alman-dogu-afrikasi/

Chicago Formatı

Cartwright, Mark. "Alman Doğu Afrikası." tarafından çevrildi Kaan Soysal. World History Encyclopedia, Nisan 20, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26070/alman-dogu-afrikasi/.

MLA Formatı

Cartwright, Mark. "Alman Doğu Afrikası." tarafından çevrildi Kaan Soysal. World History Encyclopedia, 20 Nis 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26070/alman-dogu-afrikasi/.

Reklamları Kaldır