Yalta Konferansı

Roosevelt, Churchill ve Stalin Yeni Bir Dünya Düzeni Yaratıyor
Mark Cartwright
tarafından yazıldı, Batuhan Aksu tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Churchill, Roosevelt, & Stalin in Yalta, 1945 (by Imperial War Musuems, CC BY-NC-SA)
Churchill, Roosevelt ve Stalin Yalta'da, 1945 Imperial War Musuems (CC BY-NC-SA)

4-11 Şubat 1945 tarihleri ​​arasında tertiplenen Yalta Konferansı, 'Üç Büyük' ​​Müttefik liderinin bir araya geldiği bir toplantıydı: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin D. Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Rusya Prömiyeri Joseph Stalin. Kırım'ın Yalta şehrindeki Livadia Sarayı'nda düzenlenen konferans, Müttefiklerin İkinci Dünya Savaşı'nda (1939-45) beklenen ve yakın zaferinin ardından Nazi Almanyası ve Japon İmparatorluğu'nun mukadderatını belirledi. Yalta Konferansı'nda alınan kararlar, tamamı tatbik edilmese de, Avrupa ve Kuzeydoğu Asya'nın siyasi haritasını yeniden çizdi. Batılı kuvvetler, Stalin'in daha sonra bilhassa Polonya gibi ülkelerde serbest seçimler mevzusunda bazı Yalta anlaşmalarını ihlal ettiğini düşündü ve bu imaj, iki devletin Soğuk Savaş'a girmesiyle birlikte önümüzdeki on yıllar boyunca ABD-Sovyet münasebetine tesir etti.

Livadia Sarayı

Yalta, gözde bir sahil beldesiydi ve Çar II. Nikolay'ın (hükümdarlık devri 1894-1917) bir zamanlar ikametgahı olan 50 odalı Livadia Sarayı'nı da içerimekteydi. Saray, konferansa ev sahipliği yapmak üzere seçildi ve ihtişamlı konforlarıyla Başkan Roosevelt'i büyüledi. Kod adı Argonaut olan sekiz günlük toplantıların maksadı, Müttefikler arasında II. Dünya Savaşı'nın sonunda Nazi Almanyası ve Japon İmparatorluğu (ve bu güçlerin işgal ettiği ilgili topraklar) ile ne yapılacağına dair bir anlaşmaya varmaktı. Çatışmalar henüz bitmemişti, ancak Müttefiklerin zaferi artık "eğer" değil, "ne zaman" sorusuydu.

Üç devlet adamı, ÜLKELERİNİN bugüne KADAR karşılaştığı en büyük meydan okumada zafer kazanmanın SEVİNÇ ve rahatlığını yaşadı.

Üç Müttefik lider - Roosevelt, Churchill ve Stalin - kendilerini, kumanda ettikleri orduların büyüklüğü ve harp meydanında, denizde ve havada elde ettikleri muvaffakiyetler sebebiyle, diğer milletlerin mukadderatının meşru karar vericileri olarak görüyorlardı. Churchill ve Roosevelt, birkaç hafta önce Malta'da iki kez görüşmüşlerdi; şüphesiz Stalin'le karşı karşıya gelmeden önce stratejilerinin en azından bir kısmını netleştirmek için. Yalta'daki üç lidere, toplamda yaklaşık 700 memurdan oluşan küçük bir askeri ve diplomatik danışman ordusu eşlik ediyordu. Stalin, Roosevelt ve Churchill ile tercüman Vladimir Pavlov aracılığıyla irtibat kurdu, ancak bu bariz engele rağmen, üç lider arasındaki münasebetler dostaneydi ve birçok görklü ziyafette bolca şampanya ve votka içildi. Dış politika mevzusundaki anlaşmazlıklara ve dahili ideolojik farklılıklara rağmen, resmi fotoğraflar, üç devlet adamının ülkelerinin karşı karşıya kaldığı en büyük meydan okumada zafere ulaşmak üzere oldukları bir mevkide olmaktan açıkça rahatlamış ve memnun oldukları samimi bir atmosferi aksettiriyordu. Gizlenemeyen bir gölge vardı: Roosevelt konferansta hastaydı ve sekreterler ile Churchill'in açıklamalarına göre, dikkatsiz ve hatta hazırlıksız görünüyordu. Başkan, Yalta Konferansı'ndan iki ay sonra hayatını kaybetti.

Palace of Livadia, Yalta
Livadia Sarayı, Yalta Imperial war Museums (CC BY-NC-SA)

Almanya ve Avusturya'nın Milletlerarası İşgali

Yalta'daki münakaşa mevzuları arasında, hâlâ Adolf Hitler'in (1889-1945) tesiir altında olan Nazi Almanyası'na karşı savaşın en iyi şekilde nasıl sonlandırılacağı da vardı. Hitler, batıdan İngiliz ve ABD birlikleri ilerlerken ve doğudan Rus orduları giderek yaklaşırken başkent Berlin'i son adama kadar müdafaada kararlı görünüyordu. Üç Müttefik lider de, ordularının sahadaki ilerleyişinin, harbin sonunda kimin hangi toprakları ele geçireceğini muhtemelen belirleyeceğinin farkındaydı. Mesele sadece Almanya'yı değil, aynı zamanda Nazi Almanyası'nın 1930'lar boyunca birleştiği veya işgal ettiği Avusturya, Polonya ve Çekoslovakya gibi eski milletleri de içeriyordu. Mağlup bir Üçüncü Reich'ın bir şekilde Müttefiklerce işgali olacaktı, ancak tam olarak hangi parçaların kimin kontrolü altında olacağı hassas bir meseleydi.

Roosevelt ve Churchill'in lobi faaliyetleri sayesinde Stalin, Fransa'nın ABD, İngiltere ve SSCB ile birlikte işgalci bir güç olması gerektiğine dair anlaştı. Yalta, daha önce münakaşa edilen, hem Almanya hem de Avusturya'nın dört işgal bölgesine bölünmesi ve her birinde ortak bir askeri hükümet kurulması fikrini teyit etti: Almanya'da Müttefik Kontrol Konseyi ve Avusturya'da Müttefikler Arası Konsey. Berlin ve Viyana da benzer şekilde kontrol bölgelerine ayrıldı. Ayrıca, her gücün kendi işgal bölgesinde savaş suçları davaları yürütme hakkına sahip olduğuna karar verildi.

Polonya Problemi

Yalta'da taraflar arasında problemli hale gelen bir mevzu, Polonya'nın ne yapılacağı ve yeni sınırlarının nerede olacağıydı. 1939'daki Nazi istilasından bu yana işgal altında olan Polonya için Yalta'da geçici olarak yeni bir hudut hattı belirlendi. Esasen, Polonya, Almanya aleyhine batıya kaydırıldı; bu hamle hem Almanya'yı cezalandırdı hem de Polonya'nın doğuda kaybettiği toprakların bir kısmını telafi etti; bu topraklar SSCB'ye verildi. Sıradan vatandaşlar için bu, batıda ve doğuda milyonlarca insanın yerinden edilmesi anlamına geliyordu. SSCB'nin "Polonya Problemi" olarak bilinen meseleye hakim olmasına izin verme kararı Batı'da eleştirildi, ancak Kızıl Ordu zaten sahada olduğundan alternatifini teklif etmek zordu. Devrin İngiliz Dışişleri Bakanı ve Yalta'da bulunan Anthony Eden şöyle hatırlıyor:

Roosevelt, Stalin ile herkesten daha fazla şey yapabileceğini düşünüyordu ve zannedersem bu mevzuda yanılıyordu, lakin Stalin ile münakaşa etmek istediğimiz şeylere başlamak zordu... Stalin soğuk, sakin ve hesapçı bir müzakereciydi, ne istediğini tam olarak bilir ve onu elde etmek için elinden geleni yapardı, asla heyecanlanmazdı, sesini neredeyse hiç yükseltmezdi, bilhassa FDR veya Winston'ın anlaşamadığını düşündüğünde soğuk bir şekilde kıkırdar veya gülerdi.

(Holmes, 532 & 541)

Roosevelt & Churchill at Yalta, 1945
Roosevelt ve Churchill Yalta'da, 1945 Imperial War Museums (CC BY-NC-SA)

Batı bakış açısına göre, Roosevelt'in yardımcılarından Alger Hiss'in muhtemelen bir Rus casusu olması, müzakerelere pek yardımcı olmadı. Churchill, en azından Stalin'den Polonya'da serbest seçimler yapılacağı ve seçimlerin yapılması halinde sürgündeki Polonya hükümetinin mensuplarının yeniden vazifeye başlamalarına izin verileceği sözünü almayı başardı. Bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. 'Üç Büyükler'in çekiştiği tek devlet Polonya değildi. Bulgaristan ve Yunanistan'daki yeni hükümetlerin yapısı da aynı şekilde münakaşalıydı; Roosevelt ve Churchill serbest seçimler isterken, Stalin ne olursa olsun bu hükümetlerde Komünistlerin yer almasını istiyordu.

Japonya'nın Mağlubiyeti

Batılı LİDERLER, Yalta anlaşmaları HAKKINDA SSCB'Yİ ART NİYET ve İKİYÜZLÜLÜKLE suçladı.

Yalta'da münakaşa edilen diğer ana mevzu, hâlâ savaşan ve her adayı müdafaa edip son askerine dek savaşmaya kararlı görünen Japonya ile ne yapılacağıydı. Roosevelt ve Stalin, Japonya ile alakalı gizli bir anlaşma yapmışlardı; Churchill bu anlaşmaya doğrudan dahil olmamıştı (ancak anlaşmayı imzalamıştı). Çin lideri Çan Kay Şek (1887-1975) da, Çin'in bu anlaşma neticesinde bir miktar toprak kaybetmesine rağmen, bu anlaşmadan haberdar edilmemişti. Rusya'nın Japonya'ya karşı savaşa girmesi mukabilinde, bazı Sovyet talepleri karşılanacaktı. Bu talepler arasında Kuril (diğer adıyla Kurile) Adaları'nın kontrolü, Sahalin Adası'nın güney kısmı (ikisi de Ohotsk Denizi'ndedir ve Japonya tarafından işgal edilmiştir) ve 1924'ten beri Rusya'nın uydu devleti olan Moğolistan ile ilgili statükonun muhafazası yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri Ağustos 1945'te Japonya'ya iki atom bombası attığında, Japonya teslim oldu ve harp sona erdi. Rusya'nın Hiroşima ile Nagazaki taarruzlarından hemen önce Japonya'ya savaş ilan etmesinin, Japon hükümetinin teslim olma kararına tesir edip etmediği ve dolayısıyla Yalta'daki Asya mutabakatlarına nihayet gerekli olup olmadığı konusunda pek çok münakaşa yaşandı.

Hür ve Birleşmiş Milletler

Yalta'da görüşülen diğer mevzular arasında Almanya'nın ödemesi beklenen tazminatlar, ülkenin gelecekteki askeri gücüne getirilen ciddi sınırlamalar ve üst seviye şüphelilerin kamuya açık savaş suçları davalarında yargılanması yer alıyordu. Yalta'daki delegeler ayrıca, Milletler Cemiyeti'nin teklif edilen yeni versiyonu olan Birleşmiş Milletler'de rey haklarının nasıl dağıtılacağını da müzakere ettiler. Roosevelt ve Churchill, Stalin'i Fransa'nın BM'nin idari Güvenlik Konseyi'nde daimi bir azalığa sahip olması hakkında ikna etmeyi başardılar. Ayrıca, bütün firarilerin ve hain olarak kabul edilenlerin harpten sonra kendi ülkelerine geri gönderilmesi mevzusunda bir anlaşma da vardı. Rusları geri göndermeye yönelik böyle bir anlaşma büyük ihtimalle onlar için ölüm fermanı anlamına geliyordu, ancak Roosevelt ve Churchill'in tek endişesi, harp esiri alınan ve şimdi Rusların elinde olan kendi vatandaşlarını geri almaktı.

Stalin & Roosevelt at Yalta, 1945
Stalin ve Roosevelt Yalta'da, 1945 Imperial War Museums (CC BY-NC-SA)

Son olarak ve yukarıda belirtildiği gibi uzun münakaşaların ardından, "İngiltere, ABD ve SSCB'yi kurtardıkları ülkelerde serbest seçimler ve demokratik hükümetler kurmaya" (Dear, 222) bağlayan Kurtarılmış Avrupa Beyannamesi neşredildi. Bu beyannamenin hiçbir kıymeti yoktu çünkü birkaç hafta sonra Stalin'in Romanya'da Sovyet destekli yeni bir hükümet kurmasıyla bozulmuştu. Bu, bütün taraflarca işlenen benzer birçok hadisenin yalnızca birincisiydi; ancak Stalin'in savaş sonrası yıllarda Doğu Avrupa'da beyannameyi ısrarla hiçe sayması, Batılı liderlerin SSCB'yi genel olarak Yalta anlaşmaları hususunda kötü niyet ve ikiyüzlülükle suçlamalarına imkan sağladı.

Yalta'nın Tenkidi ve Mirası

Kısa vadede, Yalta Konferansı ve haber ile fotoğrafların da işaret ettiği münazara, müzakere ve birlik ruhu matbuat tarafından oldukça müspet şekilde karşılandı. Uzun vadede, bilhassa da daha fazla detay meydana çıktıkça (bunlar ancak Mart 1947'de kamuoyuna açıklandı), konferansın sonuçları, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya'da tenkit edildi. Bu memleketlerde, Roosevelt ve Churchill'in Doğu Avrupa'nın kontrolünü SSCB'ye devrettiği ve Doğu Asya'da Sovyet nüfuzunun dünyanın o bölgesinde daha da genişlemesi için bir platform olarak kullanılabilecek bir Sovyet varlığına izin verdiği birçok kişi tarafından hissediliyordu. Fransa'nın yükselen mevkisi ve Yunanistan'da demokrasinin müdafaası gibi bazı muvaffakiyetler elde edilmiş olsa da, Batılı liderler Yalta'nın umumi olarak kendileri için bir hayal kırıklığı olduğunun tamamen farkındaydı. Churchill'in konferansın sonunda yardımcılarından birine söylediği gibi, beni bu 'Hades Rivierası'ndan uzaklaştırın (Holmes, 535).

Amerika Birleşik Devletleri'nde, SSCB'nin Yalta'daki taahhütlerini giderek daha fazla yerine getirmemesiyle, Amerikalıların fiilen "savaşı kazandığı ama barışı kaybettiği" yönünde umumi bir his vardı (Liddell Hart, 435). Batı'nın mevkisi, Roosevelt'in vefatı ve Churchill'in bir sonraki genel seçimi kazanamamasıyla daha da zayıfladı, böylece bir sonraki büyük zirvede iki yeni lider müzakere masasına oturdu: İngiltere Başbakanı Clement Attlee ve ABD Başkanı Harry S. Truman. Üç ülke Temmuz-Ağustos 1945'te Potsdam Konferansı'nda bir araya geldiğinde kurnaz ve tecrübeli Stalin avantajlıydı. Polonya ve diğer Avrupa devletlerinin kesin sınırları konusunda pazarlıklar devam etti ve Japonya ile alakalı sulh şartları görüşüldü. Doğu ve Batı'nın parçalanmış barışı ve çatışan dış politika hedeflerinin nihai neticesi, ABD ile SSCB ve müttefikleri arasında Soğuk Savaş'ın hızla gelişmesi, münasebetlerin gerilemesi ve 20. asrın ikinci yarısı boyunca milletlerarası gerginliklerin ve vekalet savaşlarının uzun bir devrine şahit olunması oldu.

Çevirmen Hakkında

Batuhan Aksu
Batuhan, Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü'nde doktora öğrencisidir. Üniversiteye katılmadan önce Boğaziçi Üniversitesi (MA-BA) ve Manchester Üniversitesi'nden (ER+) dereceler almıştır. İlgi alanları arasında seyahat çalışmaları ve entelektüel tarih bulunmaktadır.

Yazar Hakkında

Mark Cartwright
Mark, tam zamanlı bir yazar, araştırmacı, tarihçi ve editördür. Özel ilgi alanları arasında sanat, mimari ve bütün medeniyetlerin paylaştıkları düşünceleri keşfetmek yer alır. Siyaset Felsefesi alanında Yüksek Lisans derecesini almış ve WHE Yayıncılık Direktörüdür.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Cartwright, M. (2025, Kasım 06). Yalta Konferansı: Roosevelt, Churchill ve Stalin Yeni Bir Dünya Düzeni Yaratıyor. (B. Aksu, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-25266/yalta-konferansi/

Chicago Formatı

Cartwright, Mark. "Yalta Konferansı: Roosevelt, Churchill ve Stalin Yeni Bir Dünya Düzeni Yaratıyor." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, Kasım 06, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-25266/yalta-konferansi/.

MLA Formatı

Cartwright, Mark. "Yalta Konferansı: Roosevelt, Churchill ve Stalin Yeni Bir Dünya Düzeni Yaratıyor." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, 06 Kas 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-25266/yalta-konferansi/.

Reklamları Kaldır