Ömer Hayyam

Tanım

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Yağız Yanardağ tarafından çevrildi
27 Mayıs 2020 tarihinde yayınlandı
Diğer dillerde mevcut: İngilizce
X
Omar Khayyam (by Yamaha5, CC BY-SA)
Ömer Hayyam
Yamaha5 (CC BY-SA)

Ömer Hayyam (Omar Khayyam ya da Umar Khayyam olarak da bilinen, MS 1048-1131) İranlı bir hezârfen, astronom, matematikçi ve filozoftur, ancak Batı'da en çok ''Rubaiyat'ın'' yazarı olan şair olarak bilinir. Ünlü eseri MS 19. yüzyılda çevrildiğinden beri Batı tarafından büyük bir ilgiyle karşılanmıştır.

Rubaiyat 1859'da İngiliz şair Edward Fitzgerald (y. 1809-1883) tarafından çevrilip yayımlanmış ve İngiliz dilinin en popüler, en çok alıntılanan ve en sık antolojisi yapılan eserlerinden biri haline gelmiştir. Hayyam'ın adı İngilizce konuşan toplumlar arasında o kadar bilinir hale gelmiştir ki, onun şerefine diğer İranlı şairlere ve bu şairlerin eserlerine olan ilgiyi teşvik eden kuruluşlar kurulmuştur.

Ancak Hayyam Doğu'da esas olarak bir bilim adamı, özellikle de Celali Takvimi'ne (İslami Takvimi düzelten bir güneş çizelgesi) katkıda bulunan bir astronom ve matematikçi ve eserleri varoluşçu ve hümanist hareketlerin öncüsü olan bir filozof olarak tanınmaktadır. Yakın zamana kadar Hayyam, Doğu'da öncelikli olarak şair kimliğiyle tanınmamaktaydı - özellikle Mevlana veya Hâfız-ı Şirâzî kadar değil - ve günümüz akademisyenleri Hayyam'ın, ünlü Rubaiyat'ını oluşturan şiirleri yazıp yazmadığını bile sorguluyorlardı çünkü bazılarına göre şiirleri, felsefi eserlerinden çok farklı bir dünya görüşünü temsil etmekteydi.

HAYYAM'A GÖRE, İNSAN VAROLUŞUNUN ACI GERÇEKLİKLERİ, KUR'AN'DA ISRARLA VURGULANAN SEVGİ DOLU BİR TANRI VE KUTSAL BİR PLAN İLE AÇIKLANAMAZDI.

Ancak bu görünürdeki çelişki, Hayyam'ın felsefi söylem olarak çerçevelemek istemediği hayat hakkındaki kişisel duygularını ifade etmek gayesiyle şiiri kullanmış olması şeklinde açıklanabilir. Dindar bir Müslüman olmasına rağmen Hayyam'a göre insan varoluşunun acı gerçeklikleri, Kuran'da ısrarla vurgulanan ve kutsal bir plan doğrultusunda dünyayı yaratan sevgi dolu bir Tanrı kavramı ile açıklanamazdı. İnançları onu dindar Müslüman hukukçularla karşı karşıya getirmiş ve bu yüzden toplumsal söylemlerini yumuşatmış ve muhtemelen şiirlerini de yalnızca kendisi için kaleme almıştı.

Bu şiirler, bilinçli ya da bilinçsiz, Sonsuz Zaman'ın her şeyin yaratıcısı ve denetleyicisi olduğu, insan hayatının önceden belirlenmiş (ve kısa) olduğu ve nihayetinde kişinin kaderini değiştirmek için yapabileceği hiçbir şeyin olmadığı fikrinin hakim kılındığı İslam öncesi İran'a özgü bir inanç sistemi olan Zerdüştlük'ten beslenmekteydi. Bu nedenle bir insanın önündeki tek mantıklı yol, hayattan olabildiğince zevk almak -özellikle de içki ve sıkı dostluklarla- ve dünyada kendisine verilen kısa zamanı boşa harcamasına neden olan bir takım önemsiz endişeleri bir kenara bırakmak olmalıydı.

Erken Dönem Hayatı ve Etkileri

Hayyam, hayatının büyük bölümünü geçireceği Nişabur'da (günümüz kuzeydoğu İran'ı) dünyaya gelmişti. Ailesinin saygın ve kazançlı bir meslek olan çadırcılık yaptığı (ya da çadırcıların soyundan geldiği) düşünülmekteydi. Ailesi kesinlikle üst bir tabakadan gelmekteydi, zira kendisi sadece önde gelen ailelerden öğrenci kabul eden şehrin en meşhur öğretmenlerinin yanına okumaya gönderilmişti. Bu öğretmenlerden biri, büyük hezârfen ve hekim İbn-i Sina'nın (MS 980-1037) eski bir öğrencisi ve İslam'ı benimsemiş eski bir Zerdüşt olan matematikçi Ebu Hasan Behmenyar'dı (ö. MS 1067). Hayyam'ın Zerdüştî/Zurvanist ilkeleri ondan öğrenmiş olması kuvvetle muhtemeldir, ancak Hayyam'ın babasının da İslam'ı sonradan benimsemiş eski bir Zerdüşt olduğu ileri sürülmüş ve gerçekten de öyleyse genç bir bilgin olan Hayyam'ın erken yaşlardan itibaren bu kadim inanç sistemleriyle tanışmış olacağı öne sürülmekteydi. Aslında Hayyam'ın kendisinden "İbn Sina'nın öğrencisi" olarak bahsetmesi, İbn-i Sina'nın bilimsel gözlem ve araştırma yöntemini öğrendiği Ebu Hasan Behmenyar ile geçirdiği zamanlara bir göndermedir.

En eski hocasının ünlü bir âlim olan Nişaburlu İmam Muvaffak olduğu düşünülmektedir ve Edward Fitzgerald'a göre (Rubaiyat'a yazdığı önsözde), İmam Muvaffak'ın vesayeti altında geleceğin Bağdat veziri Nizâmülmülk (ö. MS 1092) ile tanışmıştır. Fitzgerald, Nizâmülmülk'ün Vasiyetnamesi'nden vezirin Nişabur'daki günlerini ve en yakın iki arkadaşı ve sınıf arkadaşları olan Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'dan bahsettiği bir bölüm aktarmıştır. Bir gün Hasan Sabbah arkadaşlarına İmam Muvaffak'ın yanında eğitim görenlerin büyük başarılar elde ettiğinin bilindiğini ve içlerinden en az birinin bu başarıya ulaşmasının muhtemel olduğunu söyler. Daha sonra içlerinden hangisi en büyük başarıyı elde ederse, o kişinin bu başarıyı diğerleriyle eşit biçimde paylaşmasını teklif eder. [Üç arkadaş bu anlaşmayı kabul eder ve daha sonra Nizâmülmülk vezir olduğunda arkadaşları ona yaptıkları anlaşmayı hatırlatmaya gelirler. Hasan Sabbah yüksek bir idari mevki talep eder, Nizâmülmülk de bunu kabul eder. Ancak Hasan Sabbah haddinden fazla hırslıdır ve saray entrikalarıyla kendini göstermeye çalışıp, sonunda Suikastçılara katılarak liderlik pozisyonuna yükselmiştir (Keza MS 1092'de öldürülecek olan Nizâmülmülk'ün ölüm emrini de o vermiştir). Hayyam ise alçakgönüllülükle vezirin idaresi altında sakin bir yaşam sürdürüp sürdüremeyeceğini ve aynı zamanda bilimsel çalışmalarına devam edip edemeyeceğini merak etmektedir. Kendisi aylık para ile ödüllendirilir ve Nişabur'a geri döner. Hayyam daha sonra öğrenci kabul etmediği için eleştirilecek ve bir münzevi (toplumdan uzak yaşayan bir kimse) olarak ün salacaktır. Bununla birlikte, bu verilen aylığın öğretmenliği gereksiz bir yük haline getirmesi, tamamen kendi çalışmalarına odaklanmasını sağlamış olması muhtemeldir.

Matematik, Astronomi ve Felsefe

HAYYAM, GREGORYEN TAKVİMİNDEN ÇOK DAHA DOĞRU OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN BİR GÜNEŞ TAKVİMİ OLAN CELALİ TAKVİMİNİN GELİŞTİRİLMESİNDE ÖNEMLİ BİR ROL OYNAMIŞTIR.

Matematik alanında Hayyam, bazı bilim adamlarının yorumuna göre, binom teoremi kavramını anladığını ve kullandığını ve ayrıca Öklid'in çalışmalarını kolaylıkla gözden geçirip geliştirebildiğini gösteren bilimsel incelemeler kaleme almıştır. Ayrıca cebir ve geometrinin anlaşılmasına ve kullanılmasına katkıda bulunmuş, saf aritmetik olarak adlandırdığı alanda çalışarak astronomik uğraşlarına da olanak sağlamıştır. Hayyam, Nizâmülmülk'ün himayesinde MS 1074'te İsfahan'a giderek yeni kurulan bir gözlemevinde, bugün Büyük İran bölgesinde hâlâ kullanılmakta olan ve Gregoryen Takvimi'nden çok daha doğru olduğu düşünülen bir güneş takvimi olan Celali Takvimi'nin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Felsefi çalışmalarında, Tanrı'nın her şeyin kendisinden kaynaklandığı Zorunlu bir Varlık (Aristoteles'in Hareket Etmeyen Hareket Ettiricisi gibi) olduğunu ve buna bağlı olarak insanın özgür iradesinin ilahi iradeye tabi olduğunu savunmuştur. Kişinin, ne zaman, hangi noktada, hangi bölgede ya da hangi koşullar altında doğacağı üzerinde hiçbir kontrolü olmadığından, kişinin yaşamı zorunlu olarak kendi kontrol kabiliyetinin ötesinde başlar ve o noktadan itibaren Tanrı'nın iradesi doğrultusunda belirlenmiş bir yaşamla devam eder. Ancak bu böyleyse, Tanrı aynı zamanda dünyadaki kötülükten de sorumludur; Tanrı'nın ibadete layık olması için her şeyin iyi olması gerektiği düşünüldüğünde, bu ciddi bir tanım çelişkisidir. Hayyam kötülüğü iyiliğin yokluğu olarak nitelendirerek bu ikilemin üstesinden gelir. Kötülük, Tanrı'nın emirleri göz ardı edildiğinde, ilahi olarak belirlenmiş olana karşı çıkıldığında ya da sadece kişinin doğal bir olayı yorumlamasıyla ortaya çıkmaktadır.

The Rubaiyat of Omar Khayyam
Rubaiyat
William Creswell (CC BY)

Bu görüşe göre, insanların "kötü eylemler" olarak tanımladıkları şeyler Tanrı'nın planının bir parçası değil, aksine bir çelişkisidir; oysa bu tür eylemlerin sonuçları, kişi bunları fark edip gereken karşılığı verebildiği sürece İlahi Plan'ın bir parçası olabilir. O halde her şeyin "önceden belirlenmiş" olmadığı ileri sürülebilir, çünkü kişinin verdiği tepki kendi iradesinin bir eylemi olacaktır ancak aynı zamanda bu özgür irade eylemi kişinin o ana kadarki geçmişi tarafından belirleniyor olacaktır.

Hayyam (daha sonra psikolog Abraham Maslow (y. 1908-1970) tarafından İhtiyaçlar Hiyerarşisi olarak ifade edilen) yaşamın temel gereksinimleri karşılanmadan kişinin kendini geliştiremeyeceği veya daha yüksek hedefler peşinde koşamayacağı teorisini savunur. Hayyam şöyle yazmaktadır:

Tanrı insan türünü öyle bir şekilde yaratmıştır ki, karşılıklılık, yardımlaşma ve dayanışma olmadığı sürece hayatta kalması ve mükemmellik düzeyine erişmesi mümkün değildir. Yaşamın olmazsa olmazları olan yiyecek, giyecek ve bir yaşam alanı sağlanmadığı sürece mükemmellik düzeyine erişmekten söz edilemez. (Aminrazavi & Van Brummelen, 8)

Bu kavram aynı zamanda ''Nicomachean Ethics'' adlı eserde insan yaşamının yegane amacının mutluluk olduğunu ancak bu amaca ulaşmak için öncelikle kişinin fiziksel ihtiyaçlarını karşılamış olması gerektiğini belirten Aristoteles'in bir yineleyişi niteliğindedir (Kitap I, 1098b.12-32; Kitap III, 112b.12-30). Hayyam'ın benliğin en yüksek ilkelerine uygun hareket etmek olarak tanımladığı erdem kavramı Aristotelesçi, öze ilişkin argümanı ise -insan olmanın ne anlama geldiği gibi- Platoncu'dur. Hayyam, bu filozofların yanı sıra diğerlerini ve dini kavramları kullanırken, büyük ölçüde Zurvanizm'den beslenen kendi kişisel dokunuşlarını da ekler.

Zurvanizm ve Rubaiyat

Zurvanizm, İran'a özgü bir din olan Zerdüştlüğün ilk olarak Ahameniş İmparatorluğu'nun (M.Ö. 550-330) son dönemlerinde ortaya çıkmış ve Sasani İmparatorluğu (M.S. 224-651) zamanında tamamen gelişimini tamamlamış gibi görünen bir mezhebidir (bazen sapkınlık olarak da adlandırılır). Zerdüştçülük, Ahura Mazda (daha sonra Ormuzd adını almıştır) adında yüce, her şeyi yaratan ve yaratılmamış bir tanrı olduğuna ve insanların Ahura Mazda'nın emirlerine uymayı ya da onu reddedip kötülüğün vücut bulmuş hali olan baş düşmanı Angra Mainyu'nun (Ahriman olarak da bilinir) yanında yer almayı seçme özgürlüğüne sahip olduğu bir inancı savunmaktadır. Bu dini yapıyla ilgili sorun şudur: Ahura Mazda tamamen iyi ise, Angra Mainyu (Ahriman) ve kötülük nereden gelmektedir?

Zurvanizm bu çelişkiyi, Eski İran Dininde küçük bir Zaman Tanrısı olan Zurvan'ı Yüce Tanrı konumuna yükselterek, ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Sonsuz Zaman'ı temsil eden çift cinsiyetli Zurvan, bir erkek çocuk ister ve kendisini hamile bırakarak güzel bir netice elde etmek için kendine dua eder. Ancak hiçbir şey olmaz ve Ahriman'ın gebe kalmış olabileceği konusunda şüphe yaşar, ancak daha sonra bu şüpheyi ortadan kaldırır ve kendine olan inancını yeniden kazanarak Ahura Mazda'yı doğurur. Zurvan, ikizlerden hangisi daha önce doğarsa dünyanın egemenliğini ona vereceğini ilan eder ve bunu duyan Ahriman ana rahminden çıkarak egemenliği ele geçirir. Zurvan bu durumu düzelterek Ahriman'ın sadece 9.000 yıl boyunca egemen olacağını, sonrasında Ahura Mazda'nın hüküm süreceğini bildirir. O halde Ahura Mazda dünyanın yaratıcısı olmuştur ancak kişinin hayatta deneyimlediği "kötülük" Ahriman'dan gelmiş olacaktır.

Bununla birlikte, Yüce Tanrı'nın geçmişte Zaman (Zurvan) olduğu inancı, Zurvanizm'in bir mezhebi içerisinde hayata karşı kaderci bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir. Kaderciler, Zaman (Zurvan) her şeyi yarattığı ve nihai olarak kontrol ettiği için, kişinin kaderinin doğumunda zaten çizilmiş olduğuna inanırlardı. Kişi doğar, yaşar ve sonra ölürdü ve doğum ile ölüm arasında, kişinin hayatında önemli bir şeyi değiştirmek için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Hayyam bu inancı felsefi çalışmalarında kullanmış, ancak Rubaiyat'ın tamamını, en iyi 51. kıtada tanımlanan bu kavrama oturtmuştur:

Orjinal Çeviri:

Olanların olacağı belliydi çoktan;
İyiyi kötüyü yazmış kaderi yazan;
Ta baştan gereği düşünülmüş her şeyin
Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan?

Kendi Çevirim:

Yüce irade(!) vermiş fermanımızı,
Demiş kaçma yaşa bedbaht alın yazını.
Yola getirmekmiş amacı birkaçını,
Dinmemiş öfkesi yakana dek başını.

Kişinin günlük yaşamı Zaman (Zurvan) - "hareket eden parmak" - tarafından belirlenir; Zaman'ın (Zurvan) buyruğu, kişi ister yoluna devam etsin isterse olduğu yerde kalsın, kişiyi yaşamı boyunca yönlendirir ve kişinin bunu değiştirmek için elinden gelen hiçbir şey yoktur. Bu nedenle Hayyam, eser aracılığıyla, en iyi yolun yemek, içmek ve ölüm tarafından beklenmedik bir şekilde alınmadan önce olabildiğince neşeli olmak olduğunu öne sürer. Hayatın kısalığı ve kişinin buna en iyi nasıl karşılık vermesi gerektiği, başından sonuna kadar eserin merkezini oluşturur. Fitzgerald'ın çevirisinde, çeşitli şiirleri, sabah bir meyhanenin açılışıyla başlayan ve müşterilerden birinin hayatın anlamı, adaletsizlik, kötülük, zevk ve ölüm üzerine düşünmesiyle devam eden, geceleyin ayın yükselişi ve kişinin ölümsüzlüğe kavuşması için tek umut olan yad etme eylemiyle sona eren bir anlatı haline getirilmeye özen gösterilmiştir.

1. kıta okuyucuyu anlatının başlangıcına hazırlar, 2. kıta "hayatın kadehindeki likör kurumadan" kadehini doldurmaya teşvik eder ve 3. kıta meyhane kapısının önünde toplanan müşterilerin "Ne kadar az kalacağımızı biliyorsun/Ve bir kez gidersek bir daha dönemeyiz" diyerek kapının açılmasını talep etmelerini yansıtır, Son dörtlükler ise, 74 ve 75, günün sonunu, gece gökyüzünde meyhane bahçesi üzerinde yükselen ayı ve belirsiz bir gelecekteki bir tarihte konuşan kişinin sevgilisinin, beraber hoşça vakit geçirdikleri bahçeye bakıp onu bulamayışını tasvir eder. Şiir, sevgilinin, meşhur 11. kıtada tasavvur edildiği gibi, eskiden birlikte vakit geçirdikleri yerde boş bir bardağı ters çevirerek, konuşan kişiyi yad etme arzusu ile sona erer:

A book of verses underneath the bough
A jug of wine, a loaf of bread, and thou
Beside me, singing in the wilderness –
Ah, wilderness were paradise enow.

Bir şiir kitabı, altında o ağacın
Bir sürahi şarap, bir somun ekmek, bir de sen.
Yanımdasın, bu ıssız yerde şarkı söylersin
İşte bu ıssız yer bizim cennetimiz olan.


 

Hayyam'ın, sadece iki örnek vermek gerekirse, 23. dörtlüğün ilk dizelerindeki "Tertemiz geldik yokluktan kirlendik; Sevinçle geldik dünyaya, dertlendik" ve 37. dörtlükte tekrar tekrar işaret ettiği gibi, zamanın acımasızlığına karşı en makul yanıtın bedensel zevk yoluyla meydan okumak olacağıdır:

Ah, fill the cup; what boots it to repeat
How time is slipping underneath our feet
Unborn tomorrow and dead yesterday
Why fret about them if today be sweet.

Gülün yüzünde çiy incisi nevruzun ne hoş!
Yeşillikte gönül aydınlatan yüzün ne hoş!
Dün geçti gitti, hoş değil ondan söz etmemiz:
Hoş tut gönlün, anma dünü, bak bugün ne hoş.

Bazı akademisyenler Hayyam'ın şarap ve sarhoşluk alışkanlığının Sufi geleneğine (Mevlana ve Hâfız-ı Şirâzî'nin eserlerinde ifade edilen) uygun olduğunu iddia etse de, Hayyam'ın zamanındaki Sufilerin onun eserlerini reddetmesi ve Hayyam'ın hiçbir yazısında Sufizme yakınlık göstermemesi bu iddiayı geçersiz kılmaktadır. Sufiler onu risalelerine ve söylemlerine dayanarak aşırı bilimsel düşünen bir ateist olarak nitelendirmişlerdir. Felsefi çalışmalarında Hayyam, hayatın doğasını ve çeşitli hayal kırıklıklarını nesnel, bilimsel bir bakış açısıyla ele alır ve insan varoluşuna yönelik bilinçli, rasyonel bir yaklaşımın önemini vurgular. Kişi, önceden belirlenmiş olan harici olayları yorumlaması nedeniyle acı çeker - ya da acı çekiyor gibi görünür; bu Sufi felsefesine pek uymaz. Öte yandan Hayyam, Rubaiyat'ta hayatın kısalığından, dostların kaybından ve zamanın insanı gençlikten ve zevkten nasıl mahrum ettiğinden yakınır; bunların da hiçbiri Sufi görüşüne uygun düşmez.

Yazarlık ve Tercüme

Hayyam'ın karamsarlığı ve aydınlanmış bir hedonizm üzerine kurulu bir yaşamı benimsemesi, bazı akademisyenleri Rubaiyat'ın yazarının felsefi söylemler yazan Ömer Hayyam ile aynı kişi olamayacağını öne sürmeye itmiştir. Ne de olsa Rubaiyat, şarap, sıkı dostluklar ve şarkılar lehine entelektüel uğraşları red etmektedir. 27. kıta ciddi uğraşları tamamen küçümsemektedir:

Dedim: Artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.

Ancak bu eleştiri, şiirdeki konuşmacının kurgusal bir karakter olduğu ve yazar adına konuşuyor olabileceği ya da olmayabileceği gerçeğini göz ardı etmektedir. Öyle olsa dahi, filozof-şair, herhangi bir çağ ya da kültürde, iki tarafı her zaman tam olarak eşit şekilde dengeleyemez; filozofun açıkladığı şeye karşı şair öfkelenir. Rubaiyat'ın söylevler ya da matematiksel incelemelerle aynı yazar tarafından yazılamayacağını öne sürmek bir yana, Hayyam'ın şiirleri düzyazılarına bir tür ayna görevi görmekte ve hayata yönelik zıt tepkileri yansıtmaktadır.

Hiç kimse Hayyam'ın şiir yazdığından kuşku duymamaktadır, sadece ünlü Rubaiyat'ını oluşturan parçaları onun yazmamış olabileceği iddia edilmektedir. Hayyam'ın bir şair olduğu İranlı tarihçi ve hezârfen İmadeddin el-Isfahani (MS 1125-1201) ve Rubaiyat'ın 62. kıtasından alıntı yapmış olan İranlı hezârfen Fahreddin er-Razi (MS 1150-1210) tarafından kanıtlanmıştır. Buna rağmen, bazı akademisyenler kitabın başka bir şairin eseri olabileceği eleştirisini canlı tutmaya devam etmektedir.

Illuminated Manuscript of the Rubaiyat
Rubaiyat'ın Tezhipli El Yazması
Digital Collections at the University of Maryland (CC BY-NC-ND)

Bu eleştirinin geçerli olduğu tek durum, Fitzgerald'ın 1859 tarihli çevirisi (ve sonraki baskıları) olmaktadır, zira Fitzgerald zamanında bu çeviriyi gelişigüzel ve Viktoryen dönemi kitlesinin zevklerine uygun olarak biçimlendirdiğini kendisi de itiraf etmiştir. Akademisyen Peter Avery, Fitzgerald'ın zamanında, şairlerin "taklit" adıyla bilinen ve çeviriye hassasiyetle yaklaşmadan yabancı bir eserin ruhunu yakalama gayesi taşıyan bir türü nasıl popüler hale getirdiklerini dile getirmektedir. Avery şöyle yazıyor:

Edward Fitzgerald'ın... Bu yola çıkarken
Ömer Hayyam'ın dörtlüklerini çevirmek gibi bir gayesi yoktu. Hatta bir mektubunda insanlar tarafından çeviri yaptığının sanılmasını 'Tanrı korusun' diye ifade etmişti. Aslında o, çalışmalarını artık neredeyse unutulmuş olan Taklit geleneği içerisinde sürdürüyordu. Kendisi de bir şairin dehasına sahip olduğu için, taklidi İngiliz dilindeki en başarılı şiirler arasında yer almaktadır... Fitzgerald bu şiir için "biçim değişikliği" ifadesini kullanmıştır. (Lewisohn, xiii)

Yine de Fitzgerald, meslektaşı ve arkadaşı Edward Byles Cowell'dan (y. 1826-1903) Farsça öğrenmiş ve bu sayede Hayyam'ın eserlerini orijinal dilinden çalışmıştır. Dolayısıyla Fitzgerald'ın Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ı çevirisi, Ortaçağ İranı'nın olduğu kadar Viktoryen dönemi İngiliz şairinin de eseridir. Bu, Hayyam ve Fitzgerald "işbirliği", Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının 20. yüzyılın başında dünya çapında ilgi görmesi, Batılı okuyucuyu Fars edebiyatıyla tanıştırması, farklı sayısız sanatçıyı etkilemesi, Doğu'da Hayyam araştırmalarına olan ilgiyi canlandırması ve son yüzyılın en çok satanlar listesinde kalması nedeniyle edebiyat tarihinin en başarılı işbirliklerinden biri olarak nitelendirilmiştir. Modern okuyucular, Hayyam'ın eserlerine aynı nedenden ötürü Viktoryen dönemi insanları kadar sıcak yaklaşmaktadır: kayıplarla karakterize edilen ve ölümün kaçınılmazlığıyla tanımlanan bir yaşamda umutsuzluğa alternatif sunan şiirsel bir vizyonun güzelliği.

Çevirmen Hakkında

Yağız Yanardağ
Ben Yağız. 22 yaşında, Tarih, Coğrafya, Yabancı Diller ve Çeviri ile ilgilenen bir öğrenciyim.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Serbest yazar ve yarı zamanlı olarak New York Marist College'da Felsefe bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Joshua J. Mark; Yunanistan ve Almanya'da yaşadı ve Mısır'ı seyahat etti. Tarih, edebiyat, yazı ve felsefe sahalarında lisans seviyesinde ders vermektedir.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2020, Mayıs 27). Ömer Hayyam [Omar Khayyam]. (Y. Yanardağ, Çevirmen). World History Encyclopedia. alınmıştır https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18977/omer-hayyam/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Ömer Hayyam." tarafından çevrildi Yağız Yanardağ. World History Encyclopedia. Son güncelleme Mayıs 27, 2020. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18977/omer-hayyam/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Ömer Hayyam." tarafından çevrildi Yağız Yanardağ. World History Encyclopedia. World History Encyclopedia, 27 May 2020. İnternet. 25 May 2024.