Karakurum

Moğol İmparatorluğu'nun Başkenti
Mark Cartwright
tarafından yazıldı, Şüheda Bulut tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Stone Turtle, Karakorum (by Jody McIntyre, CC BY-SA)
Taş Kaplumbağa, Karakurum Jody McIntyre (CC BY-SA)

Karakurum (diğer adıyla Qarakorum, günümüzdeki adıyla Harhorin), Orta Moğolistan’daki Orhun Vadisi’nde yer alır ve 1235’ten 1263’e kadar Moğol İmparatorluğu’nun başkenti olmuştur. Ogeday Kağan (hük. 1229-1241), şehrin inşasını emretmiş ve surlarla çevrili bir saray yaptırmıştır. Ayrıca farklı milletlerden ve inançlardan tüccarları buraya çekerek şehri gelişen bir ticaret merkezi hâline getirmiştir.

Daha sonra Karakurum, Moğol başkenti olarak Daidu (Pekin) ve Xanadu ile değiştirilmiştir. Bunun ardından şehir uzun bir gerileme dönemine girmiştir; ancak günümüzde önemli bir arkeolojik alan ve 16. yüzyıldan kalma önemli bir Budist manastırı olan Erdene Zuu’ya ev sahipliği yapmaktadır.

Konum

Hanların imparatorluk sarayının sabit bir merkezi yoktu; çünkü Moğol liderlerinin göçebe kökleri ve sık sık çıktıkları askerî seferler, onların geniş imparatorlukları boyunca bir kamptan diğerine hareket etmeye devam etmeleri anlamına geliyordu. Bununla birlikte, Moğol yönetiminin, gelirlerin toplanabileceği ve fethedilen toprakları yönetmek için merkezi bir idare girişiminde bulunulabileceği bir başkent şehre acilen ihtiyacı vardı. Bu nedenle Ogeday, Pers’ten Çin’e kadar uzanan bölgelerden yetenekli zanaatkârları, ustaları ve işçileri topladı ve 1235 yılında surlarla çevrili bir başkentin inşasını emretti.

Şehİr küçük ölçeklİ olabİlİr ama kozmopolİt bİr yapıya sahİptİ; sakİnlerİ arasında Moğollar, bozkır kabİlelerİ, Han Çİnlİlerİ, Persler, Ermenİler ve Avrupa’dan getİrİlen esİrler bulunuyordu.

Karakurum, Orta Moğolistan’daki Orhun Vadisi’nde, günümüz Moğolistan başkenti Ulan Batur’un 400 km güneybatısında yer alır. Bu yerin seçilmesinde, geleneksel bir toplanma alanı olarak kullanılması ve Cengiz Han’ın (hük. 1162/67-1227) birkaç on yıl önce burayı yarı kalıcı bir kamp alanı olarak kullanmış olması etkili olmuş olabilir; hatta 1220 yılında burayı gelecekteki bir başkent adayı olarak belirlemiş de olabilir. Daha da öncesinde, Uygur Türkleri 8.-9. yüzyıllarda Orhun Vadisi’nde başkentleri Karabalgasun’u kurmuşlardı. 1235 yılında Moğol İmparatorluğu’nun merkezinde yer almasının yanı sıra, bölge bol su kaynağına, hayvancılık için çeşitli otlaklar sağlayan yakın dağlara ve sivrisinekleri uzak tutan serin rüzgârlara sahipti.

Karakurum adı (sıklıkla Qaraqorum veya Caracorum şeklinde de yazılır), şehrin batısından geçen aynı isimdeki bir nehirden türemiş olabilir; ancak bu, sonraki dönem âlimlerinin bir yanlış yorumu da olabilir. İsmin alternatif bir kökeni, özellikle elit olmayan “kara” ya da qara Moğollarla ilişkilendirilen, Moğol geleneğinde kış şölenleri ya da qurim düzenleme âdetinden gelmiş olmasıdır. Üçüncü bir teoriye göre ise bu ad, “Kara Kaya” ya da “Kara Surlar” anlamına gelmektedir.

Palace Model, Karakorum
Saray Modeli, Karakurum Brücke-Osteuropa (Public Domain)

Uzaklığı ve tarıma elverişli olmayan bozkırlarda bulunması nedeniyle, şehrin nüfusunu beslemek için her gün yüzlerce araba dolusu yiyeceğin taşınması gerekiyordu. Bu dezavantaja rağmen şehir, Moğolların mükemmel yol ve ulak ağı olan Yam’ın bir parçasıydı ve gerçekten de imparatorluğun kaynaklarının depolandığı önemli bir lojistik merkez hâline gelmişti. Ayrıca, İpek Yolları üzerindeki konumu ve hanın mallar için ödediği cömert fiyatlar -mçoğu zaman başka yerlerde ödenen miktarın iki katı - sayesinde birçok tüccar buraya seyahat ediyordu. Bunun sonucunda şehir kısa süre içinde, keçiden kiralık erkeklere kadar her şeyin alınıp satıldığı büyük ve düzenli pazarlara ev sahipliği yapmaya başladı.

Özellikler

Büyük ambarlar İnşa edİlmiş ve Moğolların fethettİğİ halklardan vergİ olarak alınan hazİneler ve ürünlerle doldurulmuştu.

Karakurum büyük bir şehir değildi; en parlak döneminde yalnızca 10.000 kişi orada yaşıyordu (bazı araştırmacılar ise bu sayının 30.000’e daha yakın olduğunu düşünür). Bu durum, tarihçi Rubrucklu William’ın (yakl. 1220-1293) şehir hakkında oldukça küçümseyici bir tanım yapmasına yol açtı. 1250’lerde bölgeyi ziyaret eden Fransisken misyoner, şehri Batı’daki başkentlerle olumsuz bir şekilde karşılaştırmış ve onu, Orta Çağ Paris’inin banliyösündeki bir köyden daha etkileyici bulmadığını söylemiştir.

Şehir küçük ölçekli olabilir ama oldukça kozmopolit bir yapıya sahipti; sakinleri arasında Moğollar, bozkır kabileleri, Han Çinlileri, Persler, Ermeniler ve Avrupa’dan getirilen esirler vardı. Bunlar arasında Parisli usta bir kuyumcu olan William Buchier, Metz’den bir kadın olan Paquette ve yalnızca Basil adıyla bilinen bir İngiliz de bulunuyordu. Ayrıca bürokraside çalışmak üzere Asya’nın çeşitli ülkelerinden gelen kâtipler ve tercümanlar ile Rum ve Hindistan sultanlıkları gibi yabancı sarayların resmî temsilcileri de mevcuttu. Bu çeşitlilik, şehirde uygulanan farklı dinlerde de kendini gösteriyordu; zamanla Taoizm, Budizm, İslam ve Hristiyanlık mensupları tarafından birçok görkemli taş yapı inşa edildi. Büyük ambarlar yapıldı ve Moğolların fethettiği halklardan vergi olarak alınan hazineler ve ürünlerle dolduruldu. Bunların yönetimi içinse muhtemelen şehir nüfusunun üçte birini kapsayan devasa bir bürokrasi gelişti; imparatorluğun herhangi bir yerinden gelen özel davaları dinlemek için mahkemeler kuruldu ve ham maddelerin değerli eşyalara dönüştürüldüğü atölyeler faaliyete geçti.

Silver Drinking Tree, Karakorum
Gümüş İçki Ağacı, Karakurum Mathieu-Richard-Auguste Henrion (Public Domain)

Ogeday Kağan zaman zaman şehri ziyaret ederdi ve uğradığı dönemler için bir saray yaptırdı. Bu görkemli konut, altın kaplamalı sütunlar, köşkler, altın ve gümüş kaplar ile bir şarap mahzeni ile donatılmıştı; duvarları ise Khitan sanatçılar tarafından yapılan güzel resimlerle süslenmişti. Sarayın en ünlü özelliklerinden biri, Ogeday’ın tutkularından birine hizmet ediyordu. Büyük Kağan, olağanüstü içki alemleriyle tanınıyordu ve sarayına, çeşitli alkollü içecekleri fantastik biçimli musluklardan sunan, ağaç biçiminde dev bir gümüş çeşme yaptırmıştı. Rubrucklu William, şehirden çok bu ağaca hayran kalmış ve onu uzun uzun şöyle tasvir etmiştir:

Bu görkemli sarayın girişinde, süt ve diğer içeceklerin getirilmesinin uygun olmayışı nedeniyle, Parisli usta William, Büyük Kağan için dev bir gümüş ağaç yaptırdı. Ağacın kökleri dört gümüş aslandan oluşuyordu ve her birinin içinden birer boru geçmekteydi; hepsi kımız (kısrak sütünden yapılan alkollü içki) akıtıyordu. Ağacın tepesine dört boru uzatılmıştı; bunlar aşağı doğru eğilmişti ve her birinin üzerinde, kuyruğu ağacı saran altın kaplama bir yılan bulunuyordu. Bu borulardan birinden şarap, diğerinden cara cosmos (arıtılmış kısrak sütü), diğerinden bal (bal ile yapılan bir içki), bir diğerinden ise terracina adı verilen pirinç birası akıyordu; her içecek için ağacın dibinde özel bir gümüş kase yerleştirilmişti. Tepedeki bu dört borunun arasında, bir trompet tutan melek yapılmıştı; ağacın altında ise bir insanın gizlenebileceği bir mahzen bulunuyordu. Boruların içinden melek figürüne kadar uzanan yollar vardı. Başlangıçta üflemeyi sağlayacak körükler yapılmıştı, ama yeterli rüzgar sağlayamadı. Sarayın dışında, içkilerin saklandığı bir mahzen ve melek trompet çaldığında onları doldurmaya hazır hizmetçiler bulunuyordu. Ağacın dalları gümüşten, yaprakları ve meyveleri de vardı. İçecek istenince, baş uşak meleğe trompetini çalması için sesleniyordu. Mahzende gizlenen kişi bunu duyup tüm gücüyle meleğe giden boruyu üflüyordu; melek trompeti ağzına koyup oldukça yüksek sesle çalıyordu. Mahzendeki hizmetçiler bunu duyduğunda, farklı içkileri uygun borulara boşaltıyor; borular onları hazırlanan kaselere taşıyor ve baş uşaklar içkileri alıp sarayda erkek ve kadınlara sunuyordu. (quoted in Lane, 156-7)

Bu zekice tasarlanmış cihaz belki de fazla cazip gelmişti; zira Ogeday Kağan, 56 yaşında, muhtemelen bir felç veya ani organ yetmezliği sonucu tetiklenen şiddetli bir içki alemi sonrasında, 11 Aralık 1241’de Karakurum’da hayatını kaybetti.

Siyasi Bir Piyon

1263 yılında, Karakurum, İç Moğolistan’da bulunan Xanadu (diğer adıyla Shangdu) tarafından Moğol başkenti olarak devralındı. Xanadu da 1273’te Daidu (Pekin) tarafından yer değiştirecek olsa da, yaz aylarında Moğolların yaz başkenti olarak işlev görmeye devam etti. 1268’den itibaren Kubilay Kağan (hük. 1260-1294), Song Hanedanı Çin’i (960-1279) üzerinde giderek daha büyük toprak parçalarını ele geçirmeye başladıkça, daha merkezi bir başkent ihtiyacı doğdu. Ayrıca Karakurum, Kubilay için hoş olmayan çağrışımlar da taşıyordu; çünkü onun en büyük rakibi Ariq Böke (1219-1266), Kubilay şehri 1262’de ele geçirmeden önce eski başkenti kendi üssü olarak kullanmıştı.

Kubilay Kağan’ın başkentini doğuya taşımasının bir sorunu vardı: Batı Asya üzerindeki kontrolünü sürdürmesi zorlaşmıştı. Bir başka rakibi, Kaydu (Ogeday Kağan’ın torunu), 1288’de Karakurum’a doğru harekete geçti ve bu nedenle Kubilay, şehri 1290-1293 yılları arasında korumak üzere en iyi generallerinden biri olan Bayan’ı göndermek zorunda kaldı.

Sonraki Tarih

Karakurum tamamen terk edilmedi; siyasi veya ticari açıdan artık önemli olmasa da, Moğolların Asya üzerindeki hâkimiyetinin güçlü bir simgesi olarak kaldı. Çin’de Moğol Yuan Hanedanı’nın (1271-1368) çöküşünün ardından, son Yuan imparatoru Togan Temür (hük. 1333-1368), eski başkente sığındı ve 1370’te burada hayatını kaybetti. Moğollar Çin’i kaybetmiş olabilir, ancak en azından 1372’de Ming Hanedanı’ndan (1368-1644) bir ordu Karakurum yakınlarında yenilgiye uğratılarak Çin’in Moğolistan’daki herhangi bir emeli sona erdirildi. Yüzyıllar boyunca Karakurum, taş işçiliğinin başka yerlerde yeniden kullanılmak üzere talan edilmesine maruz kaldı; özellikle 1586’da Erdene Zuu Budist manastırının inşasında bu taşlar kullanıldı.

Kazılar, ilk olarak 1899’da Rus arkeologlar tarafından, 1948-49 yıllarında tekrar ve daha yakın dönemde özellikle Ogeday Sarayı’nda Moğol yetkililer tarafından yapılmıştır. Şimdi biliyoruz ki saray, bir platform üzerine inşa edilmiş ve bir duvarla çevriliydi; özel odalar, hazineler ve ambarlar ile bir köşesinde Kağan’ın yurtlarını (gerlerini) kurabileceği bir alan vardı. Şehrin diğer bölgelerinin de yurt kampı olarak kullanıldığına dair kanıtlar bulunmakta; bu da 13. yüzyıl ortalarında Moğol elitinin göçebe geleneklerini hâlâ sürdürdüğünü göstermektedir.

Karakurum’dan günümüze ulaşan en büyük tek mimari parça, saraydan kalan dev bir taş kaplumbağadır; bu kaplumbağanın sırtında bir zamanlar bir stel bulunuyordu. Arkeolojik kazılar ayrıca bir cami ve bir Budist tapınağı ile zanaat tezgahlarının kalıntılarını ortaya çıkarmıştır. Karakurum’un zenginliği ve bir ticaret merkezi olarak konumunu gösteren diğer buluntular arasında idari mühürler, süslü ejderha desenli kiremitler, bakır aynalar, ince işlenmiş altın takılar ve yüksek kaliteli Çin seramikleri yer almaktadır. Bu buluntuların çoğu günümüzde Moğolistan, Harhorin’deki Harhorin Müzesi’nde görülebilmektedir.

Çevirmen Hakkında

Şüheda Bulut
Şüheda Bulut, tarihe ve uluslararası konulara ilgi duyan bir tercümanlık öğrencisidir. Dünyayı anlamaya, insanları bir araya getirmeye ve merakını bilgiye dönüştürmeye heveslidir.

Yazar Hakkında

Mark Cartwright
Mark, tam zamanlı bir yazar, araştırmacı, tarihçi ve editördür. Özel ilgi alanları arasında sanat, mimari ve bütün medeniyetlerin paylaştıkları düşünceleri keşfetmek yer alır. Siyaset Felsefesi alanında Yüksek Lisans derecesini almış ve WHE Yayıncılık Direktörüdür.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Cartwright, M. (2025, Ekim 17). Karakurum: Moğol İmparatorluğu'nun Başkenti. (Ş. Bulut, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18485/karakurum/

Chicago Formatı

Cartwright, Mark. "Karakurum: Moğol İmparatorluğu'nun Başkenti." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, Ekim 17, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18485/karakurum/.

MLA Formatı

Cartwright, Mark. "Karakurum: Moğol İmparatorluğu'nun Başkenti." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, 17 Eki 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18485/karakurum/.

Reklamları Kaldır