Büyük Hindu tanrı Shiva sanatta pek çok görünüme ve temsile sahip olsa da muhtemelen en tanıdık olanı bir ateş çemberi içinde dans eden figür, yani Dansın Tanrısı Shiva Nataraja halidir. Dünyanın dört bir yanındaki müzelerde, tapınaklarda, restoranlarda ve spiritüel dükkanlarda görülen bir tasvir olması ile ikonografi ve gizli anlamlar bakımından muhteşem bir zenginliği vardır.
Shiva diğer pek çok önemli Hindu tanrılar gibi, bazen birbirleri ile çatıştığı görülebilen sayısız özelliği ile kompleks bir karakterdir. Dolayısıyla Nataraja görünümüyle; Yaratıcı, Koruyucu ve Yok Edici şeklindeki üçlü rolü temsil eder. Dans eden bir figür olarak Shiva, ilk kez M.S. 5. ve 6. yüzyıl Hint taş tapınak heykellerinde ortaya çıkmış; günümüzde bildiğimiz genellikle bronz olan bağımsız heykelin standart olması ise ancak M.S. 10. yüzyılı bulmuştur. Son derece standartlaşmış bu formunda tanrı: Hindu inancına göre hem döngüsel hem de sonsuz olan zamanı temsil eden bir çember şeklinde sunulan, alevli bir hale (prabha mandala) ile dans ederken gösterilir. Çemberin alevleri heykelin tabanında gösterilen makara'ların veya mitolojik deniz yaratıklarının ağzından çıkar. M.S. 875 civarına ait Tanjavur yakınlarındaki Nallur Shiva Tapınağında bulunan ve günümüze ulaşan en eski örneklerden biri olan ilk bronz heykellerde, bu halka daha çok bir kemer formundadır. Yine de zaman içerisinde mükemmel çember, bir kural (norm) haline gelmiştir.
Gülümseyen Shiva'nın sergilediği dans, evreni yaratan aynı zamanda da yok eden kozmik dans Tandavadır. Dansın enerjisi ve vahşiliği tanrının bükülmüş dizleri ve heybetle savrulan saçlarıyla gösterilmiştir. Shiva'nın saç tutamları, Shiva'nın her zaman görünür olmasa bile hep var olduğunu temsil eden bir kurukafa, datura çiçeği ve hilal içerir. Hint mitolojisine göre çok daha dikkat çekici bir figür olan Ganj nehrinin vücut bulmuş hali Ganga, gökten dünyaya tanrının saçları ile nazikçe indirilmiştir. Tanrının saçları bazen yelpaze şeklindeki konnai (kına ağacı) yapraklarıyla taçlandırılır.
Sağ üst elinde tuttuğu yalnızca ritim sağlamaktan öte aynı zamanda yaratılışın ilk seslerinin oluşturuluşunu anımsatan bu davul – damaru(genellikle kum saati şeklinde)- ile, Shiva kendi müziğini yaratır. Ayrıca davulun ritmi evrenin kalp atışını, mayayı sağlar. Buna karşın Shiva sol üst elinde evreni yok edecek ilahi ateş agniyi tutar.
Shiva'nın sağ alt eli bütün korkuları yatıştıran abhaya mudra hareketini yapar, sol alt elindeki gaja hasta hareketi ise göğsünden sürüklenerek sol ayağını gösterir, kurtuluş ve özgürlüğü temsil eder. Shiva'nın sağ ayağı elinde bir kobra tutan, illüzyon ve cehaleti temsil ederek insanlığı hakikatten uzaklaştıran cüce figürü Apasmara Purusha'yı ezerken betimlenmektedir. Kobra motifi yinelenir ve Shiva'nın sağ kolundan cansız bir şekilde sarkar. Tanrı genellikle yalnızca belinin etrafına bir kuşakla bağlanan kısa dhoti giyer. Genellikle kuşağın iki ucu tanrının dans hareketleriyle dalgalanır ve uzanarak ateş halkasına katılır. Shiva ayrıca takılar –kolyeler, pazubentler ve halhallar– da takmaktadır.
Shiva'nın Nataraja tasviri özellikle zanaatkarların büyük miktarlarda bronzdan heykeller ürettikleri Chola döneminde popülerdi. Yüksekliği 1.4 metreye varan heykeller, genellikle tanrıyı tasvir etmek için dini geçit törenleri ve festivallere taşınırdı. Erken dönem örnekleri yukarıda belirtildği gibi ateş halkasının düzleşmiş kenarlarının yanı sıra Ganga’nın yokluğu ve münerit alevlerin yalnızca üç uca sahip olmasıyla da ayırt edilebilir. Ayrıca Shiva, geç dönem heykellerinde yerdeki bacağının etrafına bir zil takmaktadır. Shiva Nataraja figürü belki de Hinduizm’in en yaygın ikonu haline gelmiştir ve bronz heykeller bugün hala Güney Hindistan’ın bazı bölgelerinde, özellikle de antik efsaneye göre Shiva'nın bir zamanlar bir tillai ağacı koruluğunda yaratılış ve yıkım dansını icra ettiği Chidambaram çevresinde üretilmektedir.
