Birinci Dünya Savaşında (1914-1918), özellikle Batı Cephesi statik siper savaşında, tarafların avantaj elde etmek üzere can attığı yeni silahlardan oluşan bir cephaneliğe tanıklık edilmiştir. Lee-Enfield tüfeği ve ağır silahlı savaş gemileri gibi denenmiş ve de test edilmiş bazı eski silahların mevcut olmasının yanı sıra, yenilikler arasında el bombaları, ağır topçu silahları, zırhlı araçlar, tanklar ve savaş uçakları da vardı. Silah tasarımcıları savaşın gidişatını kendi lehine çevirebilmek amacıyla daha yıkıcı silah araştırtması yaparken, İngiliz Silahlı Kuvvetlerinin kullandıkları başarılı bazı silahlar aşağıya çıkarılmıştır.
Tüfek ve Süngü
İngiliz Ordusu piyade sınıfı standart tüfeği, Lee-Enfield tüfeği idi. ABD-İngiliz ortak tasarımı olan bu sürgülü tüfek, 1888 yılından beri çeşitli şekillerde üretiliyordu. 5 veya 10 adet mermi kapasiteli 303 mühimmat şarjörüyle güvenilir olup hızla doldurula bilen bir silah idi. Deneyimli bir asker dakikada 15 ila 20 mermi ile ateş edebilirdi. Bu tüfek yaklaşık olarak 600 yarda (550 metre) menzile kadar etkili olup acımasız yakın dövüşler için 43 cm (17 inç) uzunluğunda bir bıçak veya saplı bir bıçak olan MI 907 süngü de takılabiliyordu. Lee-Enfield tüfeğiyle o kadar başarı elde edilmişti ki ordu 1950’li yıllarda hala kullanıyordu.
Makineli Tüfekler
Makineli tüfekler, Batı Cephesinde siper savaşlarında muhtemelen diğer bütün silahlardan daha fazla can kaybına yol açmıştı (ağır silahlar daha fazla yaralanmalar sebep olsalar da). 1915 yılında kurulan Makineli Tüfek Kolordusuna bağlı uzman birlikler makineli tüfekleri kullanıyorlardı. ABD tasarımı hafif makineli Lewis tüfeği, son derece uyumlu olduğu kanıtlanmış olup İngiliz Ordusu ve Kraliyet Havva Kuvvetleri bu tüfeği kullanmışlardır. Britanya, Belçika ve Hollanda’da üretilen bu silah dakikada 450-500 mermi ateşlemek üzere gaz ile çalışıyordu. Etkileyici ateş hızı olan bu tek bir makineli tüfek, diğer 100 tüfek kapasitesine eş değerdi.
Lewis Makineli tüfeğinin karakteristik düz dairesel şarjörü, 303 kalibrelik mühimmattan 47 veya 97 mermi alabiliyordu. Namlusu etrafında çelikten bir hava soğutma ceketi bulunan bu silahın taşıması ağır olduğundan dolayı destek olması için bir ayak gerektiriyordu. Lewis silahının büyük miktarda üretimi kolaydı, zırhlı araçlara, tanklara, motosikletlere, yan sepetli araçlara, zeplinlere ve uçaklara monte edilebilir özelliği olduğu için çok yönlü kullanımı vardı. Birinci Dünya Savaşında toplam olarak 50.000 adet üretilmişti. Lee-Enfield tüfeğinde olduğu gibi, Lewis makineli tüfeği İkinci Dünya Savaşında da (1939-1945) kullanılmıştır.
Lewis makineli tüfeğine ciddi bir başka rakip tüfek daha vardı: Vickers Makineli Tüfeği. Üretim süreci daha karmaşık olan Vickers tüfeği, daha hafif ve Lewis makineli tüfeğinin aksine, uçağın pervane arkından ateş edebilecek şekilde senkronize edilebiliyordu. 1918 yılına gelindiğinde, her ay 5000 Vickers tüfeği üretilmiş ve bu tüfeğin de Lewis makineli tüfeği kadar yaygın ve çeşitli kullanım alanı vardı. Vickers makineli tüfeği, 250 fişek kapasiteli bir kanvas kemer aracılığıyla beslenen 303 mermi ateşleyebiliyordu. Vickers makineli tüfeği, İngiliz Ordusunun en sevilen silahı haline gelmiş ve askerler 50 yıl süresince kullanmışlardır.
El Bombaları
İlk İngiliz el bombası, 1915 yılı yazından itibaren kullanılan Mills bombası olmuştur. Metal parçaları ve patlayıcılar içeren dökme demir bir gövdeden yapılmış olup dört-beş saniyede patlaması için pimin çekilmesi ve kolun serbest bırakılması gerekiyordu. El bombasının kazara düşmesini önlemek amacıyla dış kasaya belirgin bir oluklu desen verilmişti. El bombaları, tahtadan bir kol ve boş kovan kullanılarak yivli tüfeklerle de atılabiliyordu. Düşman siperlerine saldırı düzenlerken, düşmanı sersemletmek amacıyla çokça kullanışlı bir silah olan el bombası, savaş boyunca her iki taraftan 70 milyona yakın el bombası atılmıştır.
Ağır Silahlar
Batı Cephesi statik bir siper savaşına saplandıkça, ağır silahlar/toplar iyi korunan bir düşman siperine zarar vermenin ve yoğun dikenli tel tarlalarını yok etmenin bir yolu olarak daha da önemli hale gelmişti. Ağır silahlar ne kadar büyük olursa o kadar etkili oluyordu. İngilizler, 750 lbs/libre (340 Kg) ağırlığında bir mermiyi 14.300 yarda (13.075 metre) mesafeye ateşleyebilen 12 inçlik (30.5 cm) kuşatma obüsüne güveniyordu. Daha yaygın olanı, bir kara aracına monte edildiğinde mobil uçak savar silahı olarak da kullanılan 3 inçlik (75 mm) sahra topu olmuştu. Standart İngiliz topu aksamı, maksimum 6.525 yarda (5.966 m) menzile sahip 18 lbs (3,3 inç/84 mm kalibre) sahra topu idi.
İsabetli olması, ulaşılması zor bir hayaldi, ancak savaş ilerledikçe, özellikle keşif ve komuta kontrolünün birleştirilmesinde iyileşme ve gelişme kaydedilmişti. İlerleyen piyade safına ayak uydurmak amacıyla topçu ateşinin kullanıldığı ve koruyucu bir “ateş perdesi” oluşturan “sürünen baraj” adı verilen bir teknik geliştirilmişti. Diğer bir önemli gelişme ise, mermileri çok daha yıkıcı hale getiren yüksek patlayıcıların kullanılması olmuştur. İngiliz Ordusu, trinitrotoluene (TNT) ve amonyum nitrat karışımı olan Amatol patlayıcı madde kullanmıştı.
Etkili topçu birliklerinin karşılaştığı zorluklardan biri; cepheye yeterli mühimmat ulaştırmak üzere lojistik faaliyeti sorununa bir çözüm yolu bulmaktı. Tek bir büyük savaşta milyonlarca mermi atılabiliyor ve bu mermilerin takviye edilmesi amacıyla trenler ve atlar kullanılarak taşıma yapılıyordu. Genellikle 12 saatlik vardiyalarla çalışan kadın mühimmat fabrikaları, talebi karşılamak üzere gece-gündüz işler haldeydi. “Savaşın sonunda İngiliz Ordusunun topçu sınıfı silahlarından 84 milyon adet mermi atıldığı tahmin ediliyor (saatte ortalama 2000’den fazla mermi demektir)” (York, 58).
Zırhlı Arabalar
Savaştan önce zırhlı arabalarla deney yapılmış, özel olarak tasarımı yapılan ilk araç ancak 1914 yılından itibaren üretilmiştir. Zırhlı döner bir silah olan taret, tek bir makineli tüfek veya 1,8 inçlik (47 mm) bir topu içeriyordu ve zırh kaplaması olan güçlendirilmiş bir şasi içine yerleştirilmişti. Bu araçlar küçük silahlarla yapılan ateşe karşı korumalı olup esas olarak keşif için kullanılıyordu. En başarılı modelleri Rolls-Royce, Lanchester ve Austin tarafından üretilmişlerdi. Tasarım iyileştirmeleri arasında arka tekerleklerin iki katına çıkarılması, aksların güçlendirilmesi, fazladan bir silah eklenmesi, dört tekerlekten çekiş gücü ve daha geniş çeşitli arazilerde başarılı olabilmesi için yarı paletli araçlar yer alıyordu. Rolls-Royce modeli en iyi olanıydı ve 50 Mph (80 km) azami hızı ve 150 Mil (250 km) menzili vardı. Zırhlı araba, Doğu Cephesi, Ortadoğu ve Doğu Afrika gibi daha hareketli cephelerde en faydalı araç olmuştur. Birinci Dünya Savaşında kullanılan araçlar, İkinci Dünya Savaşında da kullanılacak kadar sağlam araçlardı.
Tanklar
İngilizler, Birinci Dünya Savaşında kullanılan ilk tankları, Birinci Somme Muharebesinde (Temmuz-Kasım 1916) seferber etmişlerdi. Metalden bu devasa silahlar, ilk başlarda süvarilere destek olarak tasarlanmışlardı. Tanklar ilk olarak “kara gemileri” şeklinde adlandırılmış, ancak tekerlekli su sarnıçlarına benzedikleri ve yetkililerin gerçek amacı düşmandan gizli tutmak istemeleri nedeniyle daha tanıdık bu ismi almışlardı. Tankların gruplar halinde ve tek başına etkili bir silah olarak kullanmasının da iyi olduğu anlaşıldığı zaman, savaş neredeyse bitmek özereydi.
Yandan bakıldığında İngiliz tanklarının belirgin bir eşkenar dörtgen şekli vardı ve paletleri her iki tarafta açıkta konumlanmıştı. Daha sonraki modellerin zırhı 12 mm kalınlığındaydı. İki türü vardı: Her iki tarafında birer adet 6 librelik topu bulunan “eril”, her iki tarafında ikişer makineli ve önde bir makineli tüfek bulunan “dişil” tipler. Üst taretinde bir top bulunan II. Dünya Savaşı tanklarından farklı olarak bu tasarım, tanklara daha düşük bir ağırlıkta olma ve düşman ateşine karşı daha az savunmasız olma özelliği kazandırmayı amaçlıyordu.
Birinci Dünya Savaşı tankları yavaş seyrediyorlardı, yönlendirme manevraları daha zordu ve arazide düşman siperleri gibi boşlukları geçmede çoğu zaman yetersiz kalıyorlardı. İngiliz Mark IV tankı 26 feet (8 m) uzunlukta olup içinde seksiz kişilik mürettebat bulunuyor ve ağırlığı 30 tona kadar çıkabiliyordu. Bu tankın azami hızı 6,5 Km/S (4 mil/saat) idi. Daha hafif olanı Orta Mark 1 tankı ise 13 Km/S hıza ulaşabiliyor ve 128 km (80 Mil) menzili vardı. Bu ilk dönem tankların içinde bulundukları koşullar korkunç aslında düzeydeydi. Çift motor vardı ve toplardan çıkan dumanla mürettebat neredeyse boğulma durumuna gelebiliyor, içerisi çok gürültülü olduğu için el işaretiyle iletişim sağlanıyordu.
Tanklar genellikle mekanik olarak güvenilmez idiler, ancak savaşın son yılında özellikle Armiens Muharebesi sırasında Müttefik güçlerin 32 Km’lik düşman topraklarını ele geçirmesinde 600 tank etkili bir şekilde kullanılmıştı. Müttefik güçlerin aksine, Alman Ordusu tank silahını geç benimsemiş ve savaşın sonunda sadece 20 adet üretebilmiştir (İngiltere’nin savaş sırasında 2.617 tankına kıyasla). İkinci Dünya Savaşında bu durum tersine dönmüştür.
Savaş Gemileri
En güçlü donanma gemisi, 8 veya10 adet 12 inçlik (30,5 Cm) topla donatılmış ve 21 Knot azami hıza ulaşabilen dretnot/zırhlı sınıfı savaş gemisiydi. İngiltere’nin savaşın başında 20 adet dretnot gemisi vardı (Almanya’nın ise 15 dretnot gemisi vardı). Wellington Dükü adını taşıyan Iron Duke sınıfı gibi daha büyük modeller, gemilere ilk kez uçaksavar silahı takılmıştı. Queen Elizabeth gemisinin ise en büyük topları (15 inç veya 38 cm) vardı.
1916 yılı, Mayıs-Haziran aylarında yapılan Jutland Muharebesi sırasında birbirlerine karşı savaşmışlardı. Savaş teknik olarak berabere sona ermiş ve Kraliyet Donanması en ağır kayıpları vermiş, ancak stratejik bir zafer kazanmıştı, çünkü o tarihten sonra Alman Filosu, İngiliz suları için artık hiçbir tehdit oluşturmamıştır. Jutland Muharebesinden sonra, İngiliz savaş gemileri büyük ölçüde Almanya ablukasını sağlamak için kullanılmıştı. Başarılı diğer bir gemi ise, bir savaş gemisiyle aynı silahlara sahip olup daha hafif zırh kaplamasıyla yaklaşık 25 Knot’luk daha yüksek bir azami hıza ulaşabilen savaş kruvazörüydü (ilk olarak zırhlı ve hızlı kruvazör olarak adlandırılmıştı).
Uçaklar
Kraliyet Hava Kuvvetleri uçakları, düşman mevzilerini keşfetmek, bombalamak, devriye görevlerini yapmak, düşman uçakları ve Zeplinlerine karşı avcı uçağı olarak kullanmışlardı. Tekerlek yerine şamandıralı deniz uçakları ve vinç kullanılarak denize indirilen uyarlanmış gemilerden uçurula biliniyorlardı. Havalanıp tekrar indiği ilk özel amaçlı uçak gemisi Argo olmuştu, ancak bu gemi yalnızca savaş aylarında aktif halde olmuştu. Çift kanatlı uçaklar genellikle mekanik olarak her zaman güvenilir olmayıp kontrolleri de her zaman kolay olmuyordu; bundan dolayı, Birinci Dünya Savaşı uçakları için “gübre avcısı” veya “uçan tabut” gibi pek de hoş olmayan lakapların kullanılmasına yol açmıştı.
Birinci Dünya Savaşında çok farklı üreticilerin ürettikleri şaşırtıcı bir uçak yelpazesine tanık olunmuştu. Airco DH2 çift kanatlı uçağı, geliştirilmiş manevra kabiliyeti ve tırmanma hızıyla Almanya’nın Fokker tek kanatlı uçakları tehdidini ortadan kaldırmıştı. Airco DH4, 143 Mil/Saat (230 Km/Saat) hızıyla daha da iyi bir uçaktı. Pilot ve bir nişancının bine bildiği bu uçak, üzerinde bir Vickers makineli tüfek ve bir veya iki Lewis silahıyla donatılmıştı. 1917 yılı, Mart ayından itibaren hizmete verilen DH4 uçağı, hızlı bir bombardıman uçağı olarak tasarlanmış ve 460 Lbs (208 kg) bomba yükü veya denizde kullanılması halinde bir dizi derinlik bombası da taşıyabiliyordu. ABD Hava Kuvvetleri DH4 uçaklarını kullanmıştı. Başarılı diğer uçaklar arasında Royal Aircraft Factory SE5 avcı uçağı ve Soptwith Camel uçağı bulunur. Camel modeli uçak, 1.294 adet düşman uçağının kaybına neden olan Birinci Dünya Savaşı avcı uçakları arasında en etkili olanıydı. 5.400 adetten fazla üretilen ünlü avcı uçağı, adını ikiz Vickers makineli tüfekleri kuyruk kısmını örten kambur aksamdan almıştır.
Hava Savaşının bu deneysel günlerinde uçmak riskli bir iş idi, ama en azından bu uçak bütün silahlı kuvvetlerin en göz alıcı olanıydı. Birçok pilot memleketinde kahraman olmuştu; piyade veya denizcilerin nadiren sahip olduğu bir statü. Britanya’nın en iyi hava as pilotları, 73 isabetle Binbaşı Edward Mannock, 72 isabetle Yarbay William Bishop ve 60 isabetle Yarbay Raymond Collishaw olmuşlardı. Bu oran, Almanya’nın en iyi hava as pilotu, vurulup öldürülmeden önce, 80 isabetle “Kızıl Baron” lakabıyla Baron Manferd von Richthofen ile kıyaslandığında gayet olumlu bir oran.
