.Avrupa'daki ittifak sistemi, Birinci Dünya Savaşı'nın (1914-18) nedenlerinden biri olmakla birlikte, savaşı kaçınılmaz kılmamıştır. 20. yüzyılın ilk on yılında, Büyük Britanya, Fransa ve Rusya'dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri, Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya'dan (savaş çıktığında tarafsız kalmış ancak 1915'te İtilaf Devletleri'ne katılmıştır) oluşan Üçlü Müttefik'e karşı durmuştur. Her devletin müttefiklerine olan bağlılığının şartları farklılık gösterse de, genel bir yardım vaadi ya açıkça ifade edilmiş ya da ima edilmiştir. İttifak sisteminin bir güç dengesi yaratacağı, saldırganlığı caydıracağı ve barışı koruyacağı umuluyordu ancak ittifaklar yalnızca I. Dünya Savaşı'nın diğer nedenlerinin uzun bir listesine eklenmiştir. Sonunda, kağıt üzerindeki imzalar, her ulusun küresel bir güç olarak kalma veya küresel bir güç haline gelme kararlılığına hizmet eder hale geldi ve bu da liderlerin ve generallerin diğer ulusların toprakları ve kaynakları üzerinde kontrol için rekabet etmesine yol açtı.
Üçlü İtilaf Devletleri
Britanya, 20. yüzyılın başlarında köklü bir parlamenter demokrasiydi. V. George (hükümdarlık dönemi 1910-1936) dönemindeki monarşi, hükümetin sembolik bir figüründen ibaretti. Britanya İmparatorluğu, 50'den fazla ülkede yaklaşık 400 milyon insanı barındırıyordu. Sanayi Devrimi ve ardından gelen yüzyıllarca süren emperyalizm sayesinde, Britanya'nın kaynakları ve ordusu (özellikle de dünyanın en büyüğü olan donanması) onu tüm zamanların en güçlü ve en zengin ülkesi haline getirmişti. Britanya'nın egemenlik konumu, hem ekonomik açıdan Amerika Birleşik Devletleri hem de silahlanma yarışı yoluyla Almanya tarafından tehdit ediliyordu. 1904'te, Britanya ve Fransa arasında daha yakın diplomatik ilişkiler kurulmasını sağlayan Entente Cordiale (Samimiyet Anlaşması) başladı. Bu anlaşma Afrika'da ve Asya'da çıkar çatışmalarını kaldırdı lakin Avrupa'da bir savaş durumunda karşılıklı yardımı kapsamıyordu. Ancak Almanya, o dönemde Avrupa diplomasisindeki şüphe havası nedeniyle, İtilaf Anlaşması'nda karşılıklı askeri yardım vaat eden gizli bir madde olduğundan şüpheleniyordu. 1907'de, Afganistan, Tibet ve İran üzerindeki rakip iddiala gerginliği yatıştıran İngiliz-Rus Anlaşması imzalandı. 1912'de İngiltere ve Fransa ittifaklarını güçlendirdiler; İngiltere, gerekirse Fransa'ya gönderilecek bir sefer gücü oluşturma sözü verdi.
Fransa, seçilmiş bir cumhurbaşkanı tarafından yönetilen demokratik bir cumhuriyetti. İngiltere'nin aksine, Fransız hükümeti çok sayıda generalden oluşuyordu. Fransız İmparatorluğu, Kuzey ve Batı Afrika'yı kapsıyordu ve 60 milyonluk bir nüfusa hükmediyordu. Ancak imparatorluk, 1870'te Prusya'ya (Prusya daha sonra Almanya'nın bir parçası oldu) karşı önemli bir yenilgiyle gerileme dönemindeydi . Fransa bir zamanlar dünya ticaretine hakimdi, ancak 1914'te burada da gerileme dönemine girmişti. Fransa, 1894'te Rusya ile bir ittifak kurarak, Almanya, İtalya veya Avusturya-Macaristan tarafından saldırıya uğramaları halinde karşılıklı yardım sözü verdi. 1911'de, Agadir veya Fas Krizi olarak bilinen bir olayla (aslında ilki 1905-1906'da yaşanan iki Fas Krizi'nin ikincisi) Almanların Fransız Fas'ına müdahalesi, Avrupa güçleri arasındaki gerilimi daha da artırdı. İngiltere Fransa'yı destekledi ve Almanya geri adım attı, ancak tazminat olarak Kongo'dan bir pay aldı. Bu olay, Avrupa güçlerinin Almanya'nın er ya da geç savaşa niyetli olduğundan şüphelenmesine yol açtı.
Rusya bir demokrasi devleti değildi ve Çar II. Nikolay (saltanat 1894-1917) tarafından yönetiliyordu. Çar'ın otokratik yönetimi, 1905'teki başarısız Rus Devrimi ile zaten tehdit edilmişti. Rus İmparatorluğu yaklaşık 160 milyon insandan oluşuyordu, ancak imparatorluktan ayrılıp kendi kendilerini yönetmek isteyen birçok etnik grup ve milliyet vardı. Rusya, Sanayi Devrimi'nin getirdiği modernleşme açısından daha gelişmiş ulusların gerisindeydi. Nüfusun yaklaşık %80'i tarımda çalışıyordu ve yoksullukları, çoğu çiftçinin kıtlıktan bir kötü hasat uzakta olması anlamına geliyordu. 1907'de Britanya, Fransa ve Rusya Üçlü İtilaf'ı oluşturdu. Bundan sonra, bu ülkeler ve daha sonra onlara katılan devletler genellikle Müttefikler olarak adlandırıldı.
Üçlü Müttefik Devletler
Almanya, 1871'de çeşitli küçük devletlerin birleşmesiyle ortaya çıkmıştıg. Hükümdar, anayasal bir monarşi olmasına rağmen güçlü bir hükümdar olan II. Wilhelm (h.1888-1918) idi. Almanya'nın Doğu Afrika ve Uzak Doğu'daki belirli bölgelerle sınırlı küçük bir imparatorluğu vardı, ancak Kayzer, prestij ve Almanya'nın hızla büyüyen ekonomisini beslemek için gereken kaynakları elde etmekten başka bir sebep olmasa bile, imparatorluğu genişletme konusunda hırslıydı. Kayzer ayrıca Almanya'nın düşmanlar tarafından kuşatıldığından da bahsediyordu: İngiltere, Fransa ve Rusya. Almanya sanayileşmişti ve dünyanın en büyük ikinci donanmasına, Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisine ve hızla büyüyen bir nüfusa sahipti. Almanya, 1879'da Avusturya-Macaristan ile İkili İttifak'ı kurdu ve her iki ülke de Rusya tarafından saldırıya uğraması durumunda diğerini savunma sözü verdi. Ayrıca, Almanya'nın Fransa'ya saldırması durumunda Rusya'nın tarafsız kalacağını taahhüt eden Rusya ile gizli bir antlaşması da vardı.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, her biri kendi parlamentosuna ve Orta Avrupa'da kendi topraklarına sahip olan Avusturya ve Macaristan'dan (1867'den beri birleşmişlerdir) oluşuyordu. Habsburg imparatoru Avusturya Kralı I. Franz Joseph (h. 1848-1916), imparatorluğunu özellikle Balkanlar'da genişletmek istiyordu. Rusya'da olduğu gibi, imparatorluk birçok farklı etnik grubu ve milleti barındırıyordu ve bunların bir kısmı özerklik için aktif olarak mücadele ediyordu.
İtalya, Kral III. Victor Emmanuel (h. 1900-1946) başkanlığında anayasal bir monarşiye sahipti. İtalya ancak 1861'de birleşmişti, ancak 1912'de Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Trablusgarp Savaşı'nı kazanmış ve böylece Kuzey Afrika'daki Libya'nın kontrolünü ele geçirmişti. İtalya, 1882'de Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın İkili İttifakı'na katılarak Üçlü Müttefik'ı oluşturdu. I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde ordusu zayıf ve yetersiz donanımlı olan İtalya tarafsız kaldı ancak erken dönem askerî seferleri felaketle sonuçlanan, açıkça zayıf durumdaki Avusturya-Macaristan’dan toprak kazanma umuduyla Mayıs 1915’te Üçlü İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa katıldı.
İlgili Diğer Devletler
I. Dünya Savaşı'na çeşitli aşamalarda katılan diğer devletler arasında Belçika, Japonya, Karadağ, Sırbistan, Romanya, Portekiz, Yunanistan ve 1917'de katılan Amerika Birleşik Devletleri yer alır ve bunların hepsi İtilaf Devletleri'nin yanında yer almıştır. Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan, Üçlü Müttefik Devletleri'ne katılmıştır. Avrupa güçlerinin Afrika, Orta Doğu ve Asya'daki çeşitli kolonileri de çatışmaya katılmıştır. Tarafsız kalan ülkeler arasında İspanya, İsviçre, Hollanda, Norveç, İsveç ve Danimarka yer almıştır.
Savaşın Birçok Nedeninden Biri
İttifak sistemi, I. Dünya Savaşı'nın tek nedeni değildi. Ne de olsa, İngiltere bir antlaşma gereği Fransa'ya bir Avrupa savaşında katılmak zorunda olmamasına karşın katılmıştı. Öte yandan, İtalya, müttefikleri Almanya ve Avusturya-Macaristan'a yardım etmek zorundaydı, ancak tarafsızlığını ilan ettiğinde onları yüzüstü bıraktı. Birçok yönden her ülkenin lideri, sonuçlarını mutlaka amaçlamadığı eylemlerde bulunmak zorunda kaldı ve bu eylemler nihayetinde o ülkenin kendi uzun vadeli dış politika hedefleri tarafından yönlendirildi. İngiltere jeopolitik statükoyu korumaya hevesliydi, Fransa Alman saldırganlığına karşı savunmasına odaklanmıştı ve Kayzer Wilhelm, Alman topraklarını nispeten düşük bir maliyetle genişletebileceğini düşünüyordu. Neredeyse herkes, eğer gerçekten bir savaş çıkarsa, bunun oldukça kısa süreceğini, belki de 1914 Noel'ine kadar biteceğini düşünüyordu. Avusturya-Macaristan, fırsatçıların muhtemelen en suçlusuydu ve Rusya'nın bu Slav bölgesine olan açık ilgisine rağmen, Balkanlar'daki topraklarını cezasız bir şekilde genişleterek Almanya'nın desteğinden yararlanmayı umuyordu. Sonuç olarak, her devletin kendi ulusal çıkarları olarak gördüğü şeylerin peşinde koşması ve başkalarının silahlarını, sömürgelerini ve kaynaklarını kontrol etme arzusu, tek bir kıvılcımın bu istikrarsız diplomatik ittifak fıçısını ateşleyebileceği anlamına geliyordu. Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve Rusya'nın, herhangi bir savaş ilanından çok önce ayrıntılı askeri saldırı planlarına sahip olması önemlidir.
I. Dünya Savaşı'nı başlatan kıvılcım, Habsburg tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand'ın (1863-1914) Haziran 1914'te Saraybosna'da öldürülmesiydi. Balkanlar milliyetçi hareketlerin yuvasıydı ve suikastçı bir Bosnalı Sırp milliyetçisiydi. Sırp hükümeti suikasttan hemen sorumlu tutuldu ve Franz Joseph, Sırbistan'ı ele geçirmek için Almanya'nın desteğini aldı. Bu, Rusya'nın buna müsamaha gösterilmeyeceği yönündeki tehdidine ve Fransa'nın da desteğine rağmen gerçekleşti. Almanya, askerlerini seferber etmesi halinde Rusya'ya savaş ilan etmekle tehdit etti. Almanya, Fransa'ya saldıracaksa, bunu doğuda Rusya ile karşılaşmadan önce yapması gerektiğinin farkındaydı. Bunu yapmak için Alman generalleri, Belçika'ya hücum edip Fransız savunma hatlarına arkadan saldırmayı amaçlayan Schlieffen Planını uygulamaya koydu. İngiltere, Belçika'nın tarafsızlığının bu şekilde tehlikeye atılmasına izin vermeyecekti. Böylece, büyük güçler arasındaki antlaşma yükümlülüklerinin domino etkisi, Saraybosna'daki olaylarla yerle bir oldu. Avrupa genelindeki hükümet binaları arasında yoğun bir iletişim trafiği yaşandı. 12 Ağustos'a gelindiğinde, büyük güçlerin çoğu birbirine savaş ilan etmişti.
İlk küresel savaş, tamamen mekanize savaş ve topyekûn savaşın ilk başlangıcı olan bu korkunç çatışma 1918'de sona erdi ve 9 milyondan fazla askerin hayatına mal oldu. Britanya, Fransa ve İtalya'nın zaferi, dört imparatorluğun yıkılmasıyla sonuçlandı: Avusturya-Macaristan, Rus, Osmanlı ve Alman imparatorlukları. Versay Antlaşması ve Milletler Cemiyeti'nin kurulmasının kalıcı bir barışı sağlayacağı umuluyordu, ancak yeni bir ittifak kurma turu, ilkinden daha büyük bir felaket olan İkinci Dünya Savaşı'nı (1939-45) engelleyemedi.
