Frederick Douglass (yaklaşık 1818-1895), Maryland'de köle olarak doğmuş, 20 yaşlarında New York'a kaçmış ve kabiliyetli bir hatip ile yazar olan kölelik aleyhtarı bir hatip, papaz, yazar, editör, reformcu ve devlet adamıydı. Köleliği kınamasının kuvveti ile bunu sunmadaki mahareti sayesinde Douglass, konferans turlarının en popüler konuşmacıları arasında yer aldı, çok satan bir yazar oldu ve hayatının sonunda 19. yüzyılda fotoğrafı en çok çekilen Amerikalı oldu.
Douglass, bütün insanlar için medeni hakları müdafaa etti ve kadınların oy hakkının münakaşalı bir mevzu olduğu bir zamanda, kadınların oy kullanma hakkını savundu. Lakin temel kaygısı, köleliğin kaldırılması ve Amerikalı yurttaşlarını bu müessesenin dehşeti ile ikiyüzlülüğüne dair uyandırmaktı. "Frederick Douglass ne yaptı?" sorusuna cevaben o zamanki Birleşik Devletler'in insan haklarına dair büyük noksanlarını ve Amerikan İstiklal Beyannamesi ile Anayasa'da çerçevelenen kendi ideallerini açığa vurmayı fark etmesini sağladığını söylemek mübalağa olmaz.
Douglass, her iki belgenin ideallerine de sıkı sıkıya inanmıştı ve her Amerikalının, ten rengi veya cinsiyeti ne olursa olsun, bu ideallerin şekillendirdiği toplumun faydalarından paylaşabilmesi gerektiğine inanıyordu. 1838'de kölelikten kaçışından kısa bir zaman sonra, 1895'teki vefatına dek Douglass, kuruluşundaki ideallerini yaşayan bir Amerika Birleşik Devletleri vizyonunu sürdürdü. Bütün insanlar için eşit haklar ile hürriyetin her insanın tabii şartı olarak tanınması ve bilhassa da hürriyet ile adalet prensipleri üzerine kurulu bir hükümetçe asla başkalarından esirgenmemesi gereken bir hak olması için mücadele etmeye devam etti.
İlk Yılları
Douglass, 1818 civarında Maryland, Talbot County'nin Doğu Yakası bölgesindeki bir plantasyonda köle olarak doğdu. Annesi köle Harriet Bailey'di ve babasının büyük ihtimalle Harriet'in sahibi olan beyaz bir adam olduğu söyleniyordu. Oğluna, kölelikten kaçıp göbek adlarını bırakıp Douglass soyadını seçene kadar kullanacağı Frederick Augustus Washington Bailey adını verdi.
1845 tarihli otobiyografisi Frederick Douglass'ın Hayat Hikayesi'nde, annesini nadiren gördüğünü, zira 19 km uzaklıktaki başka bir plantasyonda yaşadığını, onu yalnız geceleri ziyaret edebildiğini ve gün doğmadan önce eve dönmek için bu mesafeyi her iki yönde de yürümeye mecbur kaldığını yazar. Doğum tarihini hiç bilmemiş ve anasının ona "Küçük Sevgili" dediğini hatırladığı için, kendi kendini azat ettikten sonra 14 Şubat'ı seçmiştir. Doğum yılı da meçhuldür; Douglass, kaç yaşında olduğunu tam olarak bilmediğini, ancak 1818 civarında olduğunu tahmin ettiğini söylemişti. Anneannesi Betsy Bailey (köle) ve hür bir adam olan kocası Isaac tarafından büyütüldü. Douglass'ın annesi, Douglass yedi yaşındayken öldü ve o daha sonra şöyle yazacaktı:
Yatıştırıcı varlığından, şefkatli ve dikkatli bakımından hiçbir zaman önemli ölçüde faydalanamamış olmamakla, ölüm haberini muhtemelen bir yabancının vefatında hissedeceğim duygularla karşıladım.(Hikaye, 352)
Douglass altı yaşındayken Wye House Plantation'a gönderildi ve dokuz yaşlarındayken Thomas ve Lucretia Auld'a verildi. Onlar da onu, Thomas'ın kardeşi Hugh Auld ve karısı Sophia'ya hizmet etmesi için Baltimore'a gönderdi. Sophia ona nazik davrandı, temiz kıyafetler ve güzel bir yatak sağladı ve en önemlisi, Douglass'a okumayı öğretmeye başladı.
Douglass'ın Sophia ile olan dersleri, Hugh Auld'un ona okuma yazma öğretmesinin onu köle olarak çalışmaya uygunsuz hale getireceğini söylemesiyle durduruldu. Douglass daha sonra, Auld'un dersinin genç kölenin okuryazarlığı hürriyetle ilk kez münasebetlendirildiği ders olduğunu ve Douglass'ın her zaman eğitimin eşitliğe giden yol olarak ehemmiyetini vurgulayacağını yazdı.
Sophia derslerine ara vermiş olsa da, Douglass kendi başına devam etti ve bulabildiği her türlü okuma materyalini bulup sakladı. Daha sonra, ilk hocaları olarak iki kitaptan -Kolombiyalı Hatip (The Columbian Orator) adlı klasik yazılardan oluşan bir antoloji ve Kitab-ı Mukaddes-'ten iktibas edecekti.
1833 civarında, Thomas Auld kardeşiyle münakaşa etti ve Douglass'ı geri aldı. Baltimore'daki hayatın Douglass'ı şımarttığını düşünen Thomas Auld, Douglass'ı ünlü "köle kırıcı" Edward Covey için çalışmaya gönderdi. Covey, Douglass'ı o kadar sık ve şiddetli bir şekilde dövdü ki, daha önceki bir dayağın yaraları iyileşmeden tekrar kırbaçlandı.
Douglass 16 yaşındayken, daha sonra ünlü bir biçimde "Bir adamın nasıl köle yapıldığını gördün; bir kölenin nasıl insan yapıldığını göreceksin" (Hikaye, 389) diye yazarak karşılık verdi. Covey'e karşı kendini müdafaa etti ve bir daha asla dövülmedi. Normalde bir köle bir beyaz adama el kaldırdığında herkesin gözü önünde dövülürdü, ancak Douglass'ın halinde böyle bir şey olmadı. Douglass, bu vaziyeti Covey'in "köle kırıcı" olarak namını korumaya çalışmasına bağlar.
Kölelikten Kaçış
1834'te Douglass, kölelerine daha fazla boş zaman tanıyan daha iyi huylu bir efendi olan William Freeland'ın yanında işe alındı. Douglass bu fırsatı köle arkadaşlarına okuma yazma öğretmek için en iyi şekilde değerlendirdi. Douglass öğrencilerine bilhassa bağlandı ve kaçmayı planladı, ancak harekete geçemeden yakalanıp tutuklandılar. Douglass, daha güneyde bir yere satılacağından emindi, ancak Thomas Auld onu hapishaneden alıp Hugh ile yaşaması için Baltimore'a geri gönderdi.
Bir gemi yapımcısı olan Bay Gardner'ın yanında kalafatçı olarak işe alındı, ancak bir kavgaya tutuştuktan sonra ayrıldı. Hugh daha sonra onu başkalarına kiraladı ve Douglass'ın yaptığı işlerin çoğunu kendine sakladı. Douglass usta bir kalafatçı oldu. Bu zamanda (yaklaşık 1837), Douglass hür siyahi bir kadın olan Anna Murray ile tanıştı ve ikisi birbirine aşık oldu. Anna, Douglass'ı kaçmaya teşvik etti ve Douglass 3 Eylül 1838'de buna muvaffak oldu.
1845 tarihli otobiyografisinde bu mevzuyu detaylandırmayı reddetti zira, dediği gibi, bunu yapmak köle sahiplerine, diğer kölelerin aynı şeyi yapmasına engel olacak bilgileri temin etmekten başka bir işe yaramayacaktı:
Batılı dostlarımızın yeraltı demiryolu adını verdikleri, ancak bence açıkça yaptıkları açıklamalarla üstaltı demiryolu olarak tanımlanan bu işi aleni bir şekilde yürütmelerine hiçbir zaman razı olmadım... Köleyi aydınlatmak için hiçbir şey yapmazken, efendiyi aydınlatmak için çok şey yapıyorlar.
(Hikaye, 410)
Douglass'ın, "kendini hürriyetine postayla gönderen adam" Henry Box Brown'ın kendini övmesine daha sonra itiraz etmesinin temeli buydu; çünkü 1849'da Virginia'daki esaretten Pensilvanya'daki hürriyete postayla gönderilerek olağanüstü kaçışını duyurarak, başkalarının da aynısını yapmasına mani oluyordu (Douglass'ın itirazları yersizdi, zira Clarissa Davis 1854'te, Lear Green 1857'de ve William "Box" Peel Jones 1859'da ve diğerleri de dahil olmak üzere kuzeye gönderilmişti).
Murray'in yardımıyla Douglass, Baltimore'da bir trene bindi; üzerinde bir denizci üniforması vardı ve emekli bir denizci arkadaşının verdiği evrakları taşıyordu. Trenle Delaware'e gitti, ardından bir vapurla Pensilvanya'ya ve ardından tekrar trenle New York'a gitti. Baltimore'da trene bindikten 24 saat sonra New York'ta hür bir adamdı. Murray'e güvende olduğunu haber verdi, Murray de ona katıldı ve 15 Eylül 1838'de kölelik aleyhtarı David Ruggles'ın evinde evlendiler.
Yeni Hayat ve Şöhret Yolculuğu
Frederick ve Anna ilk başta "Johnson" soyadını aldı, ancak Massachusetts, New Bedford'a taşındıktan sonra arkadaşları Nathan ve Mary Johnson'ın teklifiyle "Douglass" soyadını seçtiler. Afrikalı Metodist Episkopal Zion Kilisesi'ne katıldılar ve Douglass 1839'da vaiz olarak tayin edildi. Haftalık vaazlar, bir hatip olarak gelişmesine yardımcı oldu ve Douglass, 1840'ta New York, Elmira'daki bir cemaat önünde köleliğe dair bir nutuk verdi.
Douglass, kölelik aleyhtarı gazete The Liberator'a abone oldu. Bu gazete, kölelik karşıtı William Lloyd Garrison (daha sonra arkadaşı ve destekçisi oldu) tarafından neşredildi. Douglass, Yeraltı Demiryolu'nun bir azasıydı ve 1840 ile 1843 yılları arasında giderek daha fazla rağbet gören bir hatip haline geldi. 1845'te, Frederick Douglass'ın Hayat Hikayesi adlı otobiyografisini neşretti ve bu kitap çok satanlar listesine girerek yazarına karşı büyük alaka uyandırdı. Daha sonra hayat hikâyesini My Bondage and My Freedom (Esaretim ve Hürriyetim) (1855) ve Life and Times of Frederick Douglass (Frederick Douglass'ın Hayatı ve Zamanları) (1881 ve 1892'de gözden geçirilmiş bir baskı) adlı eserlerinde anlatacaktı.
Douglass'ın kaçırılıp köle olarak geri satılabileceğinden korkan arkadaşları, onu İrlanda'da bir kitap turuna çıkmaya teşvik etti. Douglass, iki yıl boyunca İrlanda ve Britanya'yı gezerek tıklım tıklım dolu salonlarda konuşmalar yaptı. 1846'da, hikâyesinden etkilenen ve tekrar köleleştirilmesinden endişe duyan iki hayranı, kölelik aleyhtarı Anna Richardson ve baldızı Ellen, Thomas Auld'dan onun hürriyetini satın almak için 150 pound topladı. Douglass artık hukuken hür bir adam olarak evine dönebilirdi.
1847'de geri döndüğünde, turlarından kazandığı paranın bir kısmını New York, Rochester'da kendi kölelik karşıtı gazetesi North Star'ı (Kuzey Yıldızı) kurmak için kullandı. Anna ve Frederick'in Rosetta, Lewis Henry, Frederick Jr., Charles Redmond ve on yaşında ölen Annie adında beş çocuğu vardı. Bu çocuklar hür bir şekilde büyüdüler ve elbette köleliğin kaldırılmasını destekleyip North Star'a katkıda bulundular. Douglass'ın kölelikle alakalı ilk elden tecrübesi ile yazar ve hatip olarak sahip olduğu kabiliyetler, onu kölelik aleyhinde konferanslar veren birçok kişiden ayırdı ve hatta daha da ünlendi.
Elizabeth Cady Stanton ve John Brown
Sivil haklar mücadelesinin şampiyonu Douglass, 1848'de aktivist ve yazar Elizabeth Cady Stanton'ın kadınların oy hakkına dair bir karar çağrısında bulunduğu Seneca Falls Kongresi'ne iştirak etti. Bu çağrı, Douglass'ın söz alıp meclisi, Amerika Birleşik Devletleri'nin çok ihtiyaç duyulan dengeyi sağlamak için siyasi süreçte kadınların sesine ihtiyaç duyduğuna ikna etmesine kadar, diğer kadın aktivistlerce dahi reddedilmişti. Stanton'ın Haklar ve Hisler Beyannamesi (Declaration of Rights and Sentiments) kadınların oy hakkı hakkındaki kararla birlikte tasdik edildi.
Douglass, köleliğin kaldırılmasında her zaman şiddetsizlikten yana olsa da, bunun giderek tesirsiz olduğuna daha fazla ikna oluyordu ve buna dair inancı, William Lloyd Garrison'dan ayrılmasına katkıda bulundu. Douglass, bilhassa köle Madison Washington'ın köle gemisi Creole'un kontrolünü ele geçirip Bahamalar'a yelken açtığı ve gemideki köleleri azat ettiği 1841 Creole İsyanı'ndan etkilenmişti. 1853'te, İngiltere'de tanıştığı İngiliz kölelik aleyhtarı Julia Griffiths, neşre hazırladığı kölelik aleyhtarı bir kurgu antolojisine kısa bir öykü yazmasını istedi. Douglass, buna cevaben Creole İsyanı'nı kurgusal olarak anlatan ve neşredilmiş tek kurgu eseri olan Kahraman Köle'yi (The Heroic Slave) (1853) yazdı.
Douglass, 1850'de ilk Siyah işçi sendikası olan Amerikan Renkli İşçiler Birliği'nin başkan yardımcılığına seçilmiş, Siyah işçiler için haklar tesis etmiş ve 1850'ler boyunca köleliğe ve ABD işgücünde Siyahilere eşitsiz muameleye karşı cesurca konuşup yazmıştı. 5 Temmuz 1852'de, artık meşhur olan "Köleler İçin 4 Temmuz Nedir?" hitabesini New York, Rochester'daki Corinthian Hall'da vermiş ve kölelik ile istibdadı müdafaa eden bir memlekette hürriyetin kutlanmasının ikiyüzlülüğünü vurgulamıştı.
Douglass'ın artan militanlığı, 1859'da "Kanayan Kansas"ta kölelik taraftarlarına karşı kölelik aleyhtarı güçlere liderlik ettiği için aranan bir kanun kaçağı olan kölelik düşmanı John Brown'ın dikkatini çekmişti. John Brown'ın Harpers Ferry baskınının onlarca yıldır planlama safhasında olmasına rağmen artık pratiğe konulmaya hazırdı. Brown, Douglass'ın kendisine, Virginia, Harpers Ferry'deki köleleri kurtuluş ordusuna katılmaya, büyük bir köle ayaklanması tertiplemeye ve nihayet Amerika Birleşik Devletleri'ndeki köleliğe son vermeye ikna edebilecek bir Siyahi lider olarak katılmasını istiyordu.
Douglass, Brown ile iki defa görüştü, ancak baskının hiçbir işe yaramayacak bir intihar vazifesi olduğunu iddia ederek katılmayı reddetti. Douglass'ın arkadaşı Shields Green, Brown'a katıldı ve baskının başarısız olmasının ardından, Brown'dan kısa bir süre sonra kendisi de idam edildi. Douglass daha sonra Brown'ı desteklemeyi reddettiği için pişman oldu, ancak aynı zamanda onunla Harpers Ferry'ye gitmeyi hiç istememiş gibi görünüyor.
Lincoln ve İç Savaş
Brown'ın Harpers Ferry baskınına, çatışmadan hemen önceki yıllarda köle ve hür eyaletler arasındaki farkı gözler önüne seren en dramatik vaka olduğu için "İç Savaş'ı ateşleyen kıvılcım" denilmiştir. Savaş 1861'de patlak verdiğinde, Douglass, kölelik aleyhtatı Harriet Tubman gibi, Birlik için savaşacak Siyahi askerlerin askere alınmasını müdafaa etti; ancak Başkan Lincoln, Siyahi askerlerin disiplinsiz olacağı, firar edeceği ve silahlarını farj gözetmeksizin Beyazlara karşı kullanabileceği düşüncesiyle buna karşı çıktı.
Douglass, Lincoln'e bu hususta baskı yapmaya devam etti ve 1 Ocak 1863'te Hürriyet Bildirgesi'ni (Emancipation Proclamation) ilan etmesinin ardından Siyahiler askere alınabildi. Douglass, oğullarını Birlik için savaşmaya teşvik etti ve onlar da bunu yaptı. Mart 1863'te, Siyahileri hürriyetleri için savaşmaya çağıran, artık meşhur olan "Siyahi Adamlar Silahlara!" başlıklı beyannamesini yayınladı. Douglass, 1865'te ABD'de köleliği kaldıran On Üçüncü Anayasa Değişikliği'nin (Amendment) kabulünü kutlayan birçok kişi arasındaydı; ardından siyahilere oy kullanma ve vatandaşlık hakkı veren 14. ve 15. Anayasa Değişiklikleri gelmişti.
Yeniden Yapılanma ve Sonraki Onurlar
İç Savaş'tan sonra Douglass, 1865'te yeni hürriyetine kavuşmuş siyahilerin finansal olarak kendilerini kurmalarına yardımcı olmak gayesiyle kurulan Freedman's Savings Bank'ın riyasetini üstüne aldı. Banka başlangıçta başarılıydı ama 1874'te dolandırıcılık ile kötü idare yüzünden iflas etti. Douglass, bankayı kurtarmak için kendi parasından 10.000,00 dolar yatırdı, ancak yapabileceği hiçbir şey yoktu.
1870'te Douglass, herkes için eşitliği vurgulayan bir gazete olan New National Era'yı yayınlamaya başladı. Aynı devirde, Güneyli politikacılarca desteklenen ve teşvik edilen Beyaz üstünlükçü ideoloji, Ku Klux Klan gibi nefret gruplarında ifadesini buldu. Douglass, Başkan Ulysses S. Grant ile çalıştı ve Grant'in nefret gruplarının fiillerini bastırmak için 1871 Medeni Haklar Yasası'nı imzalamasını destekledi.
Douglass, 1872'de, kadınların oy hakkı hareketinin liderlerinden Victoria Woodhull'u başkan adayı olarak seçen Eşit Haklar Partisi'nce Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcılığı'na namzet gösterildi. Douglass namzetliği hiçbir zaman kabul etmedi ve Woodhull'un adaylığı başarısız oldu (daha sonra tekrar denemesine rağmen, yine böyle oldu). 1877'de, Rochester'daki evi muhtemelen kundaklama sonucu çıkan bir yangında yok olduktan sonra, Douglass Washington, D.C.'deki Cedar Hill'de bir ev satın aldı ve 1895'teki vefatına dek burada yaşadı. Ev bugün Frederick Douglass Milli Tarih Sahası olarak hizmet vermektedir.
Yine 1877'de Douglass Maryland'e döndü ve yıllar önce kendisine açık bir mektup yazıp yayınladığı Thomas Auld ile barıştı. Auld'un kızı Amanda tarafından ayarlanan bu görüşme, Douglass'ın köle olarak geçirdiği yılların acısını dindirmiş gibi görünüyor. Aynı yıl, Başkan Rutherford B. Hayes'ın altında Columbia Bölgesi'nde Amerika Birleşik Devletleri Mareşali olarak teyit edildi.
1882'de Anna Douglass öldü ve 1884'te kendisinden 20 yaş küçük beyaz bir kadın olan Helen Pitts ile evlendi. Evlilikleri, Douglass'ın çocuklarının protestoları gibi görmezden geldiği önemli münakaşalara yol açtı. Helen'i büyük bir Avrupa turuna çıkardı ve Mısır'ı ziyaret etti; konuşma turlarının önceki devirlerinden çok daha rahat bir program izledi.
1889'da Douglass, Başkan Harrison tarafından Haiti Cumhuriyeti Başkonsolosu olarak tayin edildi, ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnız Haiti'nin kaynaklarından faydalanmakla alakadar olduğu ve halka yardımla ilgilenmediği anlaşılınca 1891'de istifa etti. Douglass, başkalarının hakları için mücadele etmeye devam etti ve hayatının son gününü Washington, D.C.'deki Milli Kadın Konseyi toplantısında geçirdi. Eve döndüğünde yeni bir konferans hazırlıyordu ve 20 Şubat 1895'te kalp krizinden öldü. Cenaze merasimine binlerce kişi katıldı ve naaşı New York, Rochester'a nakledilerek Mount Hope Mezarlığı'na gömüldü.
Netice
Frederick Douglass, bugün 19. yüzyılın en mühim figürlerinden biri ve memleketin o zamana kadarki en büyük krizini yaşadığı bir zamanda en tesirli Amerikalılar arasında kabul edilmektedir. Akademisyen David W. Blight şöyle demektedir:
Hatip ve yazar, siyahilerin azat edilmesini görüp yorumlamak, kadın hakları henüz kazanılmadan çok önce aktif olarak bu haklar için çalışmak, Reconstruction'ın (Yeniden Yapılanma Devri) sivil haklar zaferleri ile trajedilerini fark etmek ve Yaldızlı Çağ'da Amerika'nın iktisadi ve milletler arası genişlemesine tanıklık etmek ve katkıda bulunmak için yaşadı... Kölelik aleyhtarı, edebi ve siyasi aktivizmle geçen bir ömürde Douglass birçok şey ifade etti ve bu bariz paradokslar, öyküsünü biyografi yazarları ile günümüzün birçok seçmeni için bu kadar cazip kılıyor.
(xiv-xv)
Douglass'ın Cedar Hill'deki evi ve Mount Hope Mezarlığı'ndaki mezarı, başarılarını şereflendiren ve hem vizyonundan hem de bu vizyonu takip etme cesaretinden ilham alan hayranlarınca her yıl ziyaret edilmeye devam ediyor.
