Daha sonra Van olarak bilinen Tuşpa, MÖ 9. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar Antik Ermenistan, Doğu Türkiye ve Batı İran'ın Urartu krallığının başkentiydi. Modern Türkiye'de Van Gölü'nün doğu kıyısında bulunan şehir, Ahameniş İmparatorluğu zamanında eyalet başkenti olarak yeniden kullanılan bir kale sahasıydı ve daha sonra ortaçağ devrinde bir kere daha Artsruni krallığının başkenti oldu. Tuşpa/Van, bölgede devamlı olarak yerleşim gören en eski şehirdir.
Kuruluş
Tuşpa, MÖ 830 civarında Kral I. Sarduri (MÖ 835-825) tarafından Urartu medeniyetinin başkenti olarak işlemesi için kurulmuştur. Urartu medeniyeti, Fırat Nehri'nden Urmiye Gölü'ne ve Toros Dağları'nın kuzeyindeki topraklara kadar uzanan Avrasya topraklarını kapsayan gevşek bir krallık konfederasyonudur. Urartu'nun ve sonraki Ermeni krallıklarının ananevi kalbi olan Van Gölü çevresindeki yaylalarda, Tuşpa kalesi gölün doğu kıyılarındaki kireçtaşı bir burun üzerine inşa edilmiştir. Kayanın yüksekliği bazı yerlerde 115 metredir (375 fit). Şehir, Urartu güneş tanrısı Şivini'nin eşi olan tanrıça Tuşpuea'nın (diğer adıyla Tuşpues veya Tuşpua) adını almıştır. Van adı, Urartu halkının bölge adı olan Biaina'dan türemiştir. Tuşpa/Van'ın nüfusu belki de en parlak zamanında 50.000'e kadar ulaşıyordu ve daha sonra bölgeye Tosp adını vermişti.
Bir Bahçe Şehri
Tuşpa, etrafındaki mümbit ovalar, Urartuların hayvancılıktaki becerileri, bilhassa at yetiştiriciliği ve Akdeniz'i Orta Asya'ya bağlayan ticaret yollarına yakın mevkisi sayesinde gelişti. Urartular ayrıca yenilikçi ve hırslı mimarlardı. Önemli inşaat projeleri arasında Tuşpa kalesinin devasa kiklopik duvarları da bulunmaktadır. Bazı kısımları bugün hala ayakta olan duvarlarda, yaklaşık 6 m uzunluğunda ve 75 cm kalınlığında büyük taş bloklar kullanılmıştır. Muhtemelen başlangıçta bir iskele veya dalgakıran olarak tasarlanmış olan duvarın bir bölümünde Asurca bir kitabe bulunmaktadır. I. Sarduri zamanında oyulmuş olan bu yazıda şunlar yazmaktadır:
Muhteşem kral, kudretli kral, kainatın kralı, Nairi ülkesinin kralı, eşi benzeri olmayan bir kral, hayret edilecek bir çoban, savaştan korkmayan, otoritesine boyun eğmeyenleri alçaltan bir kral olan Lutipri'nin oğlu Sarduri'nin bir kitabesi. Ben, Lutipri'nin oğlu, kralların kralı Sarduri, bütün krallardan haraç aldım. Lutipri'nin oğlu Sarduri, "Bu kireçtaşını Alniunu şehrinden temin ettim, bu duvarı ben inşa ettim" diyor. (Piotrovsky, 49)
Başka bir büyük mühendislik zaferi de Artos dağlarından başkente tatlı su getiren 80 kilometre uzunluğundaki taş kaplı kanaldı (Van Gölü tuzlu su gölüdür). Yapı, Kral Menua (MÖ 810-785) tarafından inşa edilmiş ve bağların ve meyve bahçelerinin çoğalmasına imkan tanımış, bunun sonucunda Tuşpa bir bahçe şehri olarak ün kazanmıştır. Su kemeri, gerektiğinde büyük taş bloklar üzerine yükseltilmiştir ve bunlar umumiyerle inşaatçının adını veren ve yapıyı tahrip eden veya kendi eseri olarak iddia eden herhangi bir kişiye lanet edileceği uyarısında bulunan kitabeler taşır, örneğin bu örnekte olduğu gibi:
Bu kitabeye kim hasar verirse, kim devirirse, kim kendi isteğine göre veya başkası adına böyle şeyler yaparsa, Menua korkunç tanrı Haldi, tanrı Teişeba ve güneş tanrısı Şivini'nin onu güneşin gözünden sileceğini söyler. (Chahin, 74)
Kanal fonksiyonunu sürdürmektedir ve bugün hala bölgedeki çiftçilerce tarlalarını sulamak için kullanılmaktadır.
Menua'nın hükümdarlığı esnasında şehir, bölgenin sert ikliminin aşırılıklarından korunaklı ve verimli olan kalenin etrafına ve Van Gölü kıyılarına da yayıldı. II. Argiştinin hükümdarlığı sırasında (MÖ 714-680), yakınlardaki Toprakkale tepesinde yeni bir yerleşim mahalli geliştirildi. Kraliyet sarayı haline gelen alan, Argişti'nin oğlu ve halefi II. Rusa (MÖ 680-638) tarafından Rusahinili olarak yeniden adlandırıldığında tamamlandı.
Başkentin, şehrin inşa edildiği dağa oyulmuş odalardan oluşan bir kraliyet nekropolü vardı. Mezarlar, mezar girişi büyük bir taş levha ile kapatılmış tek, çift veya üçlü odalardan oluşuyordu. Uzun zaman önce yağmalanmış olan birkaç kraliyet mezarında, sakinlerinin muvaffakiyetlerini anlatan kitabeler hala bulunmaktadır. Sağlam bir şekilde keşfedilen bu mezarların birçoğunda, yarım daire kapaklı taş lahitler bulunmaktadır. Ölenlerle beraber değerli eşyalar, silahlar, kalkanlar ve hatta mobilyalar gömülüyordu; bu pratik Urartuların bir ahiret inancına sahip olduğunu ve bunun dünyevi hayata yeterince benzediğini ve bu tür erzakları gerektirdiğini gösteriyor.
Bu dönemden günümüze ulaşan diğer kalıntılar arasında kayadan oyulmuş pürüzsüz duvarlara sahip açık hava mabedi, bir zamanlar bronz kazanları süslemiş olabilecek kanatlı tanrıçalar gibi figürinlerin buluntuları, tanrıların parçalı taş heykelleri ve Urartu krallarını ve bazı büyük işlerini anlatan kaya yüzüne işlenmiş çok sayıda çivi yazısı kitabe bulunmaktadır.
Asur Savaşları
Tuşpa ile güçlü Neo-Asur İmparatorluğu arasında ticaret münasebetleri vardı ancak aynı zamanda büyük çatışmalar da vardı. Urartu, MÖ 8. yüzyılın ortalarında bazı zaferler elde etti ancak Asur hükümdarı III. Tiglat-Pileser (MÖ 745-727) seleflerinden daha saldırgandı ve MÖ 736'da Tuşpa'yı kuşattı. Taarruz, Tiglat-Pileser'in Asur yıllıklarında anlatılır:
Başkenti olan Turuşpa'da [Tuşpa] Urartu Sarduri'yi [II] kapattım ve şehir kapılarının önünde büyük bir katliam yaptım. Sonra majestelerinin heykelini şehrin karşısına diktim. (Piotrovsky, 83)
Urartulular için neyse ki şehrin surları işini yaptı ve kale zaptedilemez kaldı. Asurlular, yine de, krallıktaki diğer birçok şehirle birlikte, alt şehri yakıp yıktılar ve yağmaladılar.
İki devlet arasındaki bir diğer önemli çatışma, MÖ 714'te II. Sargon'un (MÖ 722-705) seferi esnasında yaşandı, ancak Tuşpa doğrudan hücuma uğramadı. MÖ 7. yüzyılda, Urartu krallığı, MÖ 640 ile 590 arasında bir zamanda Tuşpa da dahil olmak üzere şehirleri yok edildiğinde gizemli ama şiddetli bir sonla karşılaştı. Devlet muhtemelen Asurlularla onlarca yıl süren savaşlar nedeniyle zayıflamıştı ve kendi imparatorluğunu kontrol edemeyecek kadar genişlemiş olabilirdi. Failler bilinmiyor, ancak İskitler bir aday, Kimmerler bir diğeri ve hatta muhtemelen Urartu krallarınca idare edilen topraklardan gelen güçler de.
Ahameniş İdaresi
Urartu krallığının bir zamanlar işgal ettiği topraklar, nihayetinde MÖ 640 ile 590 yılları arasında Medlerce ele geçirildi. MÖ 585'ten itibaren Van yeniden inşa edildi. Bölge kısa bir süre sonra MÖ 6. yüzyılın ortalarında Büyük Kiros'un Ahameniş İmparatorluğu'na dahil edildi. Van daha sonra yeni eyaleti yöneten Pers satrapının merkezi oldu. Bu dönemden, Van'ın kaya yüzündeki artık ünlü uzun kitabe geldi. Serhas'ın saltanatı esnasında (MÖ 486-465) yapılmış olan kitabe, Ahameniş İmparatorluğu'nun üç resmi dilinde - Eski Farsça, Elamca ve Babilce - yazılmış ve kralın imparatorluğu üzerinde hüküm sürme konusundaki ilahi hakkını anlatmaktadır:
Büyük bir tanrı, tanrıların en büyüğü olan, bu dünyayı yaratan, o cenneti yaratan, insanlığı yaratan, insana saadet veren, Serhas'ı kral, birçok kralın tek kralı, birçok kralın tek efendisi yapan Ormuzd'dur. Ben Serhas, büyük kral, kralların kralı, birçok dil konuşan eyaletlerin kralı, bu büyük dünyanın uzak ve yakın kralı, Ahamenişli Darius'un oğluyum. Kral Serhas şöyle diyor: Kral Darius, babam, Ormuzd'un koruması altında birçok iş yaptı ve bu tepede bana tabletini ve bir heykel yapmamı emretti; ancak bir kitabe yapmadı. Daha sonra bu kitabenin yazılmasını emrettim. Ormuzd, bütün tanrılarla birlikte beni, krallığımı ve işlerimi korusun. (Chahin, 69-70)
Helenistik Devir ve Sasani İdaresi
Orontid Hanedanı'nın (MÖ 6.-3. yüzyıl) hükümdarlığı esnasında, Pers İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, Van, MÖ 330 civarında Armavir'in (eski Urartu şehri Argishtihinili) başkent yapılmasıyla bir kenara bırakıldı. Şehir önemini korudu ve MÖ 1. yüzyılın başlarında Büyük Tigranes'in (MÖ 95-56) inşaat projelerinden faydalandı, ancak MÖ 83'te daha batıda ve yeni genişleyen Ermeni Krallığı içinde daha merkezi bir konumda olan yeni bir başkent olan Tigranocerta'yı kurdu.
Arsak hanedanı Ermenistan'ı idare ettiğinde (MS 12-428) başkent Artaksata'ydı ancak Van bölgede önemli olmaya devam etti. Şehrin bir ticaret merkezi olarak devam eden ehemmiyeti, daha kozmopolit bir nüfusa sahip olmasına sebep oldu; Yahudi topluluğu bilhassa büyüktü. Sasani kralı II. Şapur (308-379) 368-9'da Ermenistan'ı işgal ettiğinde, Van saldırıya uğrayan şehirlerden biriydi ve bütün nüfusu zorla Pers'e taşınmıştı.
Sonraki Tarih
Van, 8. yüzyılın sonlarından itibaren Ermenistan'da ortaya çıkan Artsruni (Ardsruni) krallığının başkenti yapıldığında ortaçağ zamanında tekrar öne çıktı. Abbasi Halifeliği himayesinde hüküm süren Artsruni prensi Gagik, 908'de Van'ı başkenti yaptı. Şehir bir kere daha kraliyet ikametgahı olarak değiştirildi, bu sefer Van Gölü'ndeki bir adada bulunan Aghtamar ile değiştirildi ama Van siyasi bir merkez olmasa da gelişen bir kültürel merkez olarak kaldı. Sırasıyla Bizanslılar ve Selçuklu Türklerince idare edilen Van, 1387 yılında Türk-Moğol fatihi Timur Lenk (hükümdarlığı 1370-1405) tarafından yağmalandı ve yıkıldı. Timur Lenk daha sonra 7.000 esiri kalenin surlarından aşağı ölüme gönderdi. Şehir o zamandan itibaren Osmanlı dönemine kadar belirsizliğe sürüklenmiş ve 19. yüzyılda Türk idaresine karşı Ermeni isyanının merkezi haline geldiğinde bölgesel ehemmiyeti geri dönmüştü.
This article was made possible with generous support from the National Association for Armenian Studies and Research and the Knights of Vartan Fund for Armenian Studies.
