Moğol İmparatorluğu’nda Din

Mark Cartwright
tarafından yazıldı, Şüheda Bulut tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF

Moğol İmparatorluğu (MÖ 1206-1368), Karadeniz’den Kore Yarımadası’na kadar uzanıyordu ve bu nedenle sınırları içinde her türlü dini barındırıyordu; ancak Moğolların kendilerine özgü dini inançları ve ritüelleri vardı. Bunlarda rahipler, kutsal metinler veya cenazeler dışında halka açık ayinler bulunmazdı. Moğol dini, güçlü bir şamanizm unsuru ile atalara tapınmayı ve ateş, toprak, su gibi doğa ruhlarına inanmayı birleştiriyordu. Çin’in fethi ve Kubilay Kağan’ın (1260-1294) Budizme geçişinin ardından, bölgede yaşayan pek çok Moğol Tibet Budizmini benimsemiş ve bu, Yuan Hanedanı’nın (1271-1368) resmî dini haline gelmiştir.

Khan Tengri
Han Tengri Chen Zao (CC BY)

Tanrılar ve Ruhlar

Moğollar, kutsal varlıkların ve kutsal yerlerin ruhani güçlerine inanırlardı. Tanrılar arasında en yüce olanlar, muhtemelen insan biçiminde tasavvur edilmemiş olsalar da, Gök ve Yer güçleriydi. Yer veya Toprak Ana tanrıçası Etugen (diğer adıyla Itugen), verimliliği simgeliyordu. Ancak esas tapınma, Tengriye (diğer adıyla Gok Monggke Tenggeri) yani 'Mavi Gökyüzü' veya 'Ebedi Gök'e yapılırdı. Bu koruyucu tanrının Moğollara tüm dünyayı yönetme hakkını verdiğine inanılırdı ve adı sık sık Moğol metinlerinin giriş cümlelerinde ve diğer resmî belgelerde Mongke Tenggiri-yin Kucun-dur yani 'Ebedi Gök’ün Gücüyle' ifadesiyle geçerdi. Bu tanrılara dualar edilirdi, ancak diğer dinlerde görülen tapınak ve törenler olmaksızın, basit bir şekilde ibadet edilirdi. Dağ zirveleri, tepeler veya basit taş yığınları (ovoo) özellikle kutsal kabul edilirdi; fakat açık havada durup dua öncesi şapka ve kemeri çıkarmak, kudretli tanrıya bağlılığı göstermek için yeterliydi.

Özünde şamanlar, bİr kabİle İçİn bu dünya İle ruhlar dünyası arasında aracılık yapan kİşİlerdİr.

Moğollar, yönleri, mekânları ve doğal oluşumları önemli sayarlardı çünkü bunlar ruhlarla iletişim noktaları olarak kabul edilirdi. Örneğin, bir yurt çadırının kapısı geleneksel olarak güneye bakacak şekilde yapılırdı. Doğal olaylar, özellikle Asya bozkırlarının geniş düzlüklerinde etkileyici olan gök gürültüsü ve şimşek, tanrıların işi olarak büyük saygı görürdü. Özellikle toprak ve su ruhları koruyucu olarak kabul edilirdi; örneğin, akan su kaynaklarının, nehirlerin, kötülüğü engelleyebileceği ve hatta etkisiz hâle getirebileceği düşünülürdü.

Tanrıların ve ruhların insan işlerine olumlu etki etmesini sağlamak için bazı ritüel ve yasaklara uyulurdu. Ruhları incitmemek amacıyla konmuş yasaklar arasında, kraliyet kanı dökmemek (bu kan ve kişinin kemikleri ruhu içerdiğine inanılırdı), nehirlerde işememek veya eşyayı/bedeni yıkamamak, yurt kapısının eşiklerinden geçmemek ve bıçağı ateşin yakınına koymamak gibi kurallar vardı. Bu gelenekler ciddiye alınırdı ve bunları çiğneyenler ağır cezalara, bazı durumlarda ölüme varan cezalarla karşılaşabilirdi. Suçlular, genellikle iki ateş arasından yürüyerek arındırılırdı; aynı yöntem, Moğol sarayını ziyaret eden elçiler için de uygulanırdı. Böylece elçilerin niyetlerinin dürüst ve Kağan’a karşı kötü amaç taşımadıkları garanti altına alınmış olurdu.

Şamanizm

Şamanlar, Moğolların sahip olduğu en yakın “din adamı” niteliğindeydi ve hem erkekler (bo’e) hem de daha nadiren kadınlar (iduqan) olabiliyordu. Şamanların görevlerini ve yeteneklerini çocuklarına aktarması oldukça yaygındı; ancak bir kişi ölümle burun buruna geldiği bir deneyimden sonra ya da ruhlar dünyasına karşı özel bir duyarlılık gösterdiğinde de şaman olabilirdi. Özünde, şamanlar bir kabile için bu dünya ile ruhlar dünyası arasında aracılık yapan kişilerdi. Şamanların giydiği beyaz giysiler genellikle davul ve tahta at gibi semboller taşırdı; bunlar Moğol halkının koruyucu ruhunu temsil ederdi. Beyaz bir ata binen şaman, gerçek bir davul taşıyabilir, boynuna bir ayna takabilir veya yürürken görevini simgeleyen bir asa kullanabilirdi.

Çeşİtlİ kehanetlerİnde başarılı olan şamanlar, yerel toplulukta büyük bİr prestİj kazanır ve bazen kabİle reİsİyle yarışacak kadar etkİlİ olurlardı.

Şamanlar, özel şarkılar söyleyerek trans hâline girerlerdi ve ruhlar dünyasıyla ancak bu hâlde iletişim kurabildiklerine inanılırdı. Kehanet yetenekleri arasında, ritüel olarak yakıldıktan sonra koyun omuz kemiklerinde veya diğer kemiklerde oluşan çatlakları okuyarak gelecekteki olayları öngörme (tolgeci) yeteneği de vardı. Şamanlar bazen belirli hayvan ruhlarını-özellikle ayı ve kurt gibi güçlü hayvanları-çağırarak, evrenin katmanları arasında ruhsal yolculuk yapıp kayıp veya çalınmış eşyaların ya da kaybolmuş ruhların yerini bulmalarına yardım ederlerdi. Ayrıca şamanlar, sıkışmış veya huzursuz ruhları bir sonraki hayata göndermek için musallat etme ritüellerini de gerçekleştirirdi. Moğol savaşlarında da şamanlardan faydalanılır, seferlere başlamak için uğurlu tarihleri belirler ve saldırı stratejilerinin en iyi sonucu verecek şekilde hangileri olacağını öngörürlerdi.

Hava durumunu değiştirme yeteneği de şamanların sahip olduğu becerilerden biriydi; özellikle sık kurak olan bozkırlara yağmur getirme konusunda. Şamanların, rahatsız ruhları doğru bedenlerine geri göndererek tıbbi sorunlara yardımcı olabileceğine inanılırdı; ayrıca bebekleri, hayvan sürülerini ve av gruplarını kutsarlardı. Yeni bir Büyük Kağan veya 'evrensel hükümdar' seçilirken de şamanlara danışılırdı. Çeşitli kehanetlerinde başarılı olan şamanlar, yerel toplulukta büyük prestij kazanır ve bazen kabile reisiyle yarışacak kadar etkili olurlardı; hatta bazı durumlarda kendileri bu konumu elinde tutardı. Öte yandan, güçlü bir şaman bazı hükümdarlar için fazla etkili görülebilirdi. Bu durum, sorunlu şaman Kokchu için geçerliydi; Cengiz Han, onun idam edilmesini emretti. Ölüm yöntemi olarak sırtının kırılması seçildi; böylece kanı akıtılmamış olur ve ruhu toprağa sızıp bu dünyayı rahatsız etmez, bir sonraki hayata geçerdi.

Ahiret

Moğolların ölülerini silahları ve kişisel eşyalarıyla birlikte gömmeleri, bir tür ahiret inancına sahip olduklarını gösterir. Bu inancı destekleyen bir diğer uygulama da, liderlerin genellikle gizli bir yerde ama kutsal bir dağ, örneğin Moğolistan’daki Burkan Kuldun yakınlarında, büyük mezarlara gömülmesi ve yanlarına çok sayıda zenginlik ve köle konmasıdır. Cengiz Han da bu şekilde gömüldü; mezarına eşlik etmesi için 40 cariyesi ve 40 at kurban edildi. Bu uygulama, Moğolların ahireti bu dünyanın bir devamı olarak gördüklerini ve dolayısıyla sosyal statü ve mesleğin de devam ettiğini düşündüklerini gösterir. Ayrıca, en azından yolculuğun ilk aşaması için bazı fiziksel gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekirdi. İlginç bir Moğol geleneği, bir atı bağırsaklarından çıkarıp mezarın üzerinde dikmekti; muhtemelen bu, Tengriyi onurlandırmak amacıydı, çünkü onun sembolü bu hayvandı.

Ink Painting of Groom & Horse
Damat ve At’ın Mürekkep Resmi Metropolitan Museum of Art (Copyright)

Aynı zamanda ölülerini yolcu ederken, Moğollar ataların (ongghot) uzak bir ahirette erişilemez olmadığını, aksine torunlarının refahını gözetebileceklerini düşünürlerdi. Koruma için minnettarlık göstergesi olarak, atalara yemek saatlerinde küçük yiyecek ve içecek sunumları yapılırdı. Ayrıca, yurtların iç kısmında ailenin atalarını temsil eden resimler veya özenle giydirilmiş heykelcikler sergilenirdi. Kamp taşındığında, grubun tüm heykelcikleri aynı arabaya konur ve bir şaman tarafından gözetilirdi.

Moğol hükümdarlarının ek bir ayrıcalığı da, ölümlerinden sonra bir tür ilahi statüye geçtiğinin kabul edilmesiydi; bu da onların çıkardığı kanunlar ve uyguladıkları politikaların halefleri tarafından saygıyla uygulanmasını gerektiriyordu. Bir diğer ilginç gelenek ise, ölen kişinin adının kullanılmamasıydı; bu, ruhunu rahatsız edebileceği düşüncesiyle özellikle güçlü hükümdarlar için geçerliydi. Ölümünden sonra bu kişiler genellikle 'İyi Olan', 'Merhum Kağan' veya 'Büyük Lord' gibi basit isimlerle anılırdı.

Budizm ve Diğer Dinler

Moğollar imparatorluklarını genişlettikçe, daha fazla halk ve din onların yönetimi altına girdi. Aynı zamanda Çin, Tibet, İran ve Avrupa’dan gelen misyonerler de, dünyanın en büyük imparatorluğunda inançlarını yaymak için çalıştılar. Nestoryen Hristiyanlık, Batı Hristiyanlığı, İslam, Budizm, Tibet Budizmi (Lamacılık), Taoizm ve Konfüçyanizm Moğol denetimindeki bölgelerde uygulanan dinler arasındaydı. Bu dinler ve müntesipleri, devletin güvenliğine tehdit oluşturmadıkları sürece kendi inanç yollarını sürdürmeye büyük ölçüde bırakılmıştı (batıdaki Müslüman ağırlıklı İlhanlılar hariç). Örneğin 13. yüzyılda Moğol başkenti Karakurum’da, Asya’da o dönemde uygulanan tüm büyük dinler için ayrı ibadet yerleri bulunuyordu.

Mongolian Ovoo
Moğol Ovoosu Johanna Remus (CC BY-NC-ND)

Kendi inançlarını uygulamanın yanı sıra, imparatorluk içindeki tüm tebaadan, Kağan’ın iyiliği için inandıkları tanrıya dua etmeleri beklenirdi. Karşılığında, çoğu din adamı ve dini kurum, ya mal veya hizmet yoluyla vergi muafiyeti elde ederdi; ayrıca Moğollar bir şehri kuşattığında, genellikle din adamlarının saldırı başlamadan önce ayrılmalarına izin verilirdi.

Bazı misyonerler, Moğollar arasında ve bazen hükümdarlar ile onların eşleri arasında da inanan kazanmayı başardılar. Kubilay Kağan, muhtemelen Tibetli rahip Phags-pa Lama (1235–1280) sayesinde Tibet Budizmine geçti. Bu Budizm biçimi, tantrik ilahiler ve mistik göndermeler gibi şamanizm benzeri unsurlarıyla kuşkusuz cazip gelmişti. Tibet Budizmi, Çin’deki Moğol Yuan Hanedanının resmî dini olarak benimsendi. Çin’de Lamacılığın kabulü, kısa bir süre için Taoistlerin zulme uğramasına ve kutsal metinlerinin 1250’lerden itibaren yok edilmesine yol açtı. Ancak, Taoizm ve Konfüçyanizm’in Çinliler arasında uzun bir geçmişi ve geniş bir popülerliği olduğunu fark eden Yuan imparatorları, bu tür saldırıların ülkenin ekonomik ve siyasi istikrarı için zararlı olduğunu görerek son verdiler. Buna karşın Kağanlar, imparatorlar ve saray kadınları, kişisel olarak destekledikleri dinlere ve özellikle Budist tapınaklara cömert patronluk yapabiliyorlardı.

Diğer dinlere gösterilen genel hoşgörü ve Moğolların bazı dinleri benimseyip bazılarından öğeler alırken kendi göçebe ve şamanistik kökenlerini korumaları, imparatorluklarındaki din anlayışının belirgin bir özelliğiydi. Tarihçi D. Morgan’ın belirttiği gibi, “Moğollar, mümkün olduğunca fazla göksel sigorta yaptırmaya inanırlardı” (40).

Çevirmen Hakkında

Şüheda Bulut
Şüheda Bulut, tarihe ve uluslararası konulara ilgi duyan bir tercümanlık öğrencisidir. Dünyayı anlamaya, insanları bir araya getirmeye ve merakını bilgiye dönüştürmeye heveslidir.

Yazar Hakkında

Mark Cartwright
Mark, tam zamanlı bir yazar, araştırmacı, tarihçi ve editördür. Özel ilgi alanları arasında sanat, mimari ve bütün medeniyetlerin paylaştıkları düşünceleri keşfetmek yer alır. Siyaset Felsefesi alanında Yüksek Lisans derecesini almış ve WHE Yayıncılık Direktörüdür.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Cartwright, M. (2025, Ekim 14). Moğol İmparatorluğu’nda Din. (Ş. Bulut, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1469/mogol-imparatorlugunda-din/

Chicago Formatı

Cartwright, Mark. "Moğol İmparatorluğu’nda Din." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, Ekim 14, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1469/mogol-imparatorlugunda-din/.

MLA Formatı

Cartwright, Mark. "Moğol İmparatorluğu’nda Din." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, 14 Eki 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1469/mogol-imparatorlugunda-din/.

Reklamları Kaldır