Moğol İmparatorluğu’nun (MS 1206-1368) halkları göçebeydi ve değerli bir protein kaynağı olarak yaban hayvanı avcılığına güveniyorlardı. Asya bozkırları ıssız, rüzgarlı ve genellikle dondurucu derecede soğuk bir ortamdır ancak ata binme ve aynı at üstünde yay kullanma konusunda becerikli Moğollar için, çoğunlukla süte dayalı beslenme biçimlerini takviye edecek yaban hayvanları yakalamak mümkündü. Zamanla avcılık ve doğancılık önemli kültürel faaliyetler haline geldi, büyük klan toplantıları ve önemli kutlamalar olduğunda büyük avlar organize edildi. Bu avlar, “nerge” denen bir teknik kullanılarak, yani yaban hayvanlarını belirli bir alana sıkıştırmak için tüm kabilenin uçsuz bucaksız bozkır alanlarında seferber olmasını gerektiriyordu. Nerge sırasında kullanılan beceriler ve stratejiler, Asya genelinde ve Doğu Avrupa'da savaş alanındaki Moğol süvarileri tarafından genellikle büyük bir başarıyla tekrarlanıyordu.
Avlanan Hayvanlar
Moğollar, Asya bozkırlarının diğer göçebe halkları gibi, beslenme ve içecek ihtiyaçlarını hayvancılıktan elde ettikleri sütle karşılıyordu. Bu sütten peynir, yoğurt, kurutulmuş lor ve fermente içecekler üretiyorlardı. Yetiştirdikleri hayvanlar (koyunlar, keçiler, öküzler, develer ve yaklar) yün ve süt kaynağı olarak çok değerli olduğundan et için kesilmezdi. Bu nedenle protein ihtiyacı, esasen hareket eden her türlü yaban hayvanını avlayarak karşılanıyordu. Orta Çağ'da avlanan hayvanlar arasında tavşanlar, geyikler, antiloplar, yaban domuzları, yaban öküzleri, dağ sıçanları, kurtlar, tilkiler, tavşanlar, yaban eşekleri, Sibirya kaplanları, aslanlar ve kuğular ile turnalar dahil birçok yabani kuş (tuzaklar ve şahin avcılığı kullanılarak) yer alıyordu. Et, özellikle kabile kutlamaları ve yeni bir han veya Moğol hükümdarının seçilmesi gibi siyasi olayları kutlamak için düzenlenen büyük ziyafetlerde çok rağbet görürdü.
Temel iş bölümü, kadınların yemek pişirmesi, erkeklerin ise avlanmasından ibaretti. Et genellikle haşlanır, daha nadiren kızartılır ve ardından çorbalara ve güveçlere eklenirdi. Si'usun isimli kurutulmuş et, gezginler ve dolaşan Moğol savaşçıları için özellikle yararlı bir temel gıda maddesiydi. Sert bozkır ortamında hiçbir şey israf edilmezdi; hayvan kemiklerinin iliği bile yenir, artıkları ise kaymak veya darı ilave edilerek et suyunda haşlanırdı. Hayvan tendonları alet yapımında kullanılırken, yağ ise çadır ve eyer gibi eşyaları su geçirmez hale getirmek için kullanılırdı.
Moğollar, güçlü ruhlara sahip olduğuna inanılan kurtlar ve hatta dağ sıçanları gibi vahşi hayvanların belirli kısımlarını yemenin bazı rahatsızlıklara iyi geldiğini düşünürdü. Örneğin ayı pençelerinin soğuğa karşı direnci artırdığına inanılırdı. Vücuda sayısız fayda sağladığına inanılan, içkiye karıştırılmış toz halindeki kaplan kemiği gibi karışımlar, bugün hâlâ Doğu Asya’nın bazı bölgelerinde popüler bir şifalı içecek olarak kabul edilmektedir.
Yiyecek ve ilaçların yanı sıra, av hayvanları da giyim için bir malzeme kaynağıydı. Sıradan bir cüppeye eklenmiş bir parça kurt ya da kar leoparı kürkü, giyen kişinin kabile seçkinlerinden biri olduğunu gösterirdi. Kürk astarlı ceketler, pantolonlar ve çizmeler de bozkırların sert kışlarına karşı çok işe yarayan bir yalıtım sağlıyordu.
Atlar ve Yaylar
Moğollar, sadece beslenmek için mecbur oldukları için değil, aynı zamanda çok küçük yaşlardan itibaren ata binmeyi ve yay kullanmayı öğrendikleri için de uzman avcılardı. İkinci bir yardımcı unsur ise, küçük ama sağlam ve mükemmel bir dayanıklılığa sahip olan Moğol atıydı. Üçüncüsü ise, avcıların elinde bulunan harika bir silah olan Moğol kompozit yayıydı. Çok sayıda ahşap, bambu veya boynuz katmanından yapılan bu yay, güçlü ve esnekti, doğal eğriliğine göre gerildiği için okları yüksek isabet ve delme gücüyle atabiliyordu. Ok uçları genellikle kemikten, çok daha nadiren metalden yapılırken, ok gövdeleri ahşap, kamış veya her ikisinin birleşiminden, ok tüyleri ise kuş tüylerinden yapılırdı. Avcılar, daha iyi denge sağlayan yüksek sırtlı ve önlü ahşap eyerler ve üzengiler sayesinde, atlarını hızla sürerken bile isabetli atışlar yapabilirdi.
Nerge
Avın başarılı olması için Moğollar, bozkırın belirli bir bölgesine yönelik, koordineli ve her yıl düzenlenen büyük çaplı bir ava katılırlardı. Bu stratejiye “nerge” (diğer adıyla “jerge” veya “jarga”) denirdi ve geleneksel olarak her kışın başlarında, en az bir ay süren bir dönemde gerçekleştirilirdi. bunun asıl nedeni, yılın en kıt dönemini atlatabilmek için erzak depolarını doldurmaktı. İmparatorluk döneminde, başkent çevresinde düzenlenen avların, imparatorluk sarayında tüketilmek üzere avlardan elde edilen et sağlaması beklenirdi.
Nerge sırasında, bayraklarla işaretlenmiş ve 130 kilometreye kadar uzanan uzun bir atlı kordon, dış uçtan içe doğru ilerleyerek sonunda önceden belirlenmiş geniş bir coğrafi alanı çevrelerdi. Av köpeklerinin eşlik ettiği atlılar, daha sonra birkaç haftalık bir süre boyunca, yine önceden bayraklarla işaretlenmiş önceden belirlenmiş daha küçük dairesel bir bölgeye doğru kademeli olarak ilerlerdi. Böylece buraya sürülen hayvanlar daha kolay avlanabilirdi. Biniciler, hiçbir hayvanın kordonu aşmamasını sağlamak için vardiyalı çalışırdı ve bir hayvanın kordonu aşmasına izin veren herkes ağır bir şekilde cezalandırılırdı. Hayvanlar bir kez çitlerin içine hapsedildikten sonra, sadece han ilk atışı yaparak avı başlatabilirdi ve ondan önce ava başlayan herkes idam edilirdi. Avın ardından, gelecekteki avlar için hayvanların sayısınını korunmasını sağlamak amacıyla bazı hayvanların tuzaktan kaçmasına kasten izin verilirdi. Dokuz günlük bir şölen, geleneksel olarak nerge'nin doruk noktasını ve sonunu işaret ederdi.
Venedikli kaşif Marco Polo (1254-1324), Kubilay Han’ın hükümdarlığı döneminde (1260-1294) Xanadu’ya seyahat etti ve ilk olarak 1298 civarında basılan seyahatnamesinde bu av hakkında daha ayrıntılı bilgiler vermektedir. Polo, hanın yıllık ava çıktığında, tüm operasyonun “av ustaları” olarak adlandırılan ve chivichi olarak bilinen iki memur tarafından denetlendiğini anlatır. Bu iki memur kardeş olup, av ve mastı köpeklerini kontrol ederler. Her memurun emrinde 10.000 adam bulunur ve bu adamlar, hangi chivichi’ye itaat etmeleri gerektiğine bağlı olarak mavi ya da kırmızı üniforma giyerler. Polo şöyle devam eder:
Onları av alanına eşlik eden çeşitli cins köpeklerin sayısı beş binden az değildir. Kardeşlerden biri, birliğiyle birlikte imparatorun sağ tarafındaki araziye, diğeri ise birliğiyle birlikte sol tarafına yerleşir ve her ikisi de düzenli bir biçimde ilerleyerek, bir günlük yürüyüş mesafesi kadar genişlikte bir bölgeyi kuşatana kadar ilerler. Bu sayede hiçbir hayvan onlardan kaçamaz. İmparator daire içinde ava devam ederken, avcıların çabalarını ve köpeklerin zekasını izlemek çok güzel bir manzaradır, her yönden geyikleri, ayıları ve diğer hayvanları kovaladıkları görülür.
(Kitap 2, Bölüm 15)
Moğol ordusunda da hızlı hareket eden hafif süvariler, nerge taktiğinin aynısını kullanırdı. Bazen süvari kanatları o kadar geniş bir alana yayılırdı ki, düşman ordusu sonunda tamamen kuşatılırdı. Ardından rezervde bekleyen ağır süvariler, son darbeyi vurmak üzere harekete geçerdi. Hayvan avlarında olduğu gibi, düşman askerlerinin bir kısmının kaçmasına izin verilirdi, ancak bu sefer bunun tek amacı Moğolların sayıca azınlıkta kalmamasını sağlamaktı. Avdan farklı olarak, kaçanların peşine acımasızca düşülür ve genellikle savaşın ardından günlerce süren bir takip başlardı.
Ünlü tarihçi E. Gibbon’un çığır açan eseri Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi’nde özetlediği gibi, nerge ve savaş sanatı tek bir şey haline geldi ya da aslında her zaman zaten tek bir şeydi:
Liderler, bu uygulamalı okulda, askeri sanatın en önemli dersini öğrenirler: arazi, mesafe ve zaman konusunda hızlı ve isabetli karar vermeyi. Gerçek bir savaşta gerekli olan tek değişiklik, insan düşmanlara karşı aynı sabrı ve cesareti, aynı beceriyi ve disiplini sergilemektir. Avlanmanın eğlenceleri ise bir imparatorluğun fethine ön hazırlık görevi görür. (Morgan, 75’ten alıntı)
1237-1238 yıllarında Moğollar, Rus prenslerinin ordularını müstahkem şehirlerden ayırmak için nerge tekniğini bu bölgeyi istila ettiklerinde büyük bir başarıyla kullandılar. Nerge, hatta 1279 yılında deniz unsuruyla birlikte Yamen muharebesinde Çin'in Song Hanedanlığı'nın kara ve deniz kuvvetlerinden oluşan birleşik ordusuna karşı da başarıyla kullanıldı.
Xanadu Av Parkı
Avcılık, Moğol kültürünün o kadar ayrılmaz bir parçasıydı ki, imparatorluklarını kurup daha yerleşik bir yaşama geçtikleri zamanlarda bile eski gelenekler unutulmadı. Hükümdarlar, geleneksel yurt çadırlarını süslü saraylarla değiştirdiklerinde bile kendi özel av parklarına sahip olmayı ihmal etmediler. Moğol başkenti Xanadu'nun hemen kuzeybatısında, çayırlardan, ormanlardan ve göllerden oluşan ve geyik gibi yarı evcilleştirilmiş hayvanların yaşadığı bir avlanma alanı vardı. Avlanma alanı aynı zamanda şahin avcılığı için de kullanılıyordu ve burada, sütü hanlar ve bu ayrıcalığa sahip olanlara ayrılmış olan beyaz kısrak ve özel inek sürülerinin bakımı yapılıyordu. Hayvanları içeride tutmak ve davetsiz misafirleri dışarıda bırakmak için, tüm avlanma alanı toprak bir duvar ve hendekle çevrilmişti.
Marco Polo avlanma alanını şöyle tanımlar:
Kraliyet parkının sınırları içinde, birçok dereyle sulanan bereketli ve güzel çayırlar bulunuyor. Burada avlanmada kullanılan şahinler ve diğer kuşların besin kaynağı olması amacıyla geyik ve keçi türünden çeşitli hayvanlar otlatılıyor…
(Kitap 1, Bölüm 57)
Han’ın av kuşları şöyle anlatılmaktadır: “Majestelerinin elinde, kurtlara saldırmak üzere eğitilmiş kartallar da vardır, bu kuşların büyüklüğü ve gücü o kadar çoktur ki, ne kadar iri olursa olsun hiçbiri pençelerinden kaçamaz” (Kitap 2, Bölüm 14). Kullanılan diğer yırtıcı kuşlar arasında akdoğanlar, gökdoğanlar, uludoğanlar ve akbabalar yer almaktadır. Han ve diğer soylular, değerli kuşlarının hiçbirinin kaybolmamasını sağlamak için bacaklarına sahibi ve bakıcısının adının yazılı olduğu gümüş künyeler takarlardı. Kayıp bir kuşu bulan kişi, künyedeki isimleri tanımıyorsa, onu özel bir “kayıp eşya” memuruna, yani bulangaziye götürmek zorundaydı. Bulangazi, kuşu muhafaza eder ve kampın göze çarpan bir yerinde, özel bir bayrakla kayıp eşya ofisi olarak belirtilen çadırında kuşun sahibini beklerdi. Şahin avcılığı ve avlanmak için kartalların kullanılması, bugün hala Asya bozkırlarında yaşamın önemli bir parçasıdır.
