Ahit Sandığı; Hz. Musa’nın Sina Dağı’nda Tanrıdan aldığı Yasa tabletlerini içeren kutu benzeri bir sandığı ifade eder. Geleneksel inanışa göre, Ahit Sandığında, Tanrı’nın, İsrail halkına yönelik On Emir listesinin yer aldığı, oyularak işlenmiş iki adet taş tablet vardı. Tabletlerin alınmasına ve Sandığın yapımına dair ayrıntılar Kutsal Kitap, Eski Ahit/Tevrat Kitabı, Yahudilerin Mısır’dan Çıkış Kitabında yer alır.
İnanışa göre; İsrailoğullarının Mısır’dan çıkmalarından sonra Hz. Musa onları Sina Dağın eteklerine götürmüş ve Sina Dağı tepesinde Tanrı’dan ilk vahiy’i almıştır. Halkını kampta bırakıp kırk gün, kırk gece kaldığı Sina Dağına çıkmıştır. Hz. Musa’nın Sina Dağında Tanrıdan aldığı emir metni; sadece geleneksel On Emir fikri değil, aynı zamanda, kelimenin tam anlamıyla, İsrail ulusunun Anayasası olacak metindir.
Yahudi geleneklerine göre, Hz. Musa Sina Dağında bulunduğu sürede çok sayıda bilgi edinmiştir. Bu bilgilerin çoğu Mısır’dan Çıkış (Exodus/Şemot), Levililer (Rahiplerin el kitabı), Sayılar (İbranilerin çölde dolaştığı dönem) ve Tesniye (ilk yasama konusunda ikinci bir kaynak) kitaplarında yer alır. Daha sonraki dönemlerin kitap editörleri, Hz Musa’nın, aynı zamanda, Kudüs’te, Süleyman Tapınağı (MÖ yaklaşık 900) inşasına ilişkin plan bilglerini de aldığını iddia etmişlerdir.
Zamanla bu emir metni, On Emir ifadesi şeklinde kaleme alınmış ve İbranicede kısa ifadeler şeklinde şöyle olmuştur: “Yalan söyleme” “Çalma”….., Yahudi Kutsal Yazılarının Yunanca çevirisi olan Septuagint Kitabında (Tanah) bu ifadeler On Emir şeklinde tanımlanmıştır.Teoloji/İlahiyat açısından tabletlerin ikiye ayrıldığı anlaşılıyor: İlk Beş Kitapta, İsrail Tanrısına tapınmayla ilgili bilgiler, geri kalan kitaplarda ise bir ulus olarak insan olma davranışıyla ilgili bilgilerdir. Tabletlerin modern ikonografisinde hem İbranice harfler ve hem de daha sonra benimsenen Roma rakamları korunuyor.
Sandık
“Sandık” (ark) kavramı, Latince arca kelimesinden gelir. İbranice tewah kelimesi ise büyük bir olasılıkla Babil dilinde tekne kelimesinden türetilmiştir. Babillilerin daha eski bir tufan öyküsü olan Gılgamış Destanında, Nuh’un Gemisine benzer bir tekne olan bir gemi anlatısı vardır. “Gemi”/Ark terimi zamanla sandık şeklinde teolojik bir anlam kazanır; aynı kelime, Nuh’un Gemisi/Ark, bebek Musa’nın içinde bulunup Nil Nehri suları üzerinde yüzen Sepet ve en sonunda Tanrı emirlerini içeren Sandık için kullanılmıştır. Bu üçlü nesne, kurtuluş kapları olarak dikkate alınmıştır.
Sandık/Ark yapımına ilişkin açıklama, daha sonra “tapınak” veya “buluşma çadırı” olarak adlandırılan yapının eşyaları arasında yer almıştır:
Sonra bana kutsal bir yer yapsınlar, ben de onların arasında yaşayayım… Akasya ağacından bir sandık yapsınlar – iki buçuk arşın uzunluğunda, bir buçuk arşın genişliğinde ve bir buçuk arşın yüksekliğinde (yaklaşık 131 x 79 x 79 Cm veya 52 x 31 x x 31 inç). İçini ve dışını saf altınla kaplasınlar ve etrafına altın bir çerçeve yapsınlar. Sandığın dört ayağına, bir tarafa iki, diğer tarafa da iki olmak üzere dört altın halka döksünler ve taksınlar. Sonra akasya ağacından direkler yapsınlar ve altınla kaplasınlar. Sandığı taşımak için direkleri sandığın yanlarındaki halkalara taksınlar… Sonra sandığa, size vereceğim Ahit Yasası levhalarını koysunlar. Saf altından bir kefaret örtüsü yapsınlar – iki buçuk arşın uzunluğunda ve iki buçuk arşın genişliğinde. Örtünün uçlarına dövme altından iki Kerubi (Tevrat’ta adı geçen Melek) resmi işlesinler. Kerubiler kanatlarını yukarıya doğru açacak ve örtüyü gölgeleyecek. Kerubiler birbirlerine bakacak. Örtüyü sandığın üzerine koyun ve size vereceğim Antlaşma Yasası levhalarını sandığın içine yerleştirin. Orada, örtünün üzerinde, Antlaşma Sandığının üzerindeki iki Kerubi arasında, sizinle buluşacağım ve İsrailoğulları için bütün emirlerimi size vereceğim (Çıkış, 25).
“Kefaret Örtüsü” olarak tasvir edilen kumaş, daha sonra Tanrı’nın merhamet Tahtı olarak gösterilmiştir. Bu detaylar, Ahit Sandığı resimlerinde ikonik hale gelmiştir. Birçok tarihçi için, Mısır’dan Çıkış Kitabında yer alan bu kesin detaylar, Ahit Sandığı gerçekliğini ifade eder. Yahudi Kutsal Yazılarında Ahit Sandığına yapılan atıflarda aynı detaylar yer alır.
Çölde Sandık
“Buluşma Çadırı”, İbranilerin çölde geçirdikleri yıllar boyunca taşınabilir bir kutsal mekân görevi görüyordu. Çadırın içinde, merkezinde Ahit Sandığı bulunuyordu ve ardından kutsallık bölgesi, rahipler, erkekler ve kadınlar kutsal mekânla ilişkili olarak yer alıyordu. Sadece Hz. Musa ve kardeşi Harun’un Ahit Sandığı huzuruna girmesine izin veriliyordu. Yeni bir kamp kurulduğunda ilk iş, kutsal mekânı düzenlemek ve tekrar taşındıklarında en son kaldırılan şey de söz konusu bu mekân oluyordu. Ekipmanları taşıyanlar, hareket ederlerken korunmaları için göç hareketi merkezine toplanıyordu. Ahit Sandığı her zaman Hz. Musa ve kardeşi Harun soyundan gelen Leviler kabilesi tarafından taşınıyordu.
Sayılar Kitabı, 9.1’de, Ahit Sandığı Çadırının gündüz bulutla, gece ise ateşle örtülü olduğu ve bu görüntünün aslında Tanrı’nın aralarında bulunduğu göstergesi olduğu şeklinde anlatılır.
Yola çıktıklarında Hz. Musa şöyle der: “Ayağa kalk. Ya Rab! Düşmanların dağılsın; düşmanların önünden kaçsın”. Durduklarında ise şöyle der: Dön, Ya Rab, sayısı belirsiz binlerce İsrail’e !” Sayılar 10:35-36)
Dolayısyla, Ahit Sandığı’nın, İsrail düşmanlarını yenme gücü verdiğine dair eski bir gelenek olduğu ifade ediliyor. Bu gelenek, gişe rekorları kıran Indiana Jones ve Kayıp Kutsal Sandık Peşinde filminin temelini oluşturuyor.
Yahudi Kutsal Yazılarının sonraki bir kaç kitabı, İsrailoğullarının Kenan Diyarına yerleşmelerini ve birleşik bir kralık kurmalarını ifade eden anlatıları içerir. Hz. Musa ve kardeşi Harun çölde ölmelerinden sonra, İbrani kabilelerini Kenan Diyarına götürme görevi Yeşu’ya (Hz Musa’nın yardımcısı) kalmıştır. Doğudan gelen Yeşu/Yuşa, rahipleri Ürdün Nehrinden geçirerek Sandığı taşımıştır. Sular, adeta Kızıldeniz geçişini taklit edercesine ikiye ayrılmıştır. Eriha şehrine saldırı düzenleyen Yeşu, şehir “surları yıkılıncaya” kadar Ahit Sandığını şehrin surları etrafında verilen mücadelede yanında tsşımıştır (İbraniler 11:30). İbraniler Kenan Diyarına yerleştiklerinden sonra, Yeşu, Gerizim Dağında, Ahit Sandığı’nın iki yanında duran halka Musa Yasasını okumuştur.
Filistilerin Sandığı Ele Geçirmesi
Hâkimler Kitabında, Kenan topraklarının On İki Kabilenin oluşturduğu konfederasyonla yönetildiği dönem anlatılır. İbrani kabileleri arası hâkimiyet olası rekabeti ve kıskançlık durumlarını önlemek amacıyla “Buluşma Çadırı” belirli süreler boyunca dönüşümlü olarak her bir kabile toprağında kurulurdu. Bronz Çağı sonunda Filistililerin (diğer eski metinlerde Deniz Halkları olarak geçer) istilası, İsrailoğullarının birkaç yenilgisiyle sonuçlanır. Kutsal Kitap, 1 Samuel 4 Bölümünde, Şilo Rahiplerinin aldıkları (Ahit Sandığı’nın geçici olarak bulunduğu yer) Sandığı düşmana karşı bir güvence olarak savaşa götürme kararı anlatılır. Anlatıya göre, Ahit Sandığı, büyük bir hayal kırıklığıyla, Filistiler eline geçer ve Aşdod şehrinde bulunan Dagon (Baştanrıları) tapınağına götürülür.
Sonra Filistililer arasında bir dizi sorun baş göteriri: Her sabah tanrı Dagon heykeli, sandığın önünde yerde belirir. Filistililer tümör ve çıban (büyük olasılıkla hıyarcıklı veba) hastalıklarına maruz kalırlar ve fare istilası da tahıllarını yok eder. Sandığı bir arabaya koyup İsrailoğullarına geri gönderirler. İddiaya göre Ahit Sandığı, bundan sonraki 20 yıl boyunca Keriath-Jearim (Abu Gosh) kasabasında kalır.
Süleyman Tapınağı ve Babil İstilası
Anlatıya göre; Kral Davut (MÖ yaklaşık 1000), “birleşik monarşi” olarak bilinen yönetimle diğer kabilelerin de kralı olarak ortaya çıkar. Kral Davut, Kudüs’u (Yebusit kabilerinin şehri) fethedip başkent olarak yeniden inşa eder. Kral Davut, Tanrı için kalıcı bir ev (taştan bir tapınak) inşa etmeyi planlar ve Ahit Sandığı’nın şehre getirilmesi emrini verir. Araba yolda devrilmek üzereyken, sürücülerden biri düşmesini engellemek amacıyla elini uzatarak destek verdiği sırada ölür. Kral Davut, bundan sonra, Ahit Sandığı’nı Leviler eliyle şehre taşır. Anlatıya göre Kral Davut, günahkâr olduğu için tapınak inşasını tamamlayamaz, ancak oğlu Kral Süleyman inşa işini tamamlar. Ahit Sandığı, Süleyman Tapınağı’nın tam ortasına, “Kutsalın Kutsalı” diye bilenen yere yerleştirilir. Yom Kippur Bayramında sadece Başrahip buraya girebilir.
Yom Kippur, Kefaret Günü (Levililer 16) olarak yıllık bir ritüel haline gelir. Başrahip, sembolik olarak halkın işlediği günah karşılığı iki keçi kurban eder. Biri çöle gönderilir (“Günah Keçisi” kavramının kökeni) diğeri ise sunakta kurban olarak sunulur. Kurbanın kanı Ahit Sandığı merhamet tahtı üzerine serpilir.
Kral Süleyman’ın ölümünden sonra, Kutsal Kitap; 1 Krallar 14:25 bölümünde Mısır Firavunu Şişak’ın bölgeyi fethettiği ve Kudüs şehrini yağmaladığı anlatılır. Anlatıda Firavun Şişak, Mısır 22. Hanedanlığında (MÖ 10.yüzyıl) 1. Şoşenk olarak tanımlanır. “Firavun Şişak, Yahve Tapınağı, Kral Sarayı hazinelerini ve Kral Süleyman’ın yaptırdığı altın kalkanları alır”. Akademisyenler, alınan ganimetler arasında Ahit Sandığı’nın olup olmadığı konusunda tartışmaya devam ederler.
Ahit Sandığı daha sonra, Kutsal Kitap; 2 Kronikler 35:1-6 Bölümünde tekrar ortaya çıkar. Dinsel bir reforumcu olan Kral Yoşiya (MÖ 640-609) Levililere “Kutsal Ahit Sandığı’nı, Kral Davut’un oğlu Kral Süleyman’ın inşasını tamamladığı tapınağa koyma” emrini verir. Bazı teorisyenlere göre bu durum, Sandığın Firavun Şişak istilası sırasında saklandığı ve Kral Yoşiya hükümdarlığı dönemine kadar saklı kaldığı anlamına gelir.
Babilliler, MÖ 587 yılında, Kudüs şehri ve Süleyman Tapınağını yıkmışlardı. Daha sonraki apokrif metinlerden olan Esdras 1 Kitabında, Babililerin “Tanrı Sandığı parçalarını” ve Kral hazinelerini, esir aldığı insanlarla birlikte Babil’e götürüldükleri yazılır, ancak Ahit Sandığından bahsedilmez. Yahudilerin Babil ve Pers ülkesindeki yaşam öykülerini anlatan Yahudi Kutsal Yazılarında Ahit Sandığı konusu hiç yer almaz. İsrail Tarihi kronolojisinde bu andan itibaren, son iki yüzyıl boyunca bilim insanları, arkeologlar ve amatörler Ahit Sandığını aramaya başlarlar. Bu bağlamda, Kutsal Kâse hikâyesi anlatımıyla yarışan Ahit Sandığı anlatısı, Antik Çağların en çok aranan kutsal emanetlerinden biri olmaya devam eder. Ahit Sandığı ile ilgili teorilerde, Yahudi Helenistik Edebiyatından derlenmiş unsurlar yer alır.
Makabiler Kitabında (İki Kitap), Yahudilerin Antiyokos Epifanes önderliğinde, dönemin Yunan Yönetimine karşı, MÖ 167 yılında, başarılı isyanları anlatılır. Bu isyanı anlatan ikinci Kitapta, Babil istilası sırasında Peygamber Yeremya’nın Tapınağın Kutsal Ateşini ve Ahit Sandığı sakladığı iddia edilir:
Kayıtlar, İlahi bir mesajla yönlendirilen Peygamber Yeremya’nın, Buluşma Çadırı ve Sandığın kendisiyle birlikte gitme emrini verdiğini gösterir nitelikte. Yeremya, sonra Hz.Musa’nın, Tanrı’nın vaadi mekân olup Tanrı’yı gördüğü Dağa (Nebo Dağı) gider. Yeremya, Nebo Dağına vardığı zaman bir mağara bulur, çadırı ve buhur sunağını içeriye taşır ve de girişini kapatır. Ona eşlik edenlerden bazıları yolu işaretlemek için geri gelirler ama bulamazlar. Yeremba bunu öğrenince onları azarlamaya başlar. “Tanrı, nihayet halkını bir arayan toplayıp onlara merhamet gösterinceye kadar mağara yeri bilinmez olarak kalacaktır” diye ifade eder. “Rab, bunları tekrar ortaya çıkaracak ve Rabbin görkemi, Hz. Musa zamanında ve Kral Süleyman’ın Kutsal Yerin layıkıyla kutsanması için dua ettiği zaman görüldüğü gibi, bulutla birlikte görülecektir”. (2 Makabiler 4-10)
Ürdün Hükümeti kazı faaliyetlerini denetlemeye çalışsa da, Nebo Dağı yasadışı kazılar için popüler bir yer olmaya devam eder.
Josephus ve Ahit Sandığı
Flavius Josephus (MÖ 36-100), Romalı General Pompey’in (106-48), MÖ 63 yılında, Kudüs Kuşatma harekâtını anlatan Yahudi bir tarihçiydi.
O dönemde, Yahudilerin yaşadıkları felaketler arasında, İbrani ulusunu en çok etkileyen olay, daha önce hiç kimsenin girmediği Kutsal Yerlerin yabıncılara açılması olmuştur; çünkü General Pompey ve beraberindekiler, Başrahip dışında kimsenin girmesine izin verilmeyen tapınağa girmiş ve orada bulunan eşyaları alıp götürmüşlerdir. Tamamen altından yapılmış Şamdan ve lambaları, masa, dökme kaplar ve buhurdanlıklar, ayrıca iki bin talent değerinde kutsal parayla birlikte büyük miktarda baharat. (Yahudi Savaşları, 1.7.6)
Alınan eşya listesinde dikkat çeken eksiklik, Ahit Sandığının olmayışı konusudur. Tarihçi Josephus, MS 66 yılında, Büyük Yahudi İsyanı olaylarını takip eden savaşta, MS 70 yılında, Roma İmparatorluğunca Kudüs şehrinin ve Tapınak Kompleksinin yıkılmasına da tanıklık etmiştir. Roma İmparatoru Titus’un (dönemi MS 79-81) kazandığı Roma zaferini belirsiz bir şekilde anlatan tarihçi Josphus, alınan ganimetleri şöyle açıklar:
Kudüs Tapınağında ele geçirilen eşyalar için en büyük bir figür yaptılar; yani birçok talent ağırlığında altın masa; altından yapılmış şamdan, hepsini ganimet olarak ve en sonunda Yahudilerin Yasasını almışlar (Savaşlar, Kitap 7:147-151).
İmparator Titus’un zafer takı bugün Roma Forumunda durmakta. Şamdan (Menora) dikkat çekicidir, ancak Ahit Sandığına benzeyen hiçbir şey yoktur. Bununla birlikte, “Yahudilerin Yasası” ifadesi, Ahit Sandığı’nın aslında Roma’da saklı kaldığına dair sonraki (ve devam eden) teorilere katkıda bulunmuştur.
Ahit Sandığı Nerede?
Kumran arkeolojik Sit’inde keşfedilen Esseniler’e ait parşömenler arasında, Bakır Parşömen olarak bilinen eşsiz bir eser bulunmuştur. Bu parşömende harfler, bakır levhalara dövülerek yazılmıştır. Parşömende, altın ve gümüşün saklandığı 64 yer listesi yer alır. Diğer parşömenlerde olduğu gibi, yerler ve içeriklere dair açıklamalar bazen şifreli bir dilde yazıldığı için belirli yerlerin çözümlenmesi zordur. Bazı teoriler, Ahit Sandığı’nın Yahudi İsyanı sırasında, Roma Kuşatması esnasında saklandığı ve Bakır Parşömenin de bir ipucu olduğunu iddia ederler.
Kutsal Yeni Ahit Kitabında, Ahit Sandığından sadece iki defa bahsedilir. İbranilere Mektupta (çeşitli kaynaklara göre MS 80’ler veya 90lar) Ahit Sandığında, göksel bir tapınağın tasviriyle birlikte Mesihin gerçek Başrahip olduğuna dair açıklama yer alır. Vahiy Kitabında geçen Patmoslu Yuhanna vizyonlarında, gökte Tapınağı ve “Ahit Sandığı’nın da Tapınağın içinde olduğunu” görür (11:19).
Baruch/Baruh Kitabı, MS 1.yüzyıl sonlarında, Tapınağın yıkılmasından sonra kaleme alınmış apokaliptik bir metindir. Anlatıyan göre, Meleklerin Tapınak kuşatmaya alınmadan önce yeryüzüne inerek “yeniden kurulma” zamanına kadar Tapınak eşyalarını kurtarma anlatısıdır. Yeryüzünün de “sözkonusu eşyaları yutması” emredilmiştir (6:7).
Nebo Dağında ve Roma’da yapılan aramaların yanı sıra, başka yerlerde de Ahit Sandığı aranmıştır. Haçlı Seferleri sırasında Kutsal Topraklarda hacıların koruması olarak görev yapmak üzere örgütlenen, Kilise’ye bağlı Avrupalı şövalyeler olan Tapınak Şövalyeleri, Kudüs’teki Tapınak Dağında kamp kurdukları sırada hem Kutsal Kâse’yi ve hem de Ahit Sandığını da içeren hazineleri keşfettiklerine dair hikâyeler anlatılır. Tapınak Şövalyeleri 1307 yılında yasaklanıp üyeleri idam edildikten sonra, hayatta kalmaları ve aldıkları hazinelere dair söylentiler yüzyıllar boyunca çoğalıp anlatılmaya devam etmiştir. Popüler bir teoriye göre, aldıkları hazine ilk önce Fransa Güneyinde, Rennes-le-Chateau’da saklanmış, oradan da İskoçya’ya ve daha sonra, Tapınak Şövalyelerinin Mason Tarikatı haline geldiği teorisiyle birlikte, Amerika Birleşik Devletlerine götürülmüştür.
Etiyopya Ortodoks Tewahedo Kilisesi, Ahit Sandığı’nın Aksum şehrindeki Meryem Ana Kilisesinde bulunduğunu söyleyerek en ünlü iddialardan birini ortaya atmıştır. Ahit Sandığı’nın Kudüs’ten Etiyopya’ya yolculuğu öyküsü, Kutsal Metinler olan Kebra Nagast’ta yer alır. Kral Menelik I (MÖ 10.yüzyıl), Etiyopya İmparatorluğu kurucusudur. İddiaya göre, Kral Süleyman ve Seba Kraliçesi oğlu olan Kral Menelik, Kudüs’u ziyaret etmiştir. Yahudi olarak yetiştirilen Menelik, Başkent Kudüsü ziyareti sırasında (yaklaşan yıkımla ilgili) bir vizyon görmesinden sonra gerçek Ahit Sandığını alıp yerine bir kopyasını bırakmıştır.
Etiyopya’da büyük bir Yahudi topluluğu vardı ve bu topluluk devamı olan insanlar, 1991 yılında, Süleyman Operasyonu adı verilen bir operasyonla, hava yoluyla İsrail’e nekledilmişlerdir. Ancak, Orta Çağda Etiyopya ülkesi Ortodoks Kilisesine geçmişti. Fakat Etiyopya Kilisesi gelenekleri benimser; her bir Kilise’de Ahit Sandığına benzer bir tabot (kutu) bulunur. Her yıl rahipler, başlarında tabotlarla geçit töreni yaptıkları bir festival düzenlerler. Bir rahip, hayatının geriye kalanını Aksum’daki Kilisede koruyucu olarak geçirmek üzere seçilir. Ahit Sandığını görme girişimlerinin tümü şiddetle engellenir.
Tapınak Dağı ve Günümüzdeki Sinagoglar
Tapınak kompleksinin asıl yeri, kaya zemin üzerine kurulu olup kaya’ya oyulmuş birçok tünel bulunur. Ancak, Tapınak Dağı (Kubbetü’l – Sahra Mabedi ile birlikte), 1948 yılında, İngiliz mandası dönemi son günlerinde Müftü’nün (Müslüman Otorite) sorumluluğuna verilmişti. Müslüman yetkililer, Kudüs’teki Tapınak Dağı ve çevresinde herhangi bir arkeolojik kazıyı yasaklamışlardı. 1981 yılında Batı Duvarından Müslüman Mahallesi altına doğru bir tünel kazılırken, komplekse açılan bir kapı keşfedilmişti. Bu durum basına sızdırılınca, kazılar durdurulmuştu. Tapınak Dağı, hem Yahudiler ve hem de Müslümanlar için en hassas bölgelerden biri olmaya devam eder.
Sinagoglarda, sembolik bir Ahit Sandığı için özel bir Niş veya bir yer bulunur. Burası Hz. Musa ve Peygamberlerin öğretilerini içeren Torah/Tevrat tomarlarının saklandığı yerdir. İsrail dışındaki bölgelerde, saklanan Ahit Sandığı yönü bulunduğu yerden Kudüs’e dönük olarak yerleştirilir. İsrail’de ise Yom HaAliyah Bayramı (Aliyah Günü veya “Kudüs’e Çıkma” günü), Hz Musa varisi Yuşa/Yeşu’nun Ahit Sandığını taşıyarak Ürdün Nehrini geçmesini kutlayan ulusal bir bayram olarak kutlanır.

