Topçu saldırısı ve düşman saflarından gelen keskin nişancı ateşi ve de korkunç yaşam koşullarının sürekli bombardımanına maruz kalan Birinci Dünya Savaşı koşulları çamurlu siperlerinden savaşan askerler, durumlarının daha da kötüleşebileceğini hiç düşünemiyorlardı. 1915 yılı, Nisan ayından itibaren yeni bir kâbus daha başlamıştı: Gaz Savaşı. Savaş sırasında ilk olarak Alman Ordusunca ölümcül zehirli gaz kullanılmıştı, ancak kısa bir süre sonra bütün taraflar da kullanmaya başlamışlardı. Gaz saldırısına maruz kalan askerler üzerinde genellikle korkunç ve kalıcı sonuçlar olsa da, diğer yandan da, rüzgârın esmesi ve gaz maskesi gibi karşı önlemler sıklıkla etkisini ortadan kaldırdığı için bu silah türü stratejik olarak her zaman belirleyici olmamıştır.
Gazın ilk Kullanıldığı Yer: Ypres
Öldürücü olmayan göz yaşartıcı gaz (lacrymatory) Birinci Dünya Savaşı ilk başlarında denenmişti. Ancak ölümcül düzeyde zehirli gaz kullanılarak yapılan ilk büyük saldırı, Alman Ordusunca 22 Nisan 1915 tarihinde, öğleden sonra bir zamada İkinci Ypres Muharebesi sırasında Fransız, Cezayir, İngiliz ve Kanadalı birliklere karşı gerçekleştirilmişti. Bu gaz saldırısı 500 özel kapsülden 168 ton zehirli klor gazı salınmasına neden olmuştur. Bu gaz saldırısı daha çok ilkel düzeydeydi, çünkü Alman Ordusu, rüzgârın gazı sadece beklediği doğru yöne; yani düşman siperlerine doğru yayacağını umuyordu. Bu gaz saldırısı sadece on dakikada Müttefik güçlerden 5.000 ila 6.000 dolayında askerin ölümüne ve 10.000 askerin de yaralanmasına neden olmuştu. Bu durum ya doğrudan gazın etkisiyle veya çaresiz kalan askerlerin siperden kaçmaya çalışmaları sırasında vurulmaları sonucunda meydana gelmişti. Alman komutanlar, aynı zamanda, gazın yıkıcı etkisi karşısında hazırlıksız yakalanmışlardı ve bu nedenle yeni silahın açtığı 8 Km’lik boşluk alandan tam olarak yararlanmaya daha hazırlıklı değillerdi. Üstelik saldırganlar, doğal olarak, gaz bulunan bir bölgeye ilerlemek konusunda istekli değillerdi ve zaten büyük bir atılım yapmak üzere yeterli düzeyde rezervleri de yoktu. Oysa bu saldırı, çatışmanın son aşamasına kadar Batı Cephesindeki son fırsat olarak değerlendirilmişti.
Müttefik güçlerin ilk gaz saldırısına tepkileri dehşet ve öfkeli olmuştu. Lahey Sözleşmesiyle, “mermilerde” gaz kullanımına yasaklama getirilmişti; Alman makamları, bu ifadeyi dikkate alarak, gaz tüplerinden gaz salınımının savaş kurallarının ihlali olmadığını iddia etmişlerdi. Başka yerlerde, her hâlükârda gaz kullanımı kurallara aykırı ve korkakça görülse de, Belçika topraklarında Ypres kasabasından kullanılmasından sonra savaşın seyrinde bütün taraflar bu silahı kullanmayı tercih etme yoluna gitmişlerdi. İngiliz Ordusu, saldırılarda gaz kullanmak üzere, Kraliyet Mühendisleri sınıfı gibi özel birlikler oluşturmuştu.
Gaz Silahların Türleri
Farklı gaz türleri kullanılmıştır: Klor Gazı “akciğerlerdeki dokuların yanmasına ve askerlerin sarsılarak yere düşmelerine, boğulmalarına ve en sonunda ölmelerine neden oluyordu” (Yorke, 39). Kurbanlarının akciğerleri sıvıyla dolduğu için fiilen boğuluyorlardı. İkinci bir gaz türü Fosgen Gazı (Yeşil Haç Gazı olarak da bilinir ve ilk olarak 1915 yılında kullanılmıştır), renksiz olduğu ve bu nedenle görülemediği için daha ölümcül ve daha da çok korkulan bir gaz idi. Fosgen Gazının diğer bir özelliği de, etkisinin genellikle saldırıdan 24 saat sonrasına kadar hissedilecek olmasıydı. Fosgen gazı, savaş sırasında, gaz kaynaklı en fazla ölüm vakalarına (yedi ölümden altısı) neden olmuştur. Üçüncü tür bir gaz ise, hardal gazı idi (dikloretilsüfit, ilk olarak 1917 yılı, Temmuz ayında kullanılmıştır); daha az ölümcül etkisi olmasına rağmen, burun ve ağız çevresinde hava, nefes alma yolları zarında tahribat olmasına enden olup kişinin görüş yeteneğini kısıtlayarak ve ciltte yaygın ve ağrılı kabarcıklara yol açarak ciddi yaralanmalara neden olabiliyordu. Hardal gazı, aynı zamanda, etkisi uzun süre devam eden bir silah olup ilk saldırı anından haftalar sonra bile atılan bölge zemini üzerinde sıvı birikintileri oluşturarak tehlike yaratıyordu.
İngiliz askerlerinden Walter Clarke, top mermilerinin ölümcül gazları tutacak şekilde uyarlandığını açıklamış, bulunduğu siperden maruz kaldığı saldırı etkisini şöyle anlatmıştır:
Bilmiyordunuz, bunların sadece kabuk olduğunu sanıyordunuz. Ama sonra kabuklar patladıklarında hepsi de yere saçılıyordu, sıvı halde. Ve sabahları sis, her sabah orada bir sis bulutu olurdu, gaz havaya karışırdı ve hepsini solurdunuz. Birkaç kişi kusmaya başlayana ve birkaç kişi kör olup gözlerinden yaralar oluşana kadar kimse ne olduğunu bilmiyordu.
(Imperial War Museums)
Diğer bir İngiliz askeri, Jack Dorgan ise klor gazı saldırısının cephedeki birlikler üzerindeki etkisini şöyle anlatır:
Gözlerimiz yaşarıyordu ve acı çekiyorduk. Neyse ki yine de görebilenlerden biriydim. Hiçbir korumamız, gaz maskemiz veya benzeri bir şeyimiz yoktu. Sahip olduğumuz tek şey, tuniğimizin köşesinden taşıdığımız ilk yardım çantasından aldığımız bir rulo bandaj idi. Yani gözlerimiz için çok az korumamız vardı. Sonra geri gönderilmemiz gerekiyordu. Benim gibi biraz görebilen herkes önde saflarda yer alıyordu. Yarım düzine kadar, 10 veya 12 kişi, her biri önündeki kişinin omuzuna ellerini koymuş, sıralar halinde, gözlerinde sargı rulolarıyla Ypres kasabasına doğru geri dönen İngiliz askerlerinin sıralarını, sıralarını ve sıralarını görebiliyordunuz.
(ibid)
İngiliz askerlerinden Er Hanrry Saunders düşmana karşı gaz kullanmanın hislerini şöyle anlatır:
Her iki tarafın silahlarının sustuğunu ve savaşın devam ettiğini gösterecek hiçbir şeyin olmadığı gecelerden biriydi. Saldırı işaret fişeğiyle başladı. Ardından da tıslayan bir dizi top sesleri, kimsenin bulunmadığı topraklara yoğun, gri bir sis bulutu gönderildi. Orada esen bir esinti tam da bu amaç için uygun olmuş gibiydi ve sinsi bir ölüm kol geziyordu, işkence bulutu, asla unutamayacağım bir kâbus sahnesine dönüşmüştü. Almanların neler olduğunu anlayabilmeleri için asırlar geçmiş gibiydi. Ancak, sonunda ilk gaz alarmı çalındı ve sanırım çoğumuz, gafil avlanmayacağını düşünerek memnun kalmıştı. Sonrasında saatlerce orada kalarak olup bitenleri düşündüm (Williams,33).
Psikolojik Bir Silah
Atılan gazın etkisi yeterince gerçekleşmişti ve bazı etkileri uzun vadeli bile olmuştu; askerler, çatışma bittikten sonra bile etkisi altında kalmışlardı. O zamanlar, psikolojik silah olarak muhtemelen en etkilisi gaz idi. Çoğu asker, elbette, kurşun veya başka bir mermiyle ani bir ölümden daha ziyade, görünmez bir gazın kalıcı etkisiyle ölmekten daha çok korkuyordu.
Gazın psikolojik etkisi sadece düşman cephe hatlarında hissedilmiyordu, aynı zamanda, iç cephelerde de görülüyordu. Birinci Dünya Savaşında Zeplin bombardıman saldırıları başladığında, İngiltere ve Fransa’da sivil kişiler üzerine sadece bomba yağacak olmasından değil, saldırılar sırasında zehirli gaz kullanılacak olmasından da korkuyorlardı. Hem evlerde ve hem de siperlerde, her zaman bir gaz maskesi taşımak, her şeyden önce gazlı ortamdan uzak durmak ve diğer kişileri uyarmak için alarm çalmak üzere hızlı davranmanın gerekliliği konusunda insanları uyaran bildiriler dağıtılıyordu. Aşağıya çıkarılan bir posterde açıkça belirtildiği üzere “Gaz saldırılarında maruz kalan iki tür insan vardı: Yaşayanlar ve ölüler” (IWM). Gaz savaşı, Müttefik ülkelerin Almanya’nın bu korkunç silahı ilk kullanan taraf olduğu gerçeğini sömürmesinden sonra düşman karşıtı bir propaganda konusu haline gelmişti.
Kusurlar ve Çözümler
Gaz kullanımından görülen en ciddi kusurlardan biri; değişken rüzgârların ölümcül dumanlar yönünü, kendi saflardan uzak, düşman safları yakınlarında olacağı şeklinde düşünülmesine yol açması olmuştu. 1915 yılı, Eylül ayında Laos Muharebesinde (Güney Doğu Aya’da) 5.000 bidon klor gazı kullanma girişiminde bulunan İngiliz Ordusunun başına gelen tam olarak da bu durum olmuştur. Topçuların düşman hatlarına atılacak gaz dolu mermilerin geliştirmesi, gaz silahı kullanımını çok daha isabetli hale getirmişti. Havan ve projektör mermileri de gaz tutacak şekilde geliştirilmişti. Silah stokları başka bir risk daha oluşturuyordu; gaz bidonları veya mermileri sıradan bir düşman mermisiyle vurulması halinde, içindeki gaz hemen yakınlarına salınıyordu.
Gaz saldırısına karşı ilk savunma önlemi, siper sistemlerine gonglar ve çanlar yerleştirmek şeklinde olmuştu, böylece en azından askerler gaz olduğunu tespit eder etmez cephedeki arkadaşlarını uyarabiliyorlardı. Askerler kısa bir süre zarfında salınan gazın siperlerin dibinde birikme eğiliminde olduğunu fark etmişlerdi ve bu nedenle ateş etme siper yerinden çıkmak, gazın olası etkilerinin çoğundan kaçınmaya yardımcı olabiliyordu (bu durum diğer yandan da askerlerin düşman ateşine maruz kalmasıyla sonuçlanıyordu). Yüze tutulan nemli bir bez bazen işe yarıyordu. Kanadalı bazı askerler, bir bez parçasına işeyip ağza tutmanın, gazın etkisini ortadan kaldırdığını keşfetmişlerdi. Karbonatlı suya batırılmış bez daha etkili bir alternatif haline gelmişti. Bulunan bazı çözüm yolları, gazın kendisinden bile daha ölümcül sonuçları yaratığı anlaşılmıştı: Islak pamuk pedleri; (hatta halktan bunun için para toplamak üzere bir kampanya bile başlatılmıştı) birçok askerin aslında pamuk pedlerin kullanması sonucunda boğulduğu anlaşıldığı zaman durum çok daha kötü hal almıştı.
Gaz saldırısına karşı en etkili savunma; başlık ve gaz maskesi kullanmak şeklinde bulunmuştu. Kanadalı bir Doktor Cluny Macpherson, esasen gaz mercekleri şeklinde bir bez torba olan ilk duman başlığı tasarlamıştı. Bu başlığı kullanan kişi tek bir tüpten nefes alıyor ve bu yöntemle, zehirli gaz bir miktar nötralize edilerek kimyasallarla tedavi edilebiliyordu. 1916 yılı, Ağustos ayından itibaren filtre sistemli bir gaz maskesi standart hale gelmişti; Küçük Kutulu Solunum Maskesi. Cephede kullanılan hayvanlar da unutulmamıştı, hem atlar ve hem de köpekler için de özel olarak gaz maskeleri yapılmıştı. Saldırganlar da bu yeni savunma yöntemine karşılık yeni bir yöntem geliştirmişlerdi. Bazen, askerlerin maskelerini çıkarmalarını (gaz saldırısına karşı daha az etkiliydi) ve böylece onları Fosgen Gazı saldırısı için bir sonraki gaz mermisi dalgasına karşı savunmasız hale getirmelerini sağlamak amacıyla düşman tarafa göz yaşartıcı gaz da atılırdı.
Bütün bu önlemler, gaz saldırılarının etkisini azaltarak savaş boyunca her 100 kişi ölüm olayında sadece 3 kişi ölümünün bu tarz gaz saldırısından kaynaklandığı anlamına gelir. Buna rağmen, zehirli gaz saldırısı Birinci Dünya Savaşında yine de bir milyon can kaybına neden olmuştur. Savaştan sonra, bazı devletler ve uluslararası kuruluşlar savaş sırasında kimyasal silah kullanımına yasaklama getirmişlerdi. Uluslararası Hukuk, 1925 yılına kadar zehirli gaz kullanımı konusunda hiçbir yasaklama getirmemiştir. Ne yazık ki, o zamandan beri bile, dünyanın dört bir yanında yapılan çalışmalarla zehirli gaz kullanımı olaylarının ara da bir tekrar ortaya çıkmasına engel olunamamıştır.
