Ateş Tapınağı

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Şüheda Bulut tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Natanz Fire Temple (by mauro gambini, CC BY-NC-ND)
Natanz Ateş Tapınağı mauro gambini (CC BY-NC-ND)

Ateş Tapınakları, Zerdüşt dininde ibadet yerleridir. Persler tarafından ataskada (“ateş evi”) olarak adlandırılmışlar, ancak günümüzde en çok Yunanca isimleri olan pyratheia (ateş tapınağı) ile tanınırlar. Bu tapınakların, bir evin reisinin hayatı boyunca ocağın ateşini sürekli yakılı tutma geleneğinden ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Bu gelenek daha sonra, bir ibadet yerinde ilahi olanı onurlandırmak ve simgelemek için sürekli yanmakta olan ateşe dönüşmüştür. Erken İran dini, ateş tanrısı Atar’a tapmıştır; Atar, ateşin kendisi olmakla birlikte, yeryüzündeki ateşin ötesinde, tanrıların kralı Ahura Mazda tarafından yaratılmış ilahi bir varlık olarak kabul edilmiştir.

Zerdüşt’ün (MÖ yaklaşık 1500-1000) tek tanrılı dinini kurmasından sonra, Ahura Mazda Yüce Varlık oldu ve Atar – eski dinin diğer birçok tanrısıyla birlikte – tek gerçek tanrının tezahürleri (avatarları) olarak kabul edildi. Bu dönemde ateş tapınakları, bölgedeki ilk ortaya çıkışlarının Ahameniş İmparatorluğu (MÖ yaklaşık 550-330) zamanına denk geldiği düşünülen açık hava sunaklarından kapalı mekanlara dönüşmüş olabilir. Yunanlar Zerdüştçüleri “ateş tapıcılar” olarak anmış olsalar da, bu tapınaklarda ateşi kendisi için değil, ateş aracılığıyla kendini gösteren İlahi Varlık için ibadet ederlerdi. Ateşin canlılığı, sıcaklığı, koruyucu ve dönüştürücü doğası, İlahi gücün bu aynı yönlerini simgeliyordu.

Kötülüğe ve karanlığa karşı, ateşle sİmgelenen ışık güçlerİ duruyordu ve bu ateş tapınaklarda süreklİ yanıyor tutuluyordu.

Ateş tapınakları, Part İmparatorluğu (MÖ 247 - MS 224) dönemine gelindiğinde sağlam bir şekilde kurulmuştu ve Sasani İmparatorluğu (224-651) zamanında en üst düzeyde gelişmişti. 651 yılında Sasani İmparatorluğu'nun Müslüman Arap istilasıyla yıkılmasından sonra, ateş tapınakları ya tahrip edildi ya da camilere dönüştürüldü.

Zerdüştçülerin, bu tapınaklardan bazı ateşleri gizlice yanar halde tuttukları söylenir ve bu ateşler, özellikle Zerdüşt geleneklerini koruyan ve Hindistan’da ateş tapınakları kuran Parsiler tarafından sonraki tapınakların ateşlerini yakmak için kullanılmıştır. Günümüzde ise, bu ateşler İran, Hindistan ve dünyanın farklı yerlerindeki Zerdüşt toplulukları tarafından korunan tapınaklarda yanmaya devam etmektedir.

Erken Din, Zerdüştlük, Zervanizm

Erken İran dini çok tanrılıydı ve Ahura Mazda, birçok tanrının oluşturduğu bir panteonun kralı olarak hüküm sürüyordu. Bu tanrılar arasında en önemli olanlar Mithra (sözleşmeler, doğan güneş, evrensel düzen ve krallık tanrısı), Anahita (bereket, sağlık, su, bilgelik ve savaş tanrıçası), Hvar Ksata (tam güneş tanrısı), Verethragna (savaşçı tanrı/iyi olanın koruyucusu), Tishtrya (tarım ve yağmur tanrısı), Haoma (hasat, sağlık ve canlılık tanrısı) ve Atar’dı. Bu tanrılar, karanlık, kaos ve kötülüğün efendisi Angra Mainyu (Ahriman olarak da bilinir) ve onun şeytan ordusuna karşı duruyordu. İnsan hayatı, hangi tarafı desteklemeyi seçtiğine göre tanımlanıyordu ve bu seçim ölümden sonraki varış noktasını da belirliyordu.

Bu inanç, Zerdüşt’ün tek tanrılı dinini kurduktan sonra da korundu; tanrılar artık tek tanrı Ahura Mazda’dan çıkan tezahürler (emanasyonlar) olarak kabul edildi. İnsanlar hâlâ Mithra, Atar veya diğerlerine dua edebilirdi, ancak bunların kendileri tanrı değil, tek ilahi varlığın temsilcileri olduğu ve insanların karanlık güçlere karşı mücadelelerinde yardımcı oldukları anlayışıyla. Hayatın tamamı bu mücadelenin bağlamında görülüyordu, dediği gibi akademisyen John R. Hinnells:

Zerdüştçülere göre, iyi ile kötüyü birleştirmekten, yani iyi dünyanın Kötü Ruh tarafından yaratıldığına inanmaktan daha büyük bir günah olamaz. [Ayrıca,] Tanrı’yı kötülükle ilişkilendirmekten daha büyük bir günah yoktur. İyi ve kötü zıt gerçekliklerdir; tıpkı karanlık ile ışık, hayat ile ölüm gibi. Bunlar sadece aynı gerçekliğin farklı yönleri değil, karşıt varlıklardır. Kötülük sadece iyiliğin yokluğu değildir; gerçek bir madde ve güçtür. İyi ve kötü bir arada var olamaz; birbirlerini yok ederler ve nihayetinde, birbirine düşman ve uzlaştırılamaz iki ilk nedenden kaynaklanmak zorundadırlar. (44)

Yine de, Zerdüştlük tek, her şeyi iyi yapan ve her şeye gücü yeten bir Tanrı olduğunu savunur ve bu da kötülüğün kaynağı sorununu ortaya çıkarır: Eğer Ahura Mazda’da kötülük yoksa ve Ahura Mazda dünyayı yarattıysa, kötülük nereden gelmiştir? Bu sorun, Zervanizm inanç sistemiyle çözüldü (muhtemelen geç Ahameniş İmparatorluğu dönemine ait ve genellikle sapkın bir Zerdüşt mezhebi olarak anılır). Zervanizm’e göre Zervan (Sonsuz Zaman) en yüce yaratıcıdır ve Ahura Mazda ile Angra Mainyu, Zaman’ın yaratılmış ikiz oğullarıdır. Böylece Ahura Mazda kötülüğü yaratmamıştır; kötülük, Angra Mainyu’nun kendi özgür iradesiyle dünyaya getirdiği bir varlıktır.

Fire Temple
Ateş Tapınağı Diego Delso (CC BY-SA)

Ancak bu, insanın kaderini belirlemede özgür iradenin ve insan seçiminin önemine dayanan Zerdüştçülüğün temel ilkesiyle çelişiyordu; çünkü artık Zaman en yüce tanrı olmuştu ve bu da hayata ve kişisel seçime karşı kaderci bir yaklaşımın gelişmesine yol açtı. Geleneksel Zerdüştçüler bu kavramı reddetti ve sonunda Angra Mainyu’nun, diğer tanrılar gibi Ahura Mazda’nın bir tezahürü olduğu, ancak evrensel iyiliğe hizmet etmek yerine kendi çıkarlarını gözetmeyi seçtiği; böylece dünyaya kötülük ve karanlık getirdiği anlayışını geliştirdiler. Bu karanlığa karşı, ateşle simgelenen ışık güçleri duruyordu ve bu ateş tapınaklarda sürekli yanar halde tutuluyordu.

Köken ve Gelişim

Ateş, eski Pers dininde her zaman önemli bir unsurdu. Sadece evde ısı ve ışık kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda hukuki konularda suçlu veya masumiyetin belirlenmesinde Ateş Sınavı (Ordeal by Fire) yöntemiyle rol oynardı. Ateş, Atar’ın fiziksel tezahürü olarak kabul edilirdi; bu nedenle suçlanan kişinin ateşin içinden geçmesi ya da göğsüne sıcak metal dökülmesine dayanması istenebilirdi. Eğer kişi ölürse suçlu sayılırken, hayatta kalırsa Atar tarafından korunduğu ve böylece masumiyetinin kanıtlandığı kabul edilirdi.

Ateş tapınağının, ocak ateşinden sunak ateşine ve ardından merkezi bir sunak ve sonsuz ateş etrafında inşa edilen yapılara doğru geliştiği düşünülmektedir.

Ocak ateşi herkesin hayatının ayrılmaz bir parçasıydı ve pratik kullanımının yanı sıra, tıpkı hukuki konularda olduğu gibi, bir evde tanrının varlığını simgeliyordu. Bir kişi ev kurduğunda ocakta ateş yakma ve evin reisi hayatı boyunca bu ateşi sürekli yanar tutma uygulamasının, ateşin dini amaçlarla kullanılmasını ilham verdiği düşünülmektedir. Bu dini uygulamalar, ateşin sürekli yanmakta olduğu bir sunağın etrafında gerçekleştirilen açık hava ritüellerine dönüşmüştür. Bu ritüellerde, ateş, hava, toprak ve su gibi elementler onurlandırılır ve her biri bir tanrı tarafından temsil edilirdi; ancak ateş merkezi unsur olarak yer alırdı.

Erken İran dini sözlü bir gelenekti ve Zerdüştlük de öyleydi — metinler ancak Sasani Dönemi’nde yazıya geçirildi — bu nedenle erken inanç hakkında bilinen her şey Zerdüşt metinlerindeki atıflardan gelir. Bu yüzden bu erken ritüellerin nasıl şekillendiği veya ateş tapınağının nasıl geliştiği kesin olarak bilinemez. Avesta’da (Zerdüşt kutsal kitabı) ateş tapınaklarından bahsedilmez, ancak tanrının ateş aracılığıyla onurlandırılmasına dair referanslar vardır. Ateş tapınağının ocak ateşinden sunak ateşine ve ardından merkezi bir sunak ve sonsuz ateş etrafında inşa edilen yapılara doğru geliştiği düşünülmektedir. Ateş tapınağı, ateş türleri ve ateş etrafındaki ritüeller hakkında bilgiler ise Bundahisn gibi daha sonraki Zerdüşt eserlerinden gelmektedir.

Biçim, Tarih ve Ritüel

Ateş tapınağı, tanrı için zaten kutsal kabul edilen bir yere inşa edilirdi. Akademisyen A. T. Olmstead temel biçimi şöyle tanımlar:

Genel görünümüyle ateş tapınağı, Asur kabartmalarında görülen ve Medler’in tepe kasabasını koruyan tipik bir yüksek kalenin daha dayanıklı kireçtaşından yapılmış bir yeniden üretimiydi. Dikdörtgen biçiminde kutsal bir alanla çevrilmişti; burada kullanılan kerpiç duvarlar yerleşimin duvarlarını temsil ederken, içteki kare taş sütun kaideleri ise sakinlerin evlerini simgeliyordu. Kule üzerinde yükselen dağ yüksekliği, dışarıda üç geniş alçak platform olarak görünür; bu platformların dışında, küçük ve tek kapıya tırmanan dar, dik bir merdiven başlardı. En alt kat, toplam yüksekliğin yarısı kadar olan kısmı, ne giriş ne de pencere gösteriyordu... İkinci katta, basit bir kalıp altında, siyah kireçtaşıyla temsil edilen ahşap kapı yer alıyordu; bu da küçük, sahte bir pencerenin hemen altındaydı... Pencereler artık sadece süs amaçlıydı çünkü içte yanan kutsal ateş, ani esintilerden korunmalıydı ve kendi ışığını sağlamaya yeterliydi. (64-65)

Olmstead’ın tanımı, I. Darius (Büyük, MÖ 522-486) tarafından inşa edilen bir ateş tapınağının kalıntılarına dayanmaktadır ve bu tapınağın, Ahameniş İmparatorluğu’nun kurucusu II. Cyrus (Büyük, yaklaşık MÖ 550-530) tarafından başkent Pasargadae’de yaptırılan daha önceki bir tapınaktan esinlendiği düşünülmektedir. Ancak, Ahameniş İmparatorluğu dönemine ait binaların kalıntıları arasında kesin olarak Zerdüştlere ait ateş tapınakları olarak tanımlanmış herhangi bir yapı bulunmamaktadır ve I. Darius’un tapınağının eski dinin tanrılarına — ya da belirli bir tanrısına — adanmış olması mümkündür.

Erken Ahameniş hükümdarları, geleneksel olarak Zerdüşt olarak kabul edilmiştir; çünkü Zerdüştlük, onların saltanat dönemlerinde oldukça yerleşmiş bir dindi ve onların yazıtları da bu sonucu destekler görünmektedir. Ancak bu yazıtlar, I. Darius’un Behistun Yazıtı’nda Ahura Mazda’ya ek olarak “diğer tanrılar”dan da söz edilmesi gibi, erken inanca atıfta bulunuyor olarak da yorumlanabilir.

Yine de, daha sonra kesin olarak ateş tapınağı olarak tanımlanan kalıntılara dayanarak, I Darius’un tapınağının erken bir ateş tapınağı olduğu görülmektedir ve büyük Cyrus’un saltanatını model almaya özen gösterdiği için muhtemelen Cyrus’un ateş tapınağını da yeniden inşa etme geleneğini sürdürmüştür. Yunan yazarlarının anlatımları, bu yapıları Ahameniş İmparatorluğu dönemine, hatta Büyük Cyrus zamanına kadar tarihlendirir. Sobadaki ateş geleneğinden miras kalan uygulamaya uygun olarak, bir kral tahta çıktığında bir ateş yakılır ve ölümünde söndürülürdü.

A Faravahar Symbol in a Fire Temple
Ateş Tapınağında Faravahar Sembolü ninara (CC BY-NC-SA)

Her kralın kendi ateşi olduğu söylenirdi; bu ateş sadece onun saltanatını değil, aynı zamanda o saltanatın devamını sağlayan tanrılar tarafından verilen ilahi lütfu (farr) simgeliyordu. Bir kral öldüğünde, ilahi lütuf başka birine verilmek üzere geri çekilir ve bu nedenle ateş söndürülürdü. Bir hükümdar için yas törenleri tamamlandıktan sonra, halefi için yeni bir ateş yakılırdı.

Birçok Yunan tarihçisine göre (Diodorus Siculus, Herodot, Pausanias, Strabon ve diğerleri), ateş tapınağındaki ateş her zaman yanıyordu. Bu ateş, sıcak közler üzerinde tapınakta canlı tutulur ve günde beş kez, rahip yalnız başına tapınağa girip üzerinde toprak simgesi olan barsom dallarını sıcak közlerin üzerine koyarken dua eder ve böylece ateşi yeniden canlandırırdı.

Rahip daha sonra dualar okur ve tanrıya sunular yapardı. Vaaz verilmezdi ve cemaat rahip ile birlikte tapınağa girmezdi; yalnızca rahip ve onun Tanrı ile özel iletişimi vardı. Yunanlılar bu ritüeli, sürekli yanan bir ateşi canlı tutan mistik bir tılsım olarak görmüşlerdir. Ancak aynı raporlara göre, tapınakların altarlarındaki alevlerin közlere kadar yanmasına izin verilirdi; buna karşın “Büyük Ateşler” olarak bilinen diğer ateşler sönmezdi.

Ateş Türleri ve Efsaneler

Üç Büyük Ateş şunlardı:

  • Adur Gushnasp (Savaşçı Ateşi)
  • Adur Farnbag (Rahip Ateşi)
  • Adur Burzen-Mihr (Çiftçi Ateşi)

Üçü de yaratılışın başında dünyaya geldiği söylenir ve sürekli olarak onları koruyan rahipler tarafından yanmaya devam ettirilirdi. Bu rahipler arasındaki rekabet, kendi kutsal alanlarına en çok inananı çekme çabaları nedeniyle, bu ateşlerle ilgili birçok efsanenin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu yüzden ateşlerin nasıl ortaya çıktığını veya büyük ölçüde nerede bulunduklarını kesin olarak bilmek imkansızdır. “Adur” kelimesi “kutsal ateş” anlamına gelir ve ikinci isim, ateşin kime adandığını belirtir; genellikle ateşin kurucusu olduğu düşünülür. Ancak efsaneye göre, bu üç ateşin tamamı başlangıçta Ahura Mazda tarafından yakılmış ve büyük göksel boğa Srisok’un sırtında dünyaya getirilmiş, boğa da onları sonunda yanacakları yerlere taşımıştır.

Sasani hükümdarları tarafından savaşçı sınıfına mensup olmalarından ötürü Adur Gushnasp, Büyük Ateşler’in en yücesi olarak kabul edilirdi ve bu durum, bu konuyla ve diğer tüm konularla ilgili yazılanları da etkilemiştir. Adur Gushnasp’ın her zaman ateşlerin en üstünü olarak kabul edilip edilmediği bilinmemektedir (ve o dönemdeki rahipler tarafından da tartışılmıştır), ancak arkeolojik olarak varlığı tespit edildiği söylenen tek ateştir ve günümüz İran’ının Batı Azerbaycan Eyaleti’nde yer alan Takht-i Süleyman’da korunmuştur. Gushnasp, “aygır” anlamına gelir ve ateşin kurucusu olan bir savaşçının atının yelesine alevlerin tutunarak bu alana taşındığına dair bir mite atıfta bulunur.

Ateshgah Fire Temple
Ateşgah Ateş Tapınağı Nick Taylor (CC BY)

Adur Farnbag’ın, günümüz İran’ının Fars bölgesinde (eski adıyla Pars) tutulduğu düşünülmektedir. Farnbag, “ihtişam” veya “iyi talih” anlamlarına gelir ve Sasani İmparatorluğu’nun rahipleri tarafından bu ateşin üçü arasında en yüce olanı olduğu ileri sürülmüştür. İsimde geçen “ihtişam”, Tanrı’ya hizmetle ilişkilendirilen yüceliği, “iyi talih” ise ateşin kurucusunun kutsal kaderini simgeler. Rahipler, bu ateşin ilk ölümlü kral Yima (mitolojik bir figür) zamanında ortaya çıktığını iddia ederek, bu ateşin en eski olduğunu ve bu nedenle en yüksek onura sahip olması gerektiğini savunmuşlardır. Adur Gushnasp’ta olduğu gibi, Adur Farnbag ve Adur Burzen-Mihr’le de mucizeler ve iyileştirmelerle ilgili efsaneler ilişkilendirilmiştir.

Adur Burzen-Mihr, çiftçilerin ateşi olarak kabul edilirdi – ve diğer iki ateşin bulunduğu mekânlardaki rahipler tarafından en alt sırada görülmüş gibi görünse de, halk arasında oldukça saygı görürdü. Burzen-Mihr, “yüceltilmiştir Mithra” anlamına gelir ve bu isim ateşin kurucusunun adı olarak düşünülse de, aynı zamanda söz konusu ateşin anlaşmaların tanrısı Mithra onuruna yakılmış olabileceğine de işaret eder. Mithra, aynı zamanda verimli tarlalardan sorumlu bir tanrıydı ve kuraklık ile kötü hasat iblislerine karşı savaşırdı. Bu ateşin günümüz İran’ının kuzeydoğusunda tutulduğu düşünülmektedir ve muhtemelen Part Dönemi'nde başlamış olabilir; ancak daha önce belirtildiği gibi, efsaneler bu ateşin çok daha eski olduğunu iddia eder.

Üç büyük ateşin tamamı, üretilebilecek en yüksek dereceye sahip alev türü olan – atash behram (“muzaffer ateş”) – kategorisine aitti. Bu ateş türü, bir cenaze ateşi, bir kralın ateşi, sadık bir Zerdüşt'ün ocağından, bir çobanın ocağından, bir fırıncının fırınından, bir bira üreticisinin dükkânından ve benzeri birçok yerden alınan 16 farklı ateş türünün birleştirilmesiyle üretilirdi. Bu farklı ateşler bir araya getirilerek her biri Büyük Ateşlerden biri oluşturulurdu. Günümüzde ateş tapınaklarında hâlâ yanmakta olan bu Büyük Ateşler, aynı model esas alınarak yakılmakta ve karanlık güçlerle insanlık arasında bir sınır oluşturacak şekilde korunmaktadır.

Yıkım ve Canlanma

7. yüzyılın ikinci yarısı boyunca Sasani İmparatorluğu, Müslüman Arapların saldırılarına karşı koymaya çalıştı ancak nihayetinde 651 yılında Araplara yenik düştü. Bu olaydan sonra, Zerdüştlük – Pers kültürünün diğer unsurlarıyla birlikte – baskı altına alındı. Ateş tapınakları ve Zerdüşt metinleri ya yok edildi ya da camilere dönüştürüldü. Bu dönem, bölgedeki ateş tapınağı kalıntılarının neden bu kadar zor tespit edilebildiğini açıklamak için bilim insanları tarafından en çok başvurulan nedenlerden biridir. Çünkü bu yıkım o kadar kapsamlıydı ki, geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı. Müslüman Araplar tarafından yok edilmeyen ya da dönüştürülmeyen tapınaklar ise daha sonra gelen Moğol İstilası sırasında tahrip edildi ya da tamamen ortadan kaldırıldı.

7. ve 8. yüzyıllarda, birçok Zerdüşt, günümüz İran topraklarını terk ederek farklı bölgelere kaçtı. Bu kaçanlar arasında, gelenekleri ve ellerinde kurtarabildikleri metinleri Hindistan’a – özellikle Gujarat ve daha sonra Mumbai’ye – taşıyan Parsiler de bulunuyordu. Parsiler orada yeni bir Zerdüşt topluluğu kurdular ve dini yeniden canlandırarak günümüze kadar yaşatmayı başardılar. İran’da ise, Müslüman Arapların Zerdüşt İranlılara yönelik baskılarının hafiflemesinden sonra, din yeniden canlandı; ateş tapınakları ya yeniden inşa edildi ya da kutsal yerlerde yenileri kuruldu.

Yazd Atash Behram
Yezidi Ateş Tapınağı Zenith210 (CC BY-NC-SA)

İran'da, günümüze ulaşmış en önemli ateş tapınaklarından biri, 1934 yılında Yazd Eyaleti'nde kurulan Yazd Atash Behram’dır. Bu tapınaktaki ateşin, 470 yılından beri aralıksız olarak yanmakta olduğu söylenmektedir. Eğer bu doğruysa, bu ateş, Müslüman Arapların zulümleri sırasında gizlice korunmuş ve dikkatle bir yerden başka bir yere taşınmış olan ateşlerden biri olmalıdır. Gujarat ve Mumbai’de ise, ateş tapınakları yüzyıllardır ayakta durmaktadır. En ünlülerinden biri Gujarat’taki Udvada’da bulunur ve Mumbai’de yer alan yaklaşık 50 tapınak arasında da birçok önemli kutsal alan vardır. Bu tapınaklara genellikle dar-i Mihr – yani “Mithra’nın Kapısı” – denir ve eski tanrı Mithra, inancın ritüellerinde hâlâ rol oynamaktadır.

2017 yılında, Mumbai’deki Zerdüştler (ve diğer bazı topluluklar), bölgede bulunan iki Zerdüşt ateş tapınağını zarar görebileceği ve orada yanan kutsal ateşlerin koruyucu gücünün azalabileceği gerekçesiyle yeni bir yeraltı metro hattı planına karşı protesto düzenlediler. Bu mesele, üç yıl sonra hâlâ çözülememişti: metro projesi destekçileri, planlandığı şekilde inşaatın tamamlanmasını savunurken; tapınak yanlıları, kutsal alanlara zarar verilmesini veya ateşin manevi gücünün dağılmasını önleyecek alternatif çözümler sunuyorlardı. Bu dava, son yıllarda benzer konular arasında en güncel olanıydı ve ateş tapınaklarının günümüzde de taşıdığı manevi ve kültürel önemi vurguluyordu. Ateş tapınakları, hâlâ ilahi düzenin sembolleri olarak kaosun güçlerine karşı durdukları inancıyla değer görmeye devam etmektedir.

Çevirmen Hakkında

Şüheda Bulut
Şüheda Bulut, tarihe ve uluslararası konulara ilgi duyan bir tercümanlık öğrencisidir. Dünyayı anlamaya, insanları bir araya getirmeye ve merakını bilgiye dönüştürmeye heveslidir.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2025, Haziran 17). Ateş Tapınağı. (Ş. Bulut, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18796/ates-tapinagi/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Ateş Tapınağı." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, Haziran 17, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18796/ates-tapinagi/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Ateş Tapınağı." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, 17 Haz 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18796/ates-tapinagi/.

Reklamları Kaldır