Antik Mısır’da Ahiret İnancı– Sazlık Tarlası

Sunucu Maliyetleri Bağış Kampanyası 2024

Dünyaya ücretsiz tarih eğitimi sağlama misyonumuza yardımcı olun! Lütfen bağış yapın ve 2024 yılında sunucu maliyetlerimizin karşılanmasına katkıda bulunun. Desteğinizle her ay milyonlarca insan tarihi tamamen ücretsiz olarak öğreniyor.
$3093 / $18000

Makale

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Nizamettin Karaben tarafından çevrildi
28 Mart 2016 tarihinde yayınlandı
Diğer dillerde mevcut: İngilizce, Fransızca, Lehçe
X

Antik Mısırlılar, dünyevi yaşamın aslında ölümle sona ermediğini, sonsuz mutlulukla sona erdiğine dair bir yolculuğun yalnızca bir parçası olduğuna inanıyorlardı. Mısırlılara göre kişinin bedeni iflas edip dünyevi yaşamı sona erdiği zaman, ruhu da onunla birlilkte ölmezdi, kaybettiğini düşündüğü her şeyi geri aldığı ölümden sonraki hayatına doğru yoluna devam ederdi.

Mısır Mitolojisinde kişi, Horos’un Evi; ölümden ve doğumdan sorumlu Yedi Hathorlar olarak bilinen tanrı ve tanrıçaların hayırseverliğiyle doğup dünya gelir, bu tanrı ve tanrıçalar, dünyaya gelen kişinin doğumdan sonraki kaderini tayin ederler. Antik Mısırlılara göre Ruh; daha sonra bir süre kendisi için belirlenen bedende olabildiğince iyi bir hayat düzeyi yaşamaya devam eder. Ölüm geldiğinde, şayet kişi, dünyadaki amelinden dolayı, tanrılar tarafından aklanırsa, Sazlık Tarlası olarak bilinen bir Cennette sonsuza kadar yaşayacağı bir âleme geçiş yapar. Eski Mısırlılara göre, A’aru olarak bilinen Sazlık Tarlası (bazen de Adak Tarlası olarak adlandırılır), kişinin dünya yaşantısının adeta aynadaki yansımasıdır. Her bir Mısırlının amacı, yaşamış olduğu dünya hayatını sonsuza kadar yaşamaya değer kılmak şeklinde oluyordu ve kayıtlara göre bu konuda Mısırlılar da ellerinden geleni yapıyorlardı.

Sennedjem in the Afterlife
Çiftçi Sennedjem, Ölümden Sonra Yaşamı
Jeff Dahl (Public Domain)

Eski Mısırlıların Ölüm Takıntılı Olduklarına İlişkin Popüler Görüş

Mısır ülkesi; Batılı kâşiflerin, arkeologların, girişimcilerin, şovmenlerin ve araştırma yapmak adına kimi dolandırıcıların Mısır kültürünü araştırmaya ve kendi programaları açısından kullanmaya başladıkları 18.yüzyılı sonlarından, 19.yüzyılda ve 20.yüzyıl başından itibaren eski mezarlar ve mumyalarla eş anlamlı hale gelmiştir. Mumyalar konusunda sansasyonel ilk film; Kleoptra’nın Mezarı filmi olmuş ve Fransız Yönetmen George Melies 1899 yılında çekmişti. Bu film şimdilerde kayıp ve bulunamıyor. Bu film konusunda kimi rivayetlere göre Kleoptra’nın bulunan, parçalara ayrılan ve daha sonra, görüp yaşayanları adeta kasıp kavuracak şekilde yeniden canlandırılan mumyasının hikâyesi anlatılıyor. İlk Sinema Stüdyosu Thanhouser Company, 1911 yılında, Mısırlı bir Prenses mumyasını elektrik akımıyla canlandırdığı ve daha sonra Prensesi hayata döndüren bilim adamının da onunla evlendiği hikâyesi göndeme gelmiş ve piyasa sürülmüştü.

Tutankhamon mezarının 1922 yılında keşfedilmesi, mezarda bulunup çekilen hazine fotoğrafları kadar bu film de bütün dünyada haber olmuş ve ardından da gelen Kral Tut’un Laneti hikâyesi bütün insanları büyülemişti. Mısır ülkesi, popüler hayal gücünde ölümle ilişkilendirilmeye başlanmış ve Mumya (1932) gibi daha sonra çekilen filmler dünya kamuoyunda mevcut ilgiden yararlanmışlardı. Oyuncu Boris Karloff, 1932 tarihli bu filmde, diri diri gömülen eski bir rahip İmhotep katakterini ve Ardath Bey adıyla anılan ve de dirilen İmhotep karakterini canlandırıyor. Ardath Bey, Imhotep’in büyük aşkı Ankesenamun’un reenkarnasyonu güzel Helen Grosvenor’u (Zita Johann’ın canlandırdığı) öldürmeye çalışır. Sonunda Ardath Bey’in, Mısır Prensesinin geçmiş yaşamındaki enkarnasyonu olan Helen’i öldürme, mumyalama ve ardından da diriltme planları bozulur ve Ardath Bey de toz haline dönüşür.

Bu filmin, muazzam gişe başarı garantili devamı diğer filmler 1940’lı yıllarda çekilmişti (Mumyanın Eli, Mumyanın Mezarı, Mumyanın Hayaleti, Mumyanın Laneti; 1940-1944). 1950’lerde bu işte bir sahtekârlık olduğu da görülmüş (Başrahip ve Castello Mumyayla Tanışıyor, 1955), 1960’larda yine film çekim işi sürmüş (1964’te Mumya Mezarı Laneti ve 1967’de Munyanın Kefeni) ve 1971’de çekilen Mumya Mezarından Gelen Kan ile aynı şekilde devam edilmiştir. Mumya korku türü filmlerde, 1999 yılında, 1932 yılında çekilen film kadar popüler olan Mumya’nın yeniden yapımıyla sektörde yeniden bir canlanma olmuş ve 2001 yılında devam edilmiştir; Mumya Geri Dönüyor ve seyirci ilgisini gören Akrep Kral/Scorpion King (2002-2012) filmlerine ilham kaynağı olmuştur. Yakın Zamanda vizyona verilen fantastik türden Mısır Tanrıları (Gods of Egypt) filmi, ilgi odağını Eski Mısırda Ahiret konusuna kaydırmıştır. Ancak aşırı şiddet içeren planı, Mısır Ülkesinin yeraltı dünyası ve şeytanların meskeni olarak tasvir edilerek ölüm ve karanlık dünya ile ilişkisi yönündeki tezi desteklenmektedir.

Sarcophagus of Kha (Detail)
Mısırlı Mimar Kha Lahdi (Detay)
Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

Mumyalar, lanetler, mistik tanrılar ve ayinler, neredeyse 200 yıldan beri kitaplarda ve filmlerde Eski Mısır kültürü popüler tasvirinin temelini oluşturuyor ve bütün bu konular Eski Mısırlıların ölüme takıntılı oldukları şeklinde apaçık bir “gerçeği” destekler nitelikte. Bu anlayış; Eski Mısırlıların sonsuz yaşam görüşünü, kişinin dünyadaki yaşam süresinin sonu takıntısı olarak yanlış bir şekilde yorumlayan Eski Mısır hakkında çalışma yapan ilk dönem yazarlarından gıdasını alıyor. Bilim insanlarının Antik Mısır kültürünü daha iyi anladıkları 20.yüzyılda bile böyhle idi. Genellikle oldukça gövenilir olduğu kabule edilen ünlü klasikçilerinden tarihçi yazar Edith Hamilton 1930 yılında bu konuda şunları yazmıştı:

Mısır’da ilgi odağı ölülere yönelik olmuştur... Sayısız yüzyıllar boyunca, sayısı belirsiz insan, ölümü bilmeyen insanlardı. Eski Mısır’da, Antik Yunan oyunlarına benzer bir şey düşünülemezdi. Şayet, eğlence ve spor Antik Mısırlıların hayatında gerçek anlamda bir rol oynamış olsaydı, bir şekilde arkeolojik kayıtlarda görebilirdik. Ancak Eski Mısırlılar oyun oynamadılar (Nardo’dan alıntı,9).

Antik Mısır’da Hayata Bakış

Antik Mısırlıların aslında çok iyi oyuncu olduklarına dair çok sayıda kanıt vardır. Eski Mısırlıların, düzenli olarak yaptıkları spor aktiviteleri arasında; hokey, hentbol, okçuluk, yüzme, halat çekme, jimnastik, kürek çekme ve Nil Nehri üzerinde küçük teknelerde oynanan bir deniz savaşı oyunu olan “su mızrak dövüşü” oluyordu. Bu oyunda; “mızrakçı” bir kişi, diğer bir mızrakçıyı teknesinden düşürmeye çalışır. Çocuklara küçük yaştan itibaren yüzme öğretilirdi ve yüzmenin en popüler sporlar arasında yer alması diğer su spor oyunlarının da ortaya çıkmasına neden olmuştur. İnsan yaşamından sonsuzluk yolculuğunu temsil eden, dünya tarihinde en eski bir oyun olan Senet Masa Oyunu son derece popüler idi. Müzik, dans ve koreografisi dikkatlice hazırlanmış jimnastik düzenlenen büyük festivallerin bir parçası oluyordu. Eski Mısırlıların değer verdikleri başlıca kavramlardan birisi; tanrılarca kendilerine tanınan yaşam süresine ve bu yaşam seyrini kapsayacak her bir şeye şükretmek oluyordu.

Tanrılar, her bir kişinin yakın çevresi ve her bir gününe anlam aşılayan heyırseverleri olarak görülüyorlardı. Tanrıça Hathor (bazı figürlerde memelerinden süt akan İlahi bir inek) ; insanlara gölge ve rahatlık sağlayan ama aynı zamanda Kozmik bir Güç olarak Tanrısal Nil Nehri’ne, Samanyoluna ve Nekropol Tanrıçası olarak Samanyoluna Başkanlık eden bir Tanrısal Ağaç sıfatıyla Firavuninciri Tanrıçası olarak, her zaman, ölen kişi ruhuna Öbür Dünya’ya giden kapıyı açan, sürekli yakınlarında bulunan bir tanrıçaydı. Tanrıça Hathor, aynı zamanda, insanları bira içmeye teşvik ederek yürek acılarını hafifletme yönünde gayret gösteren Sarhoşluk Tanrıçası olarak da biliniyordu.

Hathor
Tanrıça Hathor
Mary Harrsch (Photographed at the Metropolitan Museum of Art) (CC BY-NC-SA)

Eski Mısır diğer tanrı ve tanrıçaları da insanların yaşam seyri ve refahıyla yakından ilgilenenler olarak tasvir ediliyorlardı. Bir kişinin dünyevi yaşam yolculuğu sırasında bütün ihtiyaçlarını karşılıyor, ölümden sonra ruhunu rahatlıyor ve yönlendiriyorlardı. Selkent, Nephtys ve Qebhet gibi tanrıçalar Öbür Dünya’da yeni gelen ruhlara rehberlik edip onları koruyorlardı. Tanrıça Qebhet yeni gelen ruhlara serin ve refahlatıcı su bile getiriyordu. Anubis, Thoth ve Osiris yeni gelen ruhları yargılar; ödüllendirir ya da cezalandırırlardı. Eski Mısırlıların ölüm takıntılısı olduklarına dair popüler imajı bu yorumdan daha yanlış olamaz. Tam aksine, Eski Mısırlılar yaşamaya ve hayatı bereketli kılacak bir şekilde yaşam sürmeye takıntılıydılar. Mısır üzerinde araştırma yapmasıyla bilinen Akademisyen yazar James F. Romano bu konuda şöyle bir ifadede bulunur:

Antik çağlardan gelen arkeolojik kalıntıları incelediğimizde, çoğu Mısırlıların bu izlenimiyle karşılaştık: Gerçekten de ölümden sonraki mükemmel yaşam, Mısırlıların dünyevi varoluşunun yalnızca ideal bir versiyonu oluyordu. Sadece dünyevi yaşam seyri sırasında onları rahatsız eden sancılar ve küçük sıkıntılar öbür dünyada eksik kalıyordu; geri kalan her şeyin dünyevi yaşamdaki gibi olmasını umuyorlardı (Nardo’dan alıntı, 9-10).

Antik Mısır’da, ölümden sonra, Ahiret yaşamı, dünyevi yaşamın aynadaki yansıması oluyordu. Eski Mısırlılar için ülkeleri, en mübarek ve en mükemmel dünya oluyordu. Antik Yunan Edabiyatında yabancı bir ülkede verilen büyük savaşları ve savaşçıların evlerine dönüş yolculuğu sırasındaki maceraları anlatılan ünlü İlyada ve Odysseia hikâyeleri vardır. Ancak Antik Mısır Edebiyatında bu tarz hikâyeler yoktur çünkü Mısırlılar evlerini veya topraklarını terketmeyi hiç düşünmüyorlardı. Eski Mısır Edabiyatı klasik eseri Gemi Kazazede Bir Denizci Hikâyesi (Tale of the Shipwrecked), Homeros eserleriyle karşılaştırılamaz, çünkü bu her iki medeniyet eserlerindeki karakterlerin ortak hiçbir yanı olmadığı gibi temaları da farklıdır. Mısırlı denizci karakterinin macera ya da zafer arzusu yoktur, sadece efendisinin işini yapar, düşmanlarını zekâsı ve kurnazlığıyla yenen karakter Odysseus’un aksine Mısırlı denizci, üzerinde her türlü güzel şeylerin olduğu büyülü adanın cazibesine kapılmaz, çünkü istediği tek şey; Mısır’daki evine dönmektir.

ESKİ MISIR’DA ÖBÜR DÜNYA YAŞAMI, DÜNYEVİ YAŞAMIN AYNADAKİ YANSIMASI OLUYORDU. MISIRLILAR İÇİN ÜLKELERİ, EN MUTLU VE EN MÜKEMMEL DÜNYA OLUYORDU.

Eski Mısırda düzenlenen festivaller, kişiye hayatı dolu dolu yaşamayı, aile bireyleri ve yakın çevreleri ile geçirilen anların kıymetini bilmeyi teşvik ediyorlardı. Kişi, ne kadar mütevazi olursa olsun, evi, yüreğinin derinliklerinde takdir edilirdi; kişinin aile üyeleri veya daha geniş bir topluluk arasında da öyle oluyordu. Mısırlılar, günümüzde olduğu gibi, evcil hayvanları çok seviyorlardı; bu hayvanlar, sanat eserlerinde, kitabelerinde ve yazılarında çoğunlukla isimleriyle yer alıyorlardı. Eski Mısır’da yaşamaya bu kadar değer verildiğine göre, Mısırlıların yaşam seyrini yakından yansıtan ölümden sonra, yani Ahiret yaşamını da hayal etmeleri mantıklı olmalıdır.

Dünya Yaşamından Ahiret Yaşamına

Eski Mısırlılar için ölüm; bir yaşam süresinin sona ermesi değil, sadece bir geçiş ve sonsuz mutluluk ihtimali yolunu açan bir olay niteliğindedir. Bir kişi öldüğünde, ruhu, bu ölümlü mekâna alıştığı için bedende hapis olduğu düşünülürdü. Mezar duvarlarına boyanmış bazı sihirli formüller, yapılmış resimler (Tabut Metinleri, Piramit Metinleri ve Mısır Ölüler Kitabı Metni) ve bedenlere iliştirilen muskalar, ölen kişi ruhuna devam eden yolculuğunu hatırlatmayı, içinde bulunduğu bedeni terk etmeyi ve onu sakinleştirip yönlendirmeyi ifade eden eserlerdir.

Kişi ruhu, ölüler rehberi Anubis eşliğinde Hakikat Salonu’na (İki Gerçek Salonu) doğru yol alacak ve burada diğer ruhlarla birlikte, yeraltı ve ölüm tanrısı Osiris’in vereceği kararı bekleyecektir. Bundan sonrası için nasıl bir gelişme olacağına dair farklı versiyonlar vardır, ancak en popüler anlatıya göre kişi ruhunun, tanrı Osiris, Thoth, Anubis ve Kırk İki Yargıç Heyeti huzurunda, dünyevi yaşamında işlediği günahların dile geldiği “Masumiyet Bildirgesi” (The Negative Confession) faslı olacaktır.

Book of the Dead, Ptolemaic Period
Ölüler Kitabı, Batlamyus Dönemi
Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

“Masumiyet Bildirgesi” safhası; kişinin kendisine, başkalarına veya tanrılara karşı ve işleyip dürüstçe söylemediği 42 günah listesidir. Tarihçi yazar Margaret Bunson, “Bildirgenin/İtirafların, merhum kişi ahlaki erdemini oluşturmak için okunması gerektiğini ve onun sonsuz mutluluğa hakkı olduğunu” belirtiyor (187). Bildirgede; “Çalmadım, tanrının malını çalmadım, yalan söylemedim, kimseyi ağlatmadım, dedikodu yapmadım, kimseyi aç bırakmadım” şeklinde ve benzeri birçok cevap ifadeleri yer alacak. Bir ruhun, dünyevi yaşam seyri boyunca “kimseyi ağlatmamasını” ve asla “kimseyi ağlatmamasını” beklemek son derece katı görünebilir, ancak bu ifadeler veya “kimseyi kızdırmadım” gibi dizelerin nitelik açısından anlaşılması gerektiği düşünülüyor; “Kimseyi haksız yere ağlatmadım” ya da “Kimseyi sebepsiz yere kızdırmadım” gibi.

Kişinin Dünyevi yaşantısının sorgulanması olan “Masumiyet Bildirgesi” faslından sonra tanrı Osiris, Thoth, Anibus ve Kırk İki Yargıç Heyeti kişinin ameli hakında görüşme yapacaklar. Eğer kişinin “Bildirimi/İtirafları” kabul edilebilir bulunursa, bundan sonra ruhu da, gerçeğin beyaz tüyüne karşı altın terazide tartılmak üzere kalbi tanrı Osiris huzuruna sunulucak. Kişinin kalbi tüyden daha hafif olduğu tespit edilirse, bir sonraki aşamaya geçilir, ancak eğer kalbin bulunduğu terazi kefesi daha ağır gelirse, yere atılır ve atıldığı yerde “ölüleri yiyip bitiren, adeta canavat bir tanrıça” olan Ammut’un yemesi için ona verilir. Bu durum, aslında var olmayan “Büyük Ölüm” ile sonuçlanır. Eski Mısır Öbür Dünya/Ahiret İnancında “Cehennem” kavramı yoktur; Yokluk, her türlü sonsuz lanetten çok daha büyük bir cezai kaderdir.

Sennedjem, Iyneferti & The Lady of the Sycamore
Sennedjem, Iyneferti & Kadın Firavuninciri Ağacı
Soutekh67 (CC BY-SA)

Sazlık Tarlası

Kişnin ruhu, kalbin tartılma terazi testinden geçerse, Zambak/Lily Gölüne (Çiçekler Gölü olarak da bilinir) giden bir yola doğru ilerlerdi. Bu yol üzerinde nelerin yaşanabileceği konusunda da çeşitli yorum versiyonları vardır: Bazı yollar üzerinde kaçınılması gereken tehlikeler, yardım ve rehberlik edecek tanrılar bulunurken, diğer yollar ise, kişinin evine dönmek üzere izleyebileceği türden kolay bir yürüyüş olmaktadır. Kişi Ruhu, Zambak Gölü kıyısında, sürekli bazı tatsız davranışlarda bulunan İlahi Kayıkçı Hraf-hef (Arkasına Bakan Kişi) bir sorgucu ile karşılaşır. İlahi Kayıkçı Hraf-hef ne kadar zalimce davranıp kaba sözler söylerse söylesin, kişi ruhu ona karşı nazik olmanın bir yolunu bulması ve yolculuğuna devam etmeye layık olduğunu göstermesi gerekir.

KİŞİ RUHU, KALBİN TERAZİ TESTİNDEN GEÇTİYSE ZAMBAK GÖLÜNE GİDEN YOLDA İLERLİYORDU.

Bu testi geçen kişi ruhu, göl suları üzerinde Sazlık Tarlasına geçer. Sazlık Tarlasında, aynı zamanda kişinin daha önce vefat etmiş sevdikleri, en sevdiği hayvanları; kedi veya köpekleri, ceylanları veya maymunları ya da kendisi için değerli olup kaybettiği diğer evcil hayvanları bulunur. Kişinin dünyadaki evi de orada olur. Görüldüğü üzere en sevdiği ağaç, hatta evinin arkasında akan dereye kadar her şey orada bulunur.

Kişi burada, en sevdiği insanların, hayvanların ve en sevdiği eşyaları arasında, tanrıların doğrudan huzurunda, dünyevi hayatında geride bıraktığı hayatının sonsuzluk tadını çıkarabilir. Mısır Ölüler Kitabı, Bab 110 metni, bu Cennette girme hakkını talep etmek için merhum kişinin talep etmesi gerekir. Referans olduğu söylenen, “İlahi Tanrıça” büyük bir olasılıkla Ma’at olurdu, ama Hathor da olabilirdi:

Sevdiğin bu tarlayı ben alıyorum, Ey İlahi Tanrıça. Bu tarlada yemeğimi yerim ve eğlenirim; suyumu içer ve saban sürerim, ekinimi biçerim, bu tarlaya bağlanır, bu tarlada aşkımı yaşarım.

Bu yorum versiyonunda zamanla değişiklik olmuş, bazı ayrıntılar eklenmiş, bazı detaylar da atlanmıştır. Ancak neredeyse sabit kalan görüş, kişinin yeryüzünde bildiği yaşamını doğrudan yansıtan ölümden sonraki yaşamı şeklindedir. Tarihçi yazar Bunson, bu konuda şöyle bir açıklama yapar:

Sonsuzluğun kendisi belirsiz bir kavram değildi. Pragmatik ve herşeye somut olarak açıklama getirmek isteyen Mısırlılar, Cennette, göller ve bahçelerle çevrili alanlarda yaşayacaklarına inanıyorlardı. Düşündükleri Cennette “Osiris keklerini” yerler ve Zambak Gölünde yüzerler. Ebedi krallık yorumunda, çağa ve kült inancına göre değişiklik olmaktadır. Ancak, hepsi de akan bir suyun kenarında yer alır ve rahatlık için görülen bir özellik olan esintiler ile kutsanırdı. A’aru Bahçesi sonsuz mutluluk vahalarından biriydi. Bir diğeri ise, ölen kişinin bir ateş alevini veya bir kristal asayı gömdüğü ebedi bir ülke olan Ma’ati idi. Bu ritüellerin anlamı kaybolmuştur. Kozmik düzenin, adaletin, iyiliğin ve inancın kişileşmiş hali olan tanrıça Ma’at, bazı dönemlerde Heht olarak da adlandırılan bu büyülü diyarda ölenlerin ruh koruyucusu oluyordu. Yalnızca kalbi temiz olan uabt’lar, adalet, denge ve uyum tanrıçası Ma’at’ı görebilirler (86-87).

Ölümden Sonra Yaşama İlişkin Alternatif Görüşler

Tarihçi yazer Margaret Bunson, Ahiret İnancı konusundaki görüşün, zamana ve inanca göre nasıl değişiklik gösterdiğine dair açıklaması, bu inancın kalıcılığını ve güzelliğini inkâr eden bazı Ahiret tasavvurlarına da yansır. Bu yorumlar belirli bir döneme ait olmayıp, Antik Mısır’ın daha sonraki tarihi boyunca periyodik olarak ortaya çıkmış gibi görünüyor. Bununla birlikte, Orta Krallık Döneminde (MÖ 2040-1782) Arpçı Şarkısı (veya Arpçı Şarkıları) (The Lay of The Harper or Songs of Harper) ve Bir Adam ile Ruhu Arasındaki Anlaşmazlık (Dispute Between a Man and his Ba/soul) olarak bilinen metinlerde ifade edilen bu konular özellikle öne çıkar. Arpçı Şarkısı bu şekilde adlandırılmıştır, çünkü kitabelerde her zaman bir arpçının resmi bulunur. Bunlar ölüm ve hayatın anlamını yansıtan şarkılardan oluşan bir koleksiyondur. Bir Adam ve Ruhu Arasındaki Anlaşmazlık, Bilgelik Edebiyatı olarak bilinen ve genellikle de Öbür Dünya/Ahiret konusuna şüpheyle yaklaşan metinler koleksiyonundan gelir.

Egyptian Afterlife
Eski Mısırda Ölümden Sonra Yaşam
Unknown Artist (CC BY-NC-SA)

Arpçı Şarkıları metinlerden bazıları ölümden sonraki yaşama açıklama getirip açıkça teyit ederken, bazı metinler sorguluyor ve bazı diğer metinler ise tamamen reddediyorlar. MÖ 2000 yılına tarihlenen Intef Steli’nin bir bölümünde şöyle bir ifade yer alır: “Kalpler dinleniyor/Mezarda yas tutanların çığlıklarını duymayın/Suskun ölüler için hiçbir anlamı olmayan.” Bir Adam ile Ruhu Arasındaki Anlaşmazlık metninde, sözkonusu kişinin ruhuna, hayatın sefalet olduğuna dair yakınmada bulunuyor ama aynı zamanda ölümden ve diğer taraftan da onu bekleyen tehlikelerden korkuluyor. Bu yorum versiyonlarında ölümden sonraki yaşam, ya insanların tutunduğu efsane bir anlatı veya kişinin hayatı kadar belirsiz ya da zayıf bir yorum olarak sunuluyor. Mısırbilimci Akademisyen yazar Geraldine Pinch bu konuda yorumu şöyledir:

Kişi ruhu, Eski Mısır İnancında bir Cennet Bahçesi olan Sazlık Tarlasında yaşama deneyimi geçirebilir, ancak bu kalıcı bir durum değildir. Gece, güneş batınca, karanlık ve ölüm geri gelir. Yıldız-ruhlar şafak vakti yok edilir ve her gece yeniden ve yeniden doğardı. Ameli kötü ölüler bile, Ra’nın Düşmanları, tekrar işkence görüp ödüllendirilebilsinler diye Apofis (Mısır mitolojisinde kötülük tanrısı) gibi sürekli hayata geri dönüyorlardı (93-94).

Başka bir yorum versiyonunda; “amelinden dolayı aklanan bir ölü ruhu, gece gökyüzünü geçerken, tanrı Ra’ya güneş mavnası mürettebatı olarak hizmet etti ve güneş tanrısını, yılan tanrı Apofis’ten korumaya yardım etti” şeklinde bir açıklama var. Bu yoruma göre adil ruhlar, Öbür Dünyada tanrıların iş arkadaşıdırlar ve dünyada yaşam süren insanlar için güneşin yeniden doğmasına yardım ederler. Daha hayatta olan yakın çevre ve akrabaları, güneşin doğuşunu, emeklerinden dolayı şükranla karşılar ve her sabah onları düşünürler. Bütün eski kültürlerde olduğu gibi Eski Mısırlılarda da ölüleri anmak önemli bir kültürel değerdi ve Ahiret yaşamına dair bu versiyon da bunu yansıtıyor. Ruhun Cennette ulaştığı versiyonlarda bile, tanrıların ışığını, karanlığın güçlerinden korumasını sağlamak üzere Milyonların Kayık, güneş mavnasından yardım istenebilir.

Sonsuzluk Konforu

Ancak Antik Mısır tarihinin büyük bir kısmında, güçlü bir tanrının verdiği hüküm sonrasında varılan Sazlık Tarlası Cenneti konusunda bir yorum versiyonu ağırlıklı olup hep galip gelmiştir. 19.Hanedanlık Dönemine (MÖ 1292-1186) ilişkin zanaatkâr/çiftçi bir kişi olan Sennedjem’in mezarında bulunan bir duvar resminde, ruhun dünyevi yaşamdan sonsuz mutluluğa doğru olan yolculuğu tasvir edilir. Bu resimde, çiftçi Sennedjem, kendisine Cennette girme izni veren tanrılarla buluşurken görülüyor ve ardından da karısı Iyneferti ile birlikte, tıpkı dünyevi yaşantılarında olduğu gibi, buğday hasat ettikleri, işlerine gittikleri, tarlalarını sürdükleri ve meyve hasatı yaptıkları Sazlık Tarlasında birlikte vakit geçirmeleri tasvir ediliyor. Akademisyen tarihçi yazar Clare Gibson şöyle yazıyor:

Sazlık Tarlası; ekili alan hasatının olağanüstü yüksek düzeyde olduğu, ağaçların lezzetli meyveler verdiği ve (hepsi de fiziksel olarak mükemmel ve yaşamın baharında görünen) başkalaşmış ruhların geçim, lüks hayat ve hatta aşk yolundan başka hiçbirşey istemedikleri Eski Mısır’ın neredeyse hayal edilmeyecek ideal bir versiyonudur. (202)

Eğer bir ruh, Öbür Dünya’da/Ahirette tarlaları sürmek veya tahıl toplamak işiyle ilgilenmiyorsa, işi görmek üzere hizmetçi güzel bir kadını (Shabti doll) çağırabilir. Taş bebek heykelleri (Shabti Dolls) ölülerle birlikte mezarlara konulan heykeller, ahşap, taş veya feyanstan yapılmış mezarlara yerşleştirilen cenaze figürleriydi. Kişi, Öbür Dünya’da rahat bir yaşam sürüp eğlenirken, işini yaptırmak üzere bu hizmetçileri çağırabileceği düşünülüyordu. Tabut Metinleri, Bab 472 ve Mısır Ölüler Kitabı, Bab 6, kişi ruhunun Sazlık Tarlasında iken, işini yaprırmak üzere hizmetçi kadını (Shabti) hayatta dönmeye çağırma talimatı oluyorlardı.

Kişi Ruhu, çağrılan hizmetçi kadın işe başladıktan sonra, en sevdiği ağacın altında güzel bir kitap okuyarak dinlenmeye geri dönebilir veya köpeğiyle birlikte bir dere kenerında yürüyüş yapabilir. Eski Mısır’da ölümden sonraki yaşam düşüncesi mükemmeldir çünkü kişi ruhuna keybetmiş olduğu herşey geri verilir. Kişinin en yakın çevresi, karısı veya kocası, annesi, babası, oğlu veya kızı, değer verdiği kedisi ya da en sevdiği köpeği de Sazlık Tarlasına vardığı zaman orada olurlar ya da en azından daha sonra orada olurlar. Ölülerin ruhları sonsuza kadar bu Cennette yaşayacak ve bir daha asla ayrılmak zorunda kalamayacak. Antik Dünya’nın hiçbir yerinde, başka hiçbir kültürde, Antik Mısır’da hayal edildiği gibi rahat bir ölümden sonra; Ahiret yaşamı yoktur.

Çevirmen Hakkında

Nizamettin Karaben
Tarih; Dinler Tarihi/Teopolitik; Siyasi Tarih; Sosyal Antropoloji; Mitoloji; Dilbilimi; Ekonomi Politik; Edebiyat konuları ilgi alanlarım.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Serbest yazar ve yarı zamanlı olarak New York Marist College'da Felsefe bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Joshua J. Mark; Yunanistan ve Almanya'da yaşadı ve Mısır'ı seyahat etti. Tarih, edebiyat, yazı ve felsefe sahalarında lisans seviyesinde ders vermektedir.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2016, Mart 28). Antik Mısır’da Ahiret İnancı– Sazlık Tarlası [Egyptian Afterlife - The Field of Reeds]. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. alınmıştır https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-877/antik-msrda-ahiret-inanc--sazlk-tarlas/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Antik Mısır’da Ahiret İnancı– Sazlık Tarlası." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia. Son güncelleme Mart 28, 2016. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-877/antik-msrda-ahiret-inanc--sazlk-tarlas/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Antik Mısır’da Ahiret İnancı– Sazlık Tarlası." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia. World History Encyclopedia, 28 Mar 2016. İnternet. 20 Tem 2024.