Japon Uçak Gemi Filosu, 07 Aralık 1941 tarihinde, Hawaii Oahu Adasındaki Pearl Harbor ABD Deniz Üssüne saldırı düzenleyerek Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) İkici Dünya Savaşına (1939 - 1945) girmesine neden olmuştur. Savaş resmen ilan edilmeden önce gerçekleştirilen bu sürpriz saldırı, 3500'den fazla kişinin ölümüne veya yaralanmasına yol açarken, sekizi zırhlı olmank üzere toplam 18 geminin batmasına ya da ağır hasar görmesine yol açmıştur. Kritik bir husus olarak, ABD uçak gemileri o sırada Hawaii Üssünde bulunmuyorlardı, ayrıca hayati önem taşıyan ikmal depoları ve onarım tesisleri de herhangi bir zarar görmeden kalmışlardı. Ve ABD Donanması da bu sayede zamanla toparlanmayı başarabilmiştir. 1942 yılında Güneydoğu Asya'nın büyük bir bölümünü ele geçiren Japonya, Pasifik Savaşı sırasında giderek daha gerilere sürülmüş ve sadece kendi ana adalarını elinde tutabilir hale gelmiştir. İki atom bombası atılmasının ardından Japonya 1945 yılı, Ağustos ayında teslim olmuştur. ABD güçleri de böylece nihai intikamlarını almışlardı.
Japonya'da iktidarda olan Askeri Yönetim, 1941 yılı sonuna gelindiğinde, Mançurya, Formoza (Tayvan), Kore, Çin kıyı bölgeleri ve Fransız Çinhindinin (günümüzde Laos, Kamboçya ve Tayland'ın bazı kısımları) Kuzey bölgelerini çoktan işgal altına almıştı. Japonya'nın bögedeki yayılmacılık hareketi, 1939 yılı yazında Mançurya ile Dış Moğalistan arasındaki bölgede Japon Kuvvetlerinin SSCB Birlikleri karşısında yenilgiye uğramalarıyla sekteye uğramıştı. Japon Ordusu, Nomunhan (diğer bir adıyla Khalkhin Gol) Muharebesinde 18.000 kayıp vermişti. Bu yenilgi, Japon Donanmasına Japonya'nın bir sonraki fetih alanı Pasifik olması gerektiği yönündeki tezini destekleyen yeni bir argüman sağlamıştır.
Japonya'nın askeri açıdan büyüme kaydetmesi, elinde bulunmayan büyük miktarlarda ham maddeye sahip olmasını gerektiriyordu, üstelik Japonya'nın ihtiyaç duyduğu bu kaynakları satın alma imkânı da yoktu. ABD, Japonya'yı Çin'den çekilmeye zorlamak ve Filipinler gibi bölgelerde çıkarlarını korumak amacıyla petrol, benzin, demir cevheri, kömür, bakır, çelik, kurşun, kalay, kauçuk ve nikel elementi ithalatı üzerine amborgo uygulama yoluna gitmişti. İngiliz Malayası ve Hollanda Doğu Hint Adaları (Endonezya) da Japonya'ya petrol satışını kısıtlamaya gitmişlerdi. Japonya'nın ABD bankalarındaki mali varlıkları da dondurulmuş ve bu durum, Japonya'nın petrol satın alma kapasitesine ciddi bir sınırlama getirmişti. 1941 yılı ortalarına gelindiğinde Japonya, ihtiyaç duyduğu kaynakları fetih yoluyla elde etmek yoluna gitmek zorunda kalmıştı.
Japonya'nın Güneyde genişleme kaydedetmek üzere imparatorluk politikası üzerine odaklanmasına olanak tanıyan Sovyet-Japon Saldırmazlık Paktı 1941 yılı, Nisan ayında imzalanmıştı. Japon güçleri, 1941 yılı, Temmuz ayında, Güney Çinhindi'ne saldırı düzenlemişlerdi. Japonya Hükümeti, 01 Temmuz 1941 tarihinde, ABD, Britanya ve Hollanda'ya savaş ilan etme kararı almıştı. Japonya Askeri Yönetimi, Pasifik'te yayılmacı faaliyetlerini sürdürmeye çalışması durumunda – özellikle de İngiliz Malayası ve Hollanda Doğu Hint Adalarındaki petrol zengini bölgere saldırması – bu devletlerin er ya da geç Japonya'ya savaş ilan edecekleri düşünüyordu. ABD müttefik devletleri İngiltere ve Hollanda'ya yapılacak herhangi bir saldırı, ABD'yi en nihayetinde savaşa girmeye kesinlikle sevk edecek yönde olacaktı.
Japonlar, ABD Donanmasına önleyici bir saldırı düzenlemeleri halinde, Japon güçlerinin İkinci Dünya Savaşı'nın bu cephesinde hakimeyet sağlayacaklarını düşünüyorlardı. Japonya Donanması, sayıca daha üstün olan ABD Donanması ve ABD'nin çok daha güçlü ekonomisiyle uzun vadede rekabet edemeyeceğinden dolayı, mümkün olduğu kadar çok sayıda ABD gemilerinin imha edilmesi hayati önem arz ediyordu. Japonya Birleşik Filo Komutanı Amiral Yamamoto Isoroku (1884-1943) bir saldırı planı hazırlamıştı. Bu plana göre, büyük bir uçak gemi grubu gizlice ABD Pasifik Filosu Üssü olan Hawwaii'deki Pearl Harbor'a doğru ilerleyecekti. Ardından da Japon uçakları, daha limanda bulunan ABD gemi ve zırhlılarını batırmak amacıyla yeni geliştirilmiş torpido silahları kullanılarak saldırı düzenleyeceklerdi.
ABD güçleri,1898 yılından beri, Hawaii Adalarını ellerinde tutuyorlardı, ancak bu deniz üssü 1940 yılı ilk başlarında kurulmuştu. Pearl Harbor Üssünde konuşlanmış yaklaşık olarak 100 gemiden oluşan Pasifik Filosuna Koramiral Husband E. Kimmel (1882-1968) komuta ediyordu. ABD'nin Pasifik'te bulunan önemli diğer bir askeri varlığı Japonya saldırganlığının en muhtemel hedefi olarak görülen Filipinler'de bulunuyordu. Son derece akla uygun olan bu görüş/hüküm coğrafi koşullara dayanıyordu. Filipinler Adaları, Japonya'nın Formosa'daki üslerine sadece 200 mil (320 Km) mesafedeyken, Pearl Harbor ise Japonya'dan yaklaşık olarak 3400 Mil (5500 Km) uzaklıktaydı. Ayrıca ABD Ordusu, Japonya'nın sığ sularda işlev görebilen torpido silahı geliştirdiğinden haberdar değildi, bu nedenden dolayı da, Pearl Harbor Üssüne hava araçlarıyla saldırı düzenlenmeyeceğini düşünüyordu. Bundan dolayı da Harbor limanı, torpido saldırılarını önleyecek koruyucu ağlarla donatılmamıştı. Deniz Üssüne olası bir saldırı durumunda, saldırının doğrudan bir muharebe şeklinde değil de, sabotaj marifetiyle gerçekleşeceği yaygın bir kanı olmuştur.
Japon Saldırı Gücü komuta görevi Koramiral Chuichi Nagumo'daydı (1887-1944). Bu deniz gücü; altı uçak gemisi (bu gemilerden ikisi, bir zırhlı ve bir kruvazörden dönüştürülmüşlerdi), iki zırhlı gemi, iki ağır kruvazör, bir hafif kruvazör ile dokuz muhripten oluşan bir koruma eskortu, sekiz yakıt tankeri, üç denizaltı ve çeşitli destek gemilerinden oluşan bir filodan meydana geliyordu. Hava unsurları komutası ise ilk saldırı dalgası sırasında bizzat havalanan Yüzbaşı Mitsuo Fuchida'daydı (1902-1976).
Uçak gemi grubunda bulunan gemiler, Kasım ayının ikinci ve üçüncü haftasında Kure Deniz Üssünden ayrılmışlardı. Gemiler, düşman istihbarat birimlerince despit edilmemek amacıyla sıkı bir telsiz sessizliğini uygulamaya koymuş ve ana denizcilik rotalarından uzak durmuşlardı. Grup, Pasifikteki ilerleyişini rapor edebilecek nitelikte her türlü gemiye el koyma veya bu gemileri batırma emri almıştı.
ABD Amirali Kimmel, Aralık ayının ilk haftası boyunca Pearl Harbor Üssünden keşif uçakları gönderiyordu, ancak her yöne devriye çıkaracak yeterli araç kaynağı yoktu. Kimmel, keşif faaliyetlerini, en yakın Japon toprağı olan Güneybatıdaki Marshall Adalarını kapsayan bir yay üzerinde yoğunlaştırmıştı. Oysa Japon güçleri Kuzeyden Hawaii'ye yaklaşıyorlardı.
ABD askeri istihbaratı, bir süreden beri Japon şifreli mesajlarını ele geçirip çözümünü yapmış ve Japon harekâtının hazırlık aşamasında olduğunun da farkındaydı. Hatta bu şifreli mesajlardan özellikle Honololu Japon Konsolosluğuna gönderilen ve bölgdeki casusların hangi gemilerin, limanın hangi bölümünde bulunduğunu tespit etmesini isteyen bir talimat metninde Pearl Harbor adı da geçiyordu. Ancak bu bilgi hiçbir zaman Hawaii'deki Üsse iletilmemiştir.
Henüz tespit edilmemiş ve Hawaii'ye hala 275 Mil (450 Km) mesafede olan Japon uçakları, 07 Aralık, Pazar günü sabah saat 06.00'da konuşlanmış uçak gemilerinden havalanmışlardı. Japon diplomatları, o gün saat 13.00'te, Washington'a resmi bir savaş ilanı bildirmeyi amaçlıyorlardı; muhtemelen çeviri bürosunun meselenin aciliyetini ferk etmemesinden kaynaklanan bir gecikme nedeniyle, söz konusu bildirim ancak saldırı haberi ABD Başkanına ulaştıktan sonra yapılabilmiştir.
İlk saldırı dalgası; 40 torpido uçağı, 51 dalış bombardıman uçağı ve 43 avcı savaş uçağından oluşuyordu. Bu saldırıdan sonra, bu defa 54 bombardıman uçağı, 78 dalış bombardıman uçağı ve 36 avcı uçağının yer aldığı daha büyük ikinci bir saldırı dalgası daha gerçekleşmişti. Aynı zamanda, beş tanesi küçük denizaltı aracını taşıyan 16 denizaltı limana yaklaşmıştı. Bu denizaltılardan biri sabah saat 03.45'te tespit edilmişti, ancak üç saat sonra Pearl Harbor'a yaklaşıp devriye gezen bir muharip/destroyer sözkonusu bu denizaltısını batırana kadar hiç bir yetkili durumdan haberdar edilmemiştir. Sonuç olarak, görüldüğü üzere saldırının denizaltı ayağı tam bir başarızlıkla sonuçlanmıştı. Ancak asıl yıkıcı hasar havadan gelmiştir. ABD Radar Birimleri, sabah saat 6.45 -7.00 arasında, ilk Japon uçağını tesbit etmişlerdi. Bölgeye bir grup ABD B-17 bombardıman uçağının de gelmesi beklendiğinden ve tespit edilen uçakların kimliği konusunda kesinlik bulunmadığından dolayı bu rapor dikkate alınmamıştır.
Pearl Harbor Üssüne havadan saldırı düzenlenmeyeceği yönündeki düşünce nedeniyle, Üssün uçaksavar bataryalarında yeterli mühimat stoku da bulunmuyordu. Ayrıca, Adadaki Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Walter Short (1880-1949), sabotaj eylemlerine karşı daha iyi koruma sağlamak amacıyla uçakları bilerek bir arada toplamış ve aynı zamanda silahsız bir şekilde bırakmıştı. Benzer şekilde, Deniz Kuvvetleri savunması da olası bir hava saldırısına karşı hazırlık yapmamıştı. Donanma makineli tüfeklerinin sadece dörtte biri başında nöbetçi bulunuyor ve yedek mühimatın tamamı da kilit altında tutuluyordu. Japon uçakları, o Pazar günü limana yaklaştıkları zaman, donanma gemi kaptanlarının üçte biri ve çok sayıda diğer subay daha karadaydı.
Japonya'nın alçak irtifada saldırı düzenleyen ilk torpido uçakları ve dalış bombardıman uçakları, ABD'ye ait gemileri ve çeşitli pistleri sabah saat 7.55 dolayında vurmuşlardı. ABD Savunma Birliklerinden hiçbir karşılık gelmemişti. Japon askeri pilotu Mitsuo Fuchida, saldırıda tam bir sürpriz etkisinin sağlandığını belirten "Tora, tora, tora" (Kaplan, kaplan, kaplan) kodlu telsiz sinyalini Donanma Amirali Chuichu Nagumo'ya göndermeyi başarmıştı.
Pearl Harbor Deniz Üssünde pek çok kişinin, üzerlerine bomba yağarken bile saldırının gerçekleşmekte olduğunu düşünememesi şaşkınlığın boyutunu gözler önüne sermektedir. ABD'li Kurmay Subay Teğmen Ken Murray bombalama anını şöyle hatırlıyor:
Düşman bombalarının sessi ve çevremizi saran uçakların gürlemesiyle uyandığım zaman saldırıdan haberdar oldum. Dışarı fırladığım zaman, bunların Japon uçakları olduğunu hemen anladım; yanımda duran birisi, "Dostum, tıpkı gerçeği gibi görünüyor, değil mi? dedi. Tesadüfen Başkomutan Amiral Kimmel'ın yanında duruyordum ve meydana gelen yıkımı üzüntüyle izliyorduk. Derken, aniden elini kendi omuzuna attı ve rütbesini simgeleyen dört yıldızlı apoletleri söküp attı …(Holmes, 200)
Japonya askeri istihbaratın pilotlarına gösterdiği hedef, aslında açık havada kolayca seçilebiliyordu. Pilotlara, sadece isabet edebileceklerinden emin oldukları zaman torpidolarını bırakmaları emri verilmişti. Japon konvansiyonel bombardıman uçakları, sabah saat 08.25 dolayında, aldıkları bombaları yüksek irtifadan bırakmışlardı. Ardından, saat 08.55 ile 09.15 arasında torpido ve dalış bombardıman uçaklarından oluşan ikinci dalga saldırısına geçmişlerdi. Bu ikinci dalga, uçaksavar ateşinin yanı sıra, yaşanan kaos ortamından havalanmayı başaran bir avuç ABD avcı uçağının şiddetli ateşiyle karşılaşmışlardı. İkinci saldırı dalgasında, vurulan savaş gemilerinden yükselen devasa duman bulutları nedeniyle çok daha kötü görüş koşulları altında mücadele etmek zorunda kalınmıştı. Saldırı saat 09.45'te sona ermişti. Amiral Nogumo, yeri tespit edilmeyen uçak gemilerinden gelebilecek olası bir karşı saldırı ihtimaline karşı, planlaması yapılmış üçüncü dalga saldırı için uçak göndermeme kararı almıştı.
Japonya görev gücü nihayetinde 18 gemiyi batırmış veya ağır hasar vermiştir. Altı zırhlı batırılmış, diğer ikisi ise ağır hasar almışlardı. Bu devasa boyutlardaki gemiler, "Zırhlı Hattı" (Battleship Raw) boyunca düzenli bir şekilde sıralanmışlardı. En büyük dehşet, Arizona zırhlısında yaşanmıştı, baş tarafında bulunan cephanelik infilak etmiş, parçalanan gemi sulara gömülürken, mürettebattan 1.103 kişi ya anında can vermiş veya gömüldükleri suda boğulmuşlardı. USS West Wirginia'da görevli olup olaya bizzat şahitlik eden denizci Richard Fiske şunları hatırlıyor:
Arizona Gemisinin havada uçuşunu ve denizci cesetlerinin adeta yağmur gibi etrafa saçılmasını gördüm. O anlarda daha o kadar korkmamıştım, çünkü başımıza böyle bir şeyin geleceğini hayal bile edemiyordum, yaşananlar sanki gerçek dışı olaylardı, sanki bir kâbus gibiydi. İşin vahametini ancak sonrasında, kıyıya yüzüp de "Tanrım, biz savaştayız" diye fark ettiğim zaman tam olarak kavrayabilmiştim. (Holmes, 201-2002)
Üç destroyer gemi, üç kruvazör ve diğer dört gemi ya batırılmış ya da ağır hasar almışlardı. ABD 164 uçağı imha edilmiş, 128'i ise hasar görmüşlerdi. Askeri personel ve sivillerden oluşan 2.403 kişilik bir kafile ölmüş, 1178 kişi de yaralanmıştı. Japon kuvvetleri sadece 29 uçak ve altı denizaltı kaybetmişti; bunların çoğunun yerine kolayca yenisi ikame edilebilen küçük denizaltılarıydı. Saldırı sırasında 64 Japon askeri personeli ölmüştü. Japon uçak gemi grubu, hiçbir kayıp vermeden, 23 Aralık günü, Japonya'ya dönebilmişti.
Saldırı ağır bir darbe olmuştu; ancak gelecekteki harekâtlar açısından hayati önem arz eden bir husus; saldırı gerçekleştiği sırada ABD'nin iki uçak gemisi – Enterprise ve Lexington – tatbikat yapmak üzere açıklarda bulunuyorlardı. Japonlar saldırı hedefinde dört uçak gemisi olacağına inanıyorlardı; oysa Hornet ve Yorktown Uçak Gemileri o sırada, yani Aralık ayında, Atlas Okyanusunda görev yapıyorlardı. Diğer bir tesseli kaynağı da filodaki ağır kruvazörlerin tamamının yine tatbikat için açıklarda demirlemiş olmalarıydı.
Yaklaşık olarak 4.5 milyon varil kapasiteli yakıt depoları ile mühimat stokları, onarım atölyeleri, kuru havuzlar ve denizaltı sığınaklarından oluşan tesislerin tamamı saldırıdan hasar almadan kalmışlardı; bu sayede Pearl Harbor faaliyetlerine devam edebilmiştir. Sözkonusu tesisler, gerçekleştirilmesinde vaz geçilen üçüncü hava saldırı dalgasının hedefleri olabilirdi. Suların nisbetten sığ olmaları nedeniyle, kaybedilen veya hasar gören gemilerin üçü hariç, tamamı onarılarak kurtarılıp nihayetinde yeniden aktif hizmete alınabildiğinden, yakıt ve onarım imkânlarına büyük ölçüde ihtiyaç duyulacaktır.
Pearl Harbor saldırısı ABD açısından bir felaket olmuştur, ancak sonuçları çok daha ağır da olabilirdi. ABD uçak gemileri şayet batırılmış olsalardı, ABD Donanması anakarasına çekilmek zorunda kalırdı. Dolayısıyla, bu saldırı Japonya adına taktiksel büyük bir zafer olarak yankılanırken, stratejik bir zafer niteliği taşımıyordu. Üstelik bu "sinsi saldırı" olayının yarattığı psikolojik etki, Amerikan kamuoyunu, ülkenin savaşa girmesini bütün kalbiyle destekleyecek şekilde harekete geçirmişti. Almanya ve İtalya'nın 11 Aralık günü ABD'ye savaş ilan etmesiyle birlikte bu kararlılık daha da pekiştirilmiştir.
Pearl Harbor felaketinde nelerin ters gittiğini anlamak amacıyla Amerika'da altı resmi araştırma yapılmış ve Kongre de bir soruşturma yapmıştır. Aslında asıl zarara yol açan unsurlar, kuvvetler arası rekabet ve iletişim hatları kaynaklı olurlarken, o dönemde istifa eden Japonya Amirali Kimmel ve ABD Generali Short günah keçisi ilan edilmişlerdi (ancak daha sonra aklanmışlardı). ABD'yi savaşa girmeye teşvik etmek amacıyla Amerikalı yetkililerin bilerek saldırıya izin verdiklerine dair ikna edici somut hiçbir kesin kanıt bulunmamıştı. Aynı şekilde, İngiliz askeri istihbaratının da saldırı gerçekleşmeden önce durumdan haberdar olduğuna dair kesit bir kanıt sunulmamıştır. Kısacası, Japonya'nın Pearl Harbor'a saldırısı o denli cüretkâr olmuştur ki, olay gerçekleşmeden önce kimse böyle bir olayın mümkün olabileceğini hayal bile etmemiştir.
Peal Harbor Saldırısı, Pasifik Savaşının (Japonlar, Büyük Doğu Asya Savaşı olarak tanımlamış) sonu değil, sadece başlangıcı olmuştur. Savaşın ikinci günü de Japonya adına başarılı geçmiştir; düzenlenen bir hava saldırısıyla Filipinlerin Luzon Adasında bulunan ABD Hava Kuvvetlerine (USAAF) ait 35 adet B-17 Flying Fortress uçaklarının büyük bir kısmı imha edilmişti. ABD güçlerinin bu saldırıya cevabı Japonya'ya savaş ilan etmek şeklinde olmuştur. ABD Başkanı Roosevelt, Kongreye hitaben yaptığı konuşmasında; "Dün, 07 Aralık günü, utançla hatırlanacak bir gün olacak" ifadesini kullanmıştır (Horner, 29).
Japonya, 1942 yılında pek çok zafer kazanırken, Güneydoğu Asya genelinde, Kuzey-Güney doğrultusunda Mançurya'dan Hollanda Doğu Hint Adalarına, Batı-Doğu doğrultusunda ise Birmanya'dan (Myanmar) Marshall Adalarına uzanan devasa bir hâkimiyet alanı kazanmıştı. Ancak bu savaş; Müttefiklerin birleşik kaynakları – personel sayısı, silah üretim kapasitesi ve teknoloji düzeyi bakımından çok daha üstün olmaları – göz önüne alındığında, Japonya'nın uzun vadede kazanamayacağı bir savaş olmuştur. Nihayetinde sadece kendi Ana Adalarını savunmak zorunda kalacak şekilde geri püskürtülen Japonya Savaşı; 1945 yılı, Ağustos ayında Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine iki atom bombasının atılmasıyla birlikte Japon halkı açısından yıkıcı sonuçlarıyla noktalanmıştır.