Japonya, herhangi bir uyarıda bulunmadan ve hatta savaş ilanı olmadan, 07 Aralık 1941 tarihinde, Hawaii'de Pearl Harbor ABD Donanma filosuna saldırı düzenlemişti. Mançurya, Kore, Çin kıyıları, Fransız Çinhindi'ni işgal eden Japon Askeri Yönetiminin Pasifikteki emperyalist emellerini sürdürebilmek amacıyla başta petrol olmak üzere çeşitli ham maddeleri edinmeye ihtiyacı vardı. ABD Donanmasına yönelik bu önleyici saldırının İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) bu cephesinde Japonya Ordusuna hâkimiyet kurma imkânı sağlayacağı düşünülüyordu.
Düzenlenen saldırıyla ABD savaş gemileri tahrip edilip 3.500'den fazla can kaybı olmasına yol açsa da, ABD uçak gemileri o sırada Hawaii'de bulunmadıkları için hayati önem arz eden ikmal depoları da zarar görmeden kalmışlardı. Bu saldırının bir sonucu olarak, baskına cevap niteliğinde ABD savaşa girmiş ve ABD Donanması da zamanla toparlanmayı başarabilmiştir. ABD Silahlı Kuvvetleri, 1945 yılı, Ağustos ayında, ülke nüfusu açısından yıkıcı sonuçlar doğuracak şekilde Japonya'yı mağlup etmiştir.
Japonya'nın Pearl Harbor Üssüne saldırmasının nedenleri:
- Japonya'nın Güneydoğu Asya'da, 1870'li yıllara uzanan zafer ve toprak kazanma süreci, donanmasına herkesi yenebileceğine dair bir özgüven kazandırmıştı.
- Avrupa'da; Hollanda, Fransa ve Britanya'nın, 1940 yılında, Nazi Almanyası karşısında yenilgiye uğramaları, bu ülkelerin Pasifik'teki topraklarını savunabilme ihtimalinin azalması anlamına geliyordu.
- Japonya'nın, 1941 yılı, Nisan ayında, Rusya ile imzaladığı Barış Antlaşmasıyla, Pasifikte yayılma üzerine odaklanma konusunda serbest bir hareket kazanması anlamına geliyordu.
- Japonya'nın Çin ile sürdürmekte olduğu kara savaşı beklenenden daha uzun sürmüş ve bu nedenle Japon Donanması, yayılmanın Pasifik diğer bölgelerinde daha iyi gerçekleştirebileceğini savunuyordu.
- ABD'nin, 1941 yılında, Japonya'ya petrol ve diğer ham maddelerin satışına ambargo uygulaması, Japonya yönetimini fetih yoluyla kaynak bulma arayışına girmek zorunda bırakmıştı.
- ABD Üssüne sürpriz bir önleyici saldırı düzenlemesi, Japonya'nın öngörülebilir gelecekte Pasifikte hareket etme serbestisinin olmasını sağlayacak ölçüde ABD Filosunu zayıflatacaktı.
- Şayet Japonya, kaynaklar açısından zengin Güneydoğu Asya'nın tamamını kısa sürede işgal edebilseydi, bölgede henüz önemli bir donanma gücüne sahip olmayan ABD tecrit politikasını sürdürebilir ve barış talebinde bile bulunabilirdi.
İngiliz ve Hollanda imparatorlukları, Pasifik Bölgesinde – özellikle Malaya ve Hollanda Doğu Hint Adalarında (Endonezya) – uzun süreden beri değerli toprakları elinde bulunduruyorlardı. ABD Yönetimi, 1898 yılında, Hawaii, Filipinler ve Guam Bölgesinin tamamını ele geçirmişti. Japonya da, 1870'lerde Ryukyu, Bonin ve Kuril Adalarını işgal etmekle başlattığı süreç ile kendi imparatorluğunu kurmaya ve Pasifikte etki alanını genişletmeye aynı derece istekli olmuştu. "1894-1895 yıllarında Çin ile Japonya arasında savaş vardı (Birinci Japon-Çin Savaşı) ve Japonya, Formoza (Tayvan) ile Pescadores Adalarını topraklarına katmıştı. Bu kazanımından sonra, 1904 yılında, Rusya'ya karşı kazandığı başka bir zafer daha olmuştu (Japon-Rus Savaşı). 1910 yılına gelindiğinde Kore toprakları tamamen ilhak edilmişti. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında İngiltere, Fransa ve ABD müttefiki Japonya'nın zafer kazanmasının yanında diğer bir ödül olarak, kaybeden Almanya'nın Pasifikteki bazı sömürgelerin kontrolünü elde etmesi omuştu. Japonya'nın Mariana, Caroline ve Marshall adalarını kendi kontrolü altına alması, ABD'nin Filipinler gibi bölgelerdeki çıkarlarını savunmasını zorlaştıracak bir durum yaratıyordu.
Japonya'da, 1930'lu yıllarda, yaşanan bir dizi sosyal ve ekonomik sorunların yanı sıra meydana gelen bir dizi depremlerin ülkede yol açtığı yıkımların olduğu dönemde, ülkede algılanan dış tehditlere karşı Japonya'yı savunma vaadiyle iktidara gelen bir Askeri Yönetim kurulmuştu. Anayasal bir hükümdar olan İmparator Hirohito'nun (dönemi 1926-1989) yetkileri sınırlıydı ve aslında sadece askeri yönetimin aldığı kararları resmi olarak meşrulaştırmak üzere o makamda bulunuyordu. Japonya nüfusunda her yıl bir milyon kişi artış oluyordu ve ülke kaynakları da neredeyse tükenmek noktasına gelmişti. Bu sosyal durum, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran ve Dünya ticaretinde durgunluk olmasıyla daha da ağırlaşmıştı. Uluslararası altın standardında çöküş olmasının ardında Japon Yen'inde davaluasyon olmasından sonra bir nebze toparlanmaya başlayan ekonomi, devletin 1932 yılında devasa boyutlarda silahlanma harcama yapmasıyla desteklenmişti. Ancak, ordu gücünde büyüme kaydedilmesi, Japonya'nın elinde bulunmayan çok büyük miktarlarda ham maddeleri gerektiriyordu.
Japonya, 1931 yılı, Eylül ayında Mançurya'yı işgal ederek Milletler Cemiyetine ve uluslararası barışın olmasına karşı açıkça meydan okumuştur. Çin'in Kuzeydoğusu Mançurya bölgesi, doğal kaynaklar bakımından zengin ve stratejik öneme sahip bir coğrafi bölge idi. Çin Yönetimi bölgeyi bir ölçüde ihmal etmiş ve bölgedeki hâkim kanunsuzluk ortamı da Japonya'nın ticari çıkarlarını tehlikeye atıyordu. 1932 yılı, Mart ayında Japonya'ya bağlı bir kukla devlet olan Manchukuo kurulmuş ve Milletler Cemiyeti de etkili bir karşılık verememişti. Üye devletlerin çoğu, küresel ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde ticari faaliyetleri kısıtlayan ekonomik yaptırım uygulama konusunda isteksiz davranmışlardır. Japonya, 1933 yılı, Mart ayında Milletler Cemiyeti üyeliğinden çıkmıştı. Bu durum belki de isabetli olmuştur, çünkü Japonya, giderek daha da güçlenen Çinli milliyetçilere karşı Çin'deki varlıklarını koruma bahanesiyle 1937 yılı, Temmuz ayında Çin'e karşı topyekûn bir fetih savaşı başlattığı zaman, Cemiyet üyeleri nezdindeki itibarı da dahada azalmıştı. Japonya Yönetimi, giderek artan bir şekilde sertlik yanlısı emperyalist kişilerden oluşuyordu ve 1937 yılında ülkenin sanayi, iş gücü ve basını üzerinde tam kontrol sağlamış, ülke ekonomisi, özellikle de ağır sanayi ve gemi yapımı faaliyetleri, giderek savaş düzenine göre yapılandırılmıştı. Japonya Yönetimi, 1937 yılına gelindiğinde, toplam bütçesinin % 65-75'ini askeri harcamalara ayırmış ve tahsisi yapılan bu bütçe 1931 yılındaki askeri harcama miktarının iki katından daha fazla olmuştur.
Japonya, imparatorluk kurma yolunda karşılıklı işbirliği ve komünizme karşı ortak bir cephe oluşturmayı öngören Anti-Komitern Paktı imzalayarak, Dünya Siyaset sahnesinde saldırgan iki devlet olarak kabul edilen Faşit İtalya ve Nazi Almanyası ile ittifak kurmuştur. Japonya'nın yayılma süreci, 1939 yılı yazında, Mançurya ile Dış Moğalistan arasında kalan sınır bölgesinde Japon Kuvvetlerinin SSCB Birlikleri karşısında yenilgi almalarıyla birlikte sekteye uğramıştı. Japon Ordusu, Nomunhan (diğer adıyla Khalkin Gol) Muharebesinde 18.000 kayıp vermişti. Bu yenilgi, Japon Donamasına, Pasifik'in Japonya'nın bir sonraki yayılma alanı olması gerektiği yönündeki tezini destekleyen yeni bir argüman sağlamıştır.
Japonya'nın, SSCB karşısında aldığı yenilgiye rağmen, son 65 yılda elde ettiği uzun süreli bazı zaferler, Japon Askeri Yönetimine, silahlı kuvvetlerinin üstün olduğuna dair aşırı bir özgüven aşılamasına neden olmuştur. Bu inançları, özellikle Nazi Almanya'sının yenilgiye uğrattığı Avrupa ulusları ordularına ve hatta belki de henüz denenmemiş ABD Silahlı Kuvvetlerine karşı da geçerli olduğu görülüyordu. Pek çok Japon vatandaşı, kendi ırkları, kültürleri ve imparatorlarına hizmet etme konusunda sarsılmaz kararlılıklarından dolayı diğer uluslardan daha üstün olduklarına inanacak şekilde küçük yaşlardan itibaren eğitilmişlerdi. Kısacası, Japon Askeri Yönetimi, Pasifikte Japon hâkimiyetinin kaçınılmaz olduğu konusunda Japon halkını ikna edebilmişti.
Japonya, imparatorluk ihtişamı ve doğal kaynak edinme hedefi doğrultusunda, özellikle de ithalatı ABD ambargosuyla kısıtlanmış petrol arayışında Güneydoğu Asya'ya yönelmişti. Bu ambargo, Japonya'yı Çinden çekilmeye zorlamak ve Fililpinler gibi bölgelerde ABD çıkarlarını korumak amacıyla uygulamaya konulmuştu. Japonya savaş ekonomisinin; ithal petrol (Japonya, ülke ihtiyacının yalnızca % 6'sını karşılayabiliyordu), demir cevheri, kömür, kurşun, kalay, kauçuk ve nikel elementine çok büyük ölçüde ihtiyacı vardı. Önemli diğer bir ayrıntı; Japonya'nın 1936 yılında ithal ettiği petrolün en az üçte ikisi ABD'den geliyordu. Japon Hükümeti ihtiyacı olan ham maddeyi stoklama tedbiri almaya başlamış; ancak bu tedbir alma ğpolitikası, ihtiyatlı olmasona rağmen, ABD ve müttefikleriyle bir savaş patlak vermesi halinde Japon Ordusu ihtiyacını karşılamaya yetmeyecekti.
Japon Ordusu; İkinci Dünya Savaşında Almanya'nın 1939 yılında Polonya'yı işgaliyle başlayan Avrupa'daki gelişmelerin, Japonya'nın Pasifikte izlediği saldırgan yayılmacılık hareketine karşı doğrudan bir tepki gelmesini engelleyici olacağını umuyordu. Japonya o yıl, Hainan Adası ve Spartly Adalarını işgal etmişti. Hollanda, Fransa ve Britanya'nın 1940 yılında Avrupa'da aldıkları askeri yenilgiler, bazı Japon militaristlerinin bu devletlerin artık Pasifikteki teritoryal varlıklarını savunma konusunda çok daha yetersiz kalacakları şeklinde düşünmelerine yol açmıştı. Bu durum özellikle 1940 yılı Haziran ayına gelindiğinde Nazi Almanya'sının tamamen veya kısmen işgal etmiş olduğu Hollanda ve Fransa için de geçerliydi. Hollanda güçleri, Hollanda Doğu Hint Adalarını kontrol ediyor, Fransa ise (günümüzde Laos, Kamboçya ve Tayland'ın bazı bölgeleri) topluca Çinhindi olarak bilinen sömürge grubunu elinde bulunduruyordu.
Japon Kuvvetleri, 1940 yılı Eylül ayında Çinhindi Kuzey bölgelerini, 1941 yılı baharında Çin'in Güneyindeki önemli bazı limanları işgal etmişlerdi. 1941 yılı, Nisan ayında imzalanan Japon-Sovyet Saldırmazlık Paktı, Japonya'ya Güneye doğru genişleme gösteren imparatorluk politikası üzerine odaklanma imkânı vermişti. Japonya, 1941 yılı, Temmuz ayında, Güney Çinhindine saldırmıştı. Japon Güçlerinin Pasifikte daha fazla yayılmaları önündeki tek engel ABD güçleri oluyordu.
1930'lu yılların sonuna gelindiğinde, Japonya'nın Pasifikte yayılmacı emellerinin gayet iyi farkında olan ABD, Japonya'nın savaş yapabilme kapasitesini sekteye uğratmaya çalışıyordu. ABD'nin, 1941 yılı, Haziran ayı itibariyle uygulamaya koyduğu ekonomik yaptırımlar; ham petrol, benzin, bakır, demir ve çelik ile askeri gelişmesi için gerekli diğer ham maddelerin Japonya'ya ihracatına engel teşkil ediyorlardı. İngiliz Malayası ve Hollanda Doğu Hint Adaları da Japonya'ya petrol ihracatını bloke etmişlerdi. Bu kapsamlı ticaret ambargosu, ABD'nin Japonya ile olan ticaretini fillen dörte üç oranında azaltmıştı. ABD ve Britanya, Japonya'nın daha fazla yayılmasını önleme çabaları kapsamında Çinli milliyetçi lider Chiang Çan Kai-shek'e (Çan Kay Şek) aktif destek veriyorlardı. Bu arada, Japonya'nın ABD bankalarındaki finansal varlıkları da dondurulmuş ve bu durum Japonya'nın petrol satın alma imkânını ciddi bir şekilde kısıtlamıştı. ABD, İkinci Dünya Savaşı Avrupa Cephesinde olduğu gibi, saldırgan bir devleti askeri müdahale noktasına varmadan önce durdurabilmek adına elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Japonya, uygulanan petrol ambargosuna "Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı" adında yeni bir ekonomik bölge oluşturma hedefini belirleyerek karşılık vermişti. Japon Hükümeti, bu hedef programına katılmaya istekli olmayan bir devleti düşman olarak dikkate alacağını ilan ettiği zaman, Avusturalya, Filipinler, Hindistan, Birmanya ve Malaya gibi ülkelerin bu hedef prpogramına katılmak zorunda kalacaklarını düşünüyordu. Japonya'ya uygulanan ticaret ambargosu, hedeflenenin tam tersi yönde bir etki yaratmış gibi görünüyordu. Japonya, emperyal yayılmacılık politikasına sınırlama getirmek bir yana, yayılmacılık sürecinin seyrini birkaç kademe daha üst seviyeye yükseltmişti.
Japonya Hükümeti, 01 Aralık 1941 tarihinde, ABD, Birtanya ve Hollanda'ya savaş ilan etme kararı almıştı. Japon Hükümeti, Pasifikte yayılmacı faaliyetlerini sürdürmesi halinde – özellikle de İngiliz Malayası ve Hollanda Doğu Hint Adalarında bulunan petrol zengini bölgelere saldırması – bu devletlerin, er ye da geç Japonya'ya savaş açacaklarını düşünüyordu. ABD müttefikleri İngiltere ve Hollanda'ya herhangi bir saldırı, şüphesiz "uyuyan devi", yani ABD'yi nihayet savaşa girmeye sevk edecekti. Japonlar, Hawaiideki Pearl Harbor Deniz Üssüne gizli bir hava saldırısı olması halinde, ABD'nin, daha Pasifik Savaşı başlamadan saf dışı kalacağını düşünüyorlardı. Japon Donanması, sayıca üstün ABD Donanması ve çok daha güçlü ekonomisiyle uzun vadede rekabet edemeyeceğinden dolayı, mümkün olduğunca çok sayıda ABD gemisinin imha etme politikası hayati önem taşıyordu. Kısa sürede ve kesin bir zafer kazanılması halinde, Japonya'nın haksız yollarla elde ettiği toprak kazanmalarını elinde tutmasını sağlayabilirdi. Pasifikte kayde değer bir deniz gücü kalmayan ABD'nin, tecrit politikasını sürdürmeyi ve Japonya ile bir barış anlaşması yapmayı bile tercih edebilirdi.
Japonya Deniz Kuvvetleri Birleşik Filo Komutanı Koramiral Yamamoto Isoroku (1884-1943) saldırı planını hazırlayıp hayata geçirmişti. Daha planlama aşamasında, saldırının başarılı olabilmesi için mutlak bir sürpriz unsuruna dayanması, uçakların böylesine izole bir hedefe ulaşabilmeleri adına Japonya'nın en büyük uçak gemilerinden en az altısının görevlendirilmesi, ayrıca yakıt ikmal gemileri de dâhil olmak üzere çok sayıda denizaltı ve destek gemisinden oluşan büyük bir filonun sürece dâhil edilmesi gerektiği anlaşılmıştı. Amiral Yamamoto, bu iddialı planın işe yarayabileceği ve Japon askeri planlamacıları nezdinde uzun süreden beri öncelik taşıyan Hawaii'ye saldırı düzenlemenin Filipinler'e yapılacak bir saldırıdan daha yeğlenir olması konusunda Deniz Kuvvetlerı Kurmay Başkanı Amiral Nagano'yu ancak daha yeni ikna edebilmişti.
Japon Deniz Görev Gücü, düşmana sedece ağır bir maddi darbe indirmekle kalmamış, aynı zamanda, sarsıcı bir pisikolojik darbe indiren taaruz harekâtıyla Pasifik bölgesi derinliklerine yönelmiştir. Bu yönelme, Japonya'nın oynadığı cüretkâr bir kumar olsa da, potansiyel getirisi çok büyük bir girişim olmuştur. Saldırı planına ilişkin fizibilite çalışmasını yürütmekle görevlendirilen Komutan Minoru Genda'nın (1904-1989) belirtiği üzere; "Savaş çıkması halinde, Japonya'nın, geleneksel yöntemlerle savaşması durumunda, bu savaşı kazanma şansının çok az olduğu düşünülüyordu" (Holmes,199).
Amiral Yamamoto'nun bu şans oyununda elini güçlendiren bazı teknolojik kozları vardı. Japonlar, sığ sularda görev yapabilen ve uçaklardan Pearl Harbor Üssüne atılabilen torpido slahları geliştirmişlerdi. ABD Ordusu bu gelişmelerden haberdar değildi ve sığ sularda kurulmuş üslerine torpido taşıyan uçaklarla saldırı düzenlenmeyeceği yönünde rehavet dolu bir kanıya kapılmasına yol açmıştı.
Peal Harbor Saldırısı 07 Aralık günü gerçekleştirilmiştir. Japonlar, baskın etkisi yaratmayı başarmışlardı. ABD Askeri İstihbaratı, Japon Harekâtının hazırlık aşamasında olduğu bilgisini almıştı, ancak olası bir saldırının en muhtemel hedefinin, Japonya'nın Formosa'daki üslerine 200 Mil (320 Km) mesafedeki Filipinler olacağını düşünüyordu. Ayrıca, ABD'li komutanların çoğu, Japonya'dan yaklaşık olarak 3400 Mil (5.500 Km) uzaklıktaki Pearl Harbor'a yönelik olası bir saldırının sabotaj veya denizaltı saldırısı şeklinde olacağı şeklinde düşünüyorlardı. Tam teşekküllü bir uçak gemi grubunu harekete geçirilerek Hawaii Üssüne bir saldırının başlatılabileeceğini beklemiyorlardı.
ABD Ordusu ve Başkan Franklin D. Roosevelt'in (1882-1945) Pearl Harbor Denzi Üssüne yönelik planlanan saldırıdan haberdar oldukları, ancak böyle bir baskının ABD'nin İkinci Dünya Savaşına fiilen girmesi için ideal bir bahane oluşturacağı düşüncesiyle yerel komutana bilgi verilmeme kararı alındığı öne sürülmüştür. Ancak, bu görüşü destekleyecek somut kesin bir kanıt bulunmuyor. Diğer yandan, Japonya'nın Pearl Harbor'a yönelik yoğun ilgisini açığa çıkaran Japonya Konsolosluk şifreli mesajlarını ele geçiren Washington'daki istihbarat birimleri ile sahadaki komutanlar arasında iletişim eksikliği olması, önesürülebilecek başka herhangi bir sebepten daha ziyade, bu durum aslında kurumlar arası rekabetten ve genel bir iletişim becerisizliğinden kaynaklanıyordu. Örneğin şifre çözücü yeni makinenin Hawaii'deki Üs yerine İngiltere'ye gönderilmesi gibi hatalar da yapılmıştı. Benzer şekilde, bazıları ABD'nin uyguladığı petrol ambargosunu, ABD kamuoyunun savaşa girmesini desteklemek üzere Japonya'yı saldırgan bir eyleme zorlamaya yönelik kasıtlı bir girişim olarak görmüşlerdir. Ancak buna dair çok az somut ve kesin kanıt bulunuyor. ABD Donanmasının nasıl da bu denli hazırlıksız yakalanabildiğini açıklamaya çalışan bu türden komplo teorileri, belki de Japonya'nın giriştiği cüretkâr kumarın boyutunu en iyi gözler önüne serer niteliktedir.
Pearl Harbor Saldırısı, Japonlar adına büyük bir başarı olmuştur. Limanda ABD'ye ait 94 gemi bulunuyordu. Japon Görev Gücü; ABD'ye ait sekiz zırhlı da dâhil, 18 gemiyi batırmış veya ağır hasar vermiş, yaklaşık olarak 200 uçağı imha etmiş veya hasara uğratarak toplam 2403 kişinin ölümüne ve 1178 kişinin de yaralanmasına yol açmıştır (Dear, 680). Japon Kuvvetleri sadece 29 uçak ve altı adenizaltı kaybetmişlerdir; kaybedilen denizaltıların çoğu, kolayca yenisiyle ikame edilebilen küçük tip denizaltılardı. Bu durum ABD'ye ağır bir darbe olsa da, geleceğe yönelik harekâtlar açısından daha kritik bir husus; ABD'ye ait iki uçak gemisi o gün tatbikatta oldukları için Hawaii'de bulunmuyorlardı. Ayrıca, Üssün yakıt depoları da harhangi bir zarar görmemiş ve bu sayede Pearl Harbor Üssü olağan faaliyetlerini sürdürebilmiştir. Saldırı, taktiksel bir zafer olmuş ancak stratejik bir zafer olmamıştır.
Pearl Harbor Saldırısı, Pasifik Savaşının (Japonların deyimiyle Büyük Doğu Asya Savaşı) sonu değil, sadece başlangıcı olmuştur. Savaşın ikinci günü de Japonya adına başarılı geçmişti; düzenlenen bir hava saldırısıyla, Filipinler'in Luzon Adasından bulunan ABD Hava Kuvetlerine (USAAF) ait 35 adet B-17 Flaying Fortress uçaklarından büyük bir kısmı imha edilmişti. Japonya, 1942 yılı boyunca pek çok zafer daha kazanmış olsa da, müttefiklerin birleşik kaynakları göz önüne alındığında, bu savaş, uzun vade de kazanamayacağı bir savaş olmuştur. Nihayetinde, sadece kendi adalarını savunmak zorunda kalacak şekilde geri püskürtülen Japonya Savaşı, 1945 yılı, Ağustos ayında Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine iki atom bombasının atılmasıyla Japon halkı açısından yıkıcı sonuçlarla noktalanmıştır.