Ninova (günümüzde Musul/Irak), Antik Çağın en eski ve en büyük şehirlerinden biriydi. İlk başlangıcından itibaren büyük bir ticaret merkezi olup Ninua adıyla bilinen bu şehir, zamanla Antik Dünyanın en büyük ve en zengin kentlerinden biri haline gelmişti. Kutsal Eski Ahit Kitabı anlatılarında olumsuz bir şekilde mercak altına alan yazarların dışında kalan antik dönem diğer yazarları Ninova kentine büyük bir saygı duyuyorlardı. Zirvesinde olduğu dönemde büyük bir kültür merkezi ve dünyanın en büyük şehri Ninova, Kutsal Kitap anlatı bölümleri (özellikle Yunus Kitabı) üzerinden anlatılan kötü şöhreti nedeniyle günümüzde daha çok "bir günah şehri" olarak bilinir.
Bölgeye MÖ 6000 yılı gibi erken bir tarihte yerleşim olmuş ve MÖ 3000 yılına gelindiğinde Ninova şehri tanrıça İştar'a tapınılan önemli bir dini merkez haline gelmişti. Adının anlamı konusunda bazı görüş ayrılıkları olmakla birlikte, bu adlandırma büyük bir olasılıkla tanrı ve tanrıça adlarında sıklıkla görülen (Ninhursag, Ninurta ve diğer pek çok tanımlamada olduğu gibi) "Nin" veya Nina" ön ekleriyle ilişkili olmuştur. Şöyle ki; Ninova, daha erken dönemden itibaren tanrıça İştarla özdeşleşmiş olduğundan dolayı, bu ön ek "Tanrıça'nın Evi" veya özel olarak "İştar'ın Evi" anlamına geliyor olabilir. Ninurta tanımlaması ise, daha sonra Ninova şehrinde bir araya gelen pek çok tanrılardan birinin adı haline gelmiştir.
Ninova, Asur Kralı I. Samşi-Adad (dönemi MÖ 1813-1791) hükümdarlığı sırasında doğrudan Asur egemenliği altına alınmış, Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 912-612) egemenliği döneminde, Babil şehrini Yeni Asur İmparatorluğu başkenti yaparak şehirle sıkı bir bağ kuran ve en ünlü Asur krallarından biri olan Sanherib (hükümdarlığı MÖ 705-681) saltanatı döneminde Ninova şehrinde en büyük gelişme gerçekleşmiştir. Modern dönem araştırmacıları, daha sonra Babil'e atfedilip anlatıla gelen meşhur Asma Bahçelerini aslında Ninova'da inşa eden kişinin de Asur Kralı Sanherib olabileceğini düşünüyorlar.
Kutsal Eski Ahit Kitabında Ninova şehri birkaç kez anılır ve bu anmalarda şehir günah ve ahlaki çöküşle ilişkilendirilir. Ancak çöküşünden önce Ninova şehri, bahçeler, heykeller, parklar ve bir hayvanat bahçesiyle donatılmış, dünyanın en büyük kent merkezi konumunda olup büyük bir kültürel ve dini merkez olarak kabul ediliyordu. Ninova şehri, MÖ 612 yılında, Yeni Asur İmparatorluğunu yıkan Babil ve Medlerin öncülük ettikleri bir kolalisyon gücü marifetiyle tamamen yıkılıp yerle bir edilmişti.
Bölge, Neolotik Çağdan beri iskân edilmiş ve MÖ 6000 yılı dolayında bu topraklarda bir medeniyet kurulmuştu. Ninova yerleşim yerinde ilk şehri inşa eden halkın kimliği ve şehrin adı bilinmiyor. Ninova şehri, bu erken dönemde (ve sonrasındaki yapılar) bir fay hattı üzerinde inşa edilmiş ve bundan dolayı da yaşanan çeşitli depremler sonucunda zarar görmüştür.
Akeolojik kazılarda, bu alanda kurulup sonra yok olmuş bir dizi şehir gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu durum, genellikle daha önceki bir şehrin kalıntıları üzerine yenisinin inşa edildiği Mezopotamya yapı geleneğine uyumlu bir gelişmedir. Bu gelişme, geçen zamanla birlikte, bazı şehirlerin yapay bir tepe üzerinde, çevredeki ovalardan çok daha yüksek bir konuma yükselmesine yol açmıştır. Ninova'nın da durumu bundan ibarettir.
Akadlar, bütün Mezopatamya topraklarını fethetmelerinin yanısıra Kilikya gibi Anadolu bölgelerini de fetheden ilk kralları Akadlı Sargon (saltanat dönemi MÖ 2334-2279) hükümdarlığı döneminde bölgeyi ele geçirmişlerdi. MÖ 2260 yılında meydana gelen bir depremle, muhtemelen Kral Sargon'un inşa ettiği Ninova'daki ilk İştar Tapınağı yıkılmıştı. Bu tapınak, daha sonra şehirde genişleme çalışmaları yapan Akad Kralı Manishtusu (hükümdarlığı MÖ 2269-2255) döneminde yeniden inşa edilmişti. Akadlar, Ninova şehrini tanrıça İştar ile özdeşleştirmiş ve impartorluklarının yaklaşık olarak MÖ 2154 yılında çöküşüne kadar hem şehri ve hem de bölgenin genelini ellerinde tutmuşlardı. Bu dönemde Hattiler de, Asur ve Amori güçlerinin bölgeyi istila etmelerine kadar, özerkliklerini kısa bir süreliğine yeniden kazanmışlardı.
Amoriler Ninova'yı işgal edip şehirdeki mevcut tapınağa eklemeler yapmış ve daha sonra yıkılan diğer inşaat projelerini belgeleyen kitabeler bırakmışlardı. Asur Karlı I. Samşi-Adad, Amorileri bölgeden uzaklaştırmış, Asur kentini, Asur İmparatorluk başkenti yaparken, Ninova bir ticaret merkezi olarak gelişmişti. Kral I. Samşi-Adad'ın ölümü ardından, Babil Kralı Hammurabi (hükümdarlık dönemi MÖ 1792-1750) liderliğindeki Amoriler bölgeyi fethetmişlerdi.
Kral Hammurabi'nin ölümü ardından Babil Krallığı dağılmış ve Asurlular, Kral Adasi (yaklaşık MÖ 1726-1691) döneminde Ninova şehrini ele geçirmişlerdi. Asurlular, Asur egemenlik topraklarını daha da genişletmiş, ancak Orta Asur İmparatorluk sınırlarını belirleyen büyük Kral I. Adad-Nirari (MÖ yaklaşık 1307-1275) dönemine kadar bölgeyi tam bir anlaşma ile güvence altına alamamışlardı. Kalhu kenti kurucusu olan Kral I.Salmeneser (dönemi MÖ 1274-1254), Ninova'da bir saray ve bir tapınak inşa edip kentte yenileşme çalışmaları başlatmıştı. Ayrıca yerleşim bölgelerini çevreleyen ilk surların inşa-yapım çalışmalarını da onun gerçekleştirdiği düşünülüyor.
Bütün bölgenin şu ya da bu şekilde zarar gördüğü ve MÖ 1200 yılı dolayında gerçekleşen Bronz Çağı Çöküşüne kadar, Ninova şehri, Asurlular, Hititliler, Mitaniler ve Hattiler arasındaki güç mücadelesi ortasında kalmıştı. Asurlular bu dönemi varlıklarını koruyarak atlatmış ve Asur İmparatorluğu, Ninova, Asur ve diğer şehirlerde büyük çaplı imar projelerini başlatan I.Tiglat-Pileser'ın (MÖ yaklaşık 1115-1076) hükümdarlığı döneminde genişleyip büyüme kaydetmişti.
Bölgedeki Asur egemenliğinin son evresi olan Yeni Asur İmparatorluğu, Asur krallıklarının en ünlüsüydü ve Ninova, bu imparatorluk kralları döneminde gelişmesinin zirve noktasına ulaşmıştı. Ninova'yı başkent yapan Kral Sanherib'in hükümdarlığı sırasında şehir boyut, ihtişam ve ün bakımından büyük bir gelişme kaydetmişti. Sanherib, MÖ 717-706 yılları arasında kendi başkenti olan Dur-Şarrukin'i (Sargon Kalesi) inşa ettiren Kral II. Sargon'un (hükümdarlığı MÖ 722-705) oğluydu. Kral II. Sargon ile oğlu hiçbir zaman anlaşamıyorlardı. Bu nedenle Kral II. Sargon MÖ 705 yılında öldüğü zaman, yerine geçen oğlu, babası uygulamalarından mümkün olduğu kadar uzak kalmak istemiştir.
Asur Kralı Sanherib, saltanat döneminin ilk başlarında Kral II. Sargon'un yeni tanımlamış olduğu Dur-Şarrukin şehrini terk ederek başkenti Ninova'ya taşımış, Dur-Şarrukin'den taşınabilecek her şey yeni başkent Ninova'ya nakledilmişti. Şehrin çevresine 15 kapılı büyük surlar inşa edilmiş, halka açık parklar, bahçeler, su kemerleri, sulama hendekleri, kanallar ve bir hayvanat bahçesi oluşturulmuş, ayrıca şehrin yapılarını büyük ölçüde genişletip geliştirmişti. 80 odalı sarayını "Eşsiz Saray" olarak ifade etmişti. "Eşsiz Saray" tasviri, babasının Dur-Şarrukin'de bulunan sarayını tanımlamak için kullandığı ifadenin aynısıydı.
Asurolg akademisyen yazar Gwendolyn Leick, "Asur İmparatorluğunun dört bir yanından gelen insanlardan oluşan heterojen nüfus yapısıyla Ninova; bahçeleri, tapınakları, görkemli saraylarıyla Yakın Doğu'nun en güzel şehirlerinden biriydi" (132) şeklinde bir tanımlama yapmakta. Ayrıca şehrin, sadece insanların su ihtiyacını karşılamakla kalmayıp aynı zamanda halka açık park ve bahçelerin sulamasını da sağlayan, özenle planlanıp hayata geçirilmiş bir kanal ve su kemeri sistemine sahip olduğuna dikkat çekmektedir. Bu yanıyla Ninova'nın, diğer şehirlerin aynı özen ve planlamayla ele alamadığı bir kent yaşamı yanı vardı.
"Rakipsiz Saray", o dönemde Mezopotamya'da ayakta duran en görkemli yapı olduğu için bu tanımlamayı fazlasıyla hak ediyordu. Akademisyen yazar Stephen Bertman sarayı şöyle tarif ediyor:
Yapının ana ekseni 1/3 mil uzunluğundaydı. Binada her biri 43 ton ağırlığında som bronzdan aslan ve boğa sırtına oturtulmuş som bronz stünlarından oluşan bir revak vardı. Sarayın iç mekânı, kralı devasa anıtlar dikerken veya Asur düşmanlarına karşı savaşırken tasvir eden oyma kabartmalarla bezenmişti. (27)
Son dönemde yapılan araştırmalar, ünlü Babil Asma Bahçelerinin aslında Ninova'da bulunduğunu ve Kral Sanherib hükümdarlığı döneminde inşa edildiğini öne sürer nitelikte. Arkeolog tarihçi yazar Cristopher Scarre konuyla ilgili şöyle bir açıklama yapmıştır:
Kral Sanherib sarayı, büyük bir Asur konutunun bütün tipik unsurlarını barındırıyordu: Devasa koruyucu figürler ve etkileyici biçimde işlenmiş taş kabartmalar (71 oda, 2000'den fazla yontma taş levha). Bahçeleri de olağanüstüydü. İngiliz Asurolog Stephanie Dalley'ın yürütmüş olduğu en yakın tarihli araştırmalar, bu bahçelerin Antik Dünya'nın Yedi Harikasından biri olan meşhur Asma Bahçeleri olabileceğini öne sürmüştür. Daha sonraki yazarlar Asma Bahçeleri Babil'de konumlandırmış olsalar da, yapılan kapsamlı araştırmalar sonucunda Babil'de söz konusu bahçelere dair herhangi bir iz bulunamamıştır. Kral Sanherib'in Ninova'da oluşturduğu saray bahçelerine ilişkin gururlu anlatım, Asma Bahçelerine dair tasvirlerle önemli pek çok noktada örtüşmektedir. (231)
Asur Kralı Sanherib'in ardından oğlu Esarhaddon (dönemi MÖ 681-669) krallık tahata geçmiş ve babasının başlatmış olduğu imar prejelerini sürdürmüştür. Kral Esarhaddon, Mısır'a düzenlenen bir sefer sırasında öldüğünde, annesi Zakutu (MÖ 728-668), Esarhaddon'un oğlu Asurbanipal'in yeni kral olarak tahta geçmesini meşrulaştırmıştı. Kral Asurbanipal saltanatı döneminde (MÖ 668-627) yeni bir saray inşa edilmiş, kütüphane için Mezopotamya'da bulunan bütün yazılı eserleri toplama ve kataloglarını düzenleme işlemlerini başlatılmıştı.
Kral Asurbanipal çabalarının bir sonucu, dönemin kitapları sayılan 30.000'den fazla yazılı kil tableti barındıran ünlü Asurbanipal Kütüphanesi ortaya çıkmıştı. İşin en ilginç yanı, MÖ 612 yılında kütüphane binasını ve çevre şehirlerini yerle bir eden yangınlardan geriye kalan yıkıntılar altından kalıp bir anlamda adeta koruma altına alınmış bu tablerler günümüze kadar ulaşabilmiştir. Kral Asurbanipal'ın hükümdarlığı döneminde şehirde gerçekleştirilen diğer iyilelştirme ve yenileme çalışmaları, Ninova'nın olağanüstü güzelliğe ve yüksek kültüre sahip bir şehir olarak ününü daha da pekiştirmişti. Devasa boyutlarda ve ince işlemeli kabartma eserlerle süslü saraylar inşa edilmiş, ayrıca halka açık bahçelerde genişleme ve güzelleştirme çalışmaları yapılmıştı. Kral Asurbanipal'in öğrenme tutkusu ve yazılı eserlere (özellikle de kehanet metinlerine) olan özel ilgisi, çok sayıda bilgin ve kâtibin şehre gelmesine yol açmıştı. Hükümdarlığı sırasında sağlanan istikrar ortamı sanat, bilim ve mimari alanda yeniliklerin gelişmesine olanak tanımıştı.
Kral Asurbanipal'ın MÖ 627 yılında ölmünden sonra oğulları tahtı ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye girişmişlerdi. Asur İmparatorluğu o dönem öylesine gelişmişti ki, ayakta tutmak neredeyse imkânsız hale gelmişti. Asur egemenliği altındaki bölgeler yıllardan beri bağımsızlıklarını kazanmaya çalışıyorlardı ve nihayet aradıkları fırsatı yakalamışlardı. Savaş araştırmaları konularında çalışmalar yapan akademisyen Simon Anglim şöyle bir yorum getirmiştir:
Asurlular ve orduları saygı görüp korku salmış olsalar da, herşeyden önce onlardan nefret ediliyordu. MÖ yedinci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde imparatorluğun neredeyse her bir bölgesinde isyan hareketleri vardı; bu isyanlar sadece özgürlük talebi mücadeleleri değil, aynı zamanda intikam savaşlarıydı (186).
Persler, Babilliler, Medler ve İskitlerin düzenledikleri askeri saldırılar MÖ 625 yılında yoğunlaşmış ve zaten zayıflamış olan Yeni Asur İmparatorluğu, kapsamlı istila hareketlerine karşı uzun süre direnemez hale gelmişti. MÖ 612 yılında, Persler, Medler, Babilliler ve diğer şehirlerin güçlerinden oluşan birleşik müttefik kuvvetler Ninova kentini yağmalayıp yakmış ve ardından bölgeyi kendi aralarında pay etmişlerdi. Bu tarihten sonra bölgeye seyrek bir nüfus yerleşimi olmuş ve daha sonra, geçen zamanla birlikte, antik dönem kalıntıları toprağın altında gömülü kalmıştır.
Bölge, MS 627 yılında yaşanan Bizans-Sasani Savaşından (602-628) sonra, Bizans güçlerinin kesin zaferiyle sonuçlanan Ninova Muharebesine sahne olmuştu. Bu savaş, Müslüman güçlerinin bölgeyi fethine kadar söz konusu toprakları Bizans egemenliği altında tutmasını sağlamıştır. Antik Mezopotamya'nın diğer büyük şehirleri, geriye kalan kalıntıları sayesinde az çok tanınabilir durumdayken, Ninova'dan geriye hiçbir kalıntı ve hiçbir iz kalmamıştır.
Ninova şehri, en çok İbrani Kralı II. Jeroboam (MÖ 786-746) hükümdarlığı döneminde, yani anılan olaylardan yüzlerce yıl önce yaşanmış hadiseleri konu alan ve MÖ 450 ile 300 yılları arası dönemde kaleme alınmış Kutsal Kitap, Yunus Kitabı bölümünde üstelendiği merkezi rolü ile tanıtılıyor. Yunus Kitabında Ninova şehri, Tanrı gazabından kurtulmuş olsa da, Kutsal Kitapta yapılan diğer atıflar (bunlar arasında Nahum ve Zephania kitapları da bulunur) şehrin Tanrı iradesi ile yıkılacağı öngörür niteliktedir. Ancak, şu kesindir ki, bu kitaplar Ninova şehri çoktan yıkılmış olduktan sonra kaleme alınmışlardır ve dolayısıyla söz konusu "kehanet", aslında yeniden kurgulanmış bir tarih yazımından ibarettir.
Kutsal Kitapta yer alan Tobit Kitabı konusu Ninova'da geçer; ayrıca Matta (12:41) ve Luka (11:32) İcilleri de Ninova şehrinden bahsederler. Tıpkı Babil şehri gibi, Ninova da Kutsal Kitap anlatılarında hiçbir zaman olumlu bir şekilde anılmaz; yazarların odak noktası İbrani Tanrısı anlatısı olduğundan dolayı, Ninova'nın en parlak döneminde ulaştığı kültürel ve entelektüel zirvesine asla değinilmez. Hatta Nahum 3.7 bölümünde yazar, Ninova şehrinin düştüğünü belirtir ve retorik bir soruyla, Ninova için kimin yas tutacağını sorar:
Ve öyle olacak ki, sana bakan herkes senden kaçacak ve şöyle diyecek: "Ninova harap oldu; ona kim yanacak? Senin için nereden teselliciler arayayım?
Kutsal Kitap anlatı yazarları Ninova şehri hakkında olumsuz düşünmüş olsalar da, şehir kendi döneminin en büyük entelektüel ve kültürel merkezlerinden biriydi ve hiç şüphesiz Ninova'nın yıkım olayı yasını tutan pek çok kişi de vardı.
Sanat tarihçisi ve Arkeolog Austin Henry Layard, 1846 ve 1847 yıllarında, alanı kazıp Ninova şehrini gün yüzüne çıkarmasına kadar kalıntıları toprağın altında gömülü halde kalmışlardı. Günümüze gelindiğinde, Asur bilimci ve Arkeolog Campell Thompson ve George Smith gibi isimlerin yürütmüş oldukları ilave kazı çalışmalarıyla bir zamanların büyük kenti Ninova'nın muazzam boyutlarını ortaya koymuşlardır. Söz konusu alan günümüzde, üzerini örten iki antik höyük olarak bilinmektedir: Kuyuncuk ve Nebi Yunus (Musul/rak).
Kuyuncuk Höyüğünde kazı çalışmaları yapılmış ve çok önemli buluntular bu alandan elde edilmiştir. Nebi Yunus (Hz Yunus) Höyüğü ise, alan üzerinde yer alan İslami bir türbe ve mezarlık nedeniyle dokunulmadan olduğu gibi kalmıştır. 1990'larda alan tahribata uğramış, iyi korunmuş durumda birçok panel kırılıp çalınmış ve daha sonra antika pazarında satışa sunulmuştur.
Günümüzde Ninova şehir kalıntıları, Musul banliyö hatlarından kaynaklanan kentsel yayılma tehdidi altındadır ve ayrıca çeşitli vandalizm eylemlerinden dolayı da zarar görmüşlerdir. Global Heritage Fund (Küresel Miras Fonu), diğer nedenlerin yanı sıra bu konulardan dolayı 2010 yılında söz konusu kalıntılar alanını tehlike altındaki en önemli on iki alan listesine dâhil etmiştir. Oysa Ninova şehri bir zamanlar Mezopotamya'nın en büyük kentlerinden biri ve tanrıça İştar'ın da meskeniydi. Asur Kralı Sanherib ile ondan önce ve sonra hüküm süren kralların Ninova şehri ihtişamının sonsuza dek süreceğine inandıklarına hiç şüphe yoktur.