Henry David Thoreau (1817-1862), Amerikalı bir filozof, yazar, doğa bilimci ve siyasi aktivistti. En çok, Massachusetts eyaletinin Concord kentinin 3 km uzağında bulunan Walden Göleti kıyısındaki küçük bir kulübede iki yıl boyunca tek başına yaşama deneyimini anlattığı ve 1854 yılında yayımlanan Walden adlı kitabıyla tanınır. Ayrıca, kişi başı alınan vergiyi ödemediği için Concord hapishanesinden serbest bırakılmasından kısa bir süre sonra, 1849 yılında kaleme aldığı Sivil İtaatsizlik üzerine adlı denemesiyle de tanınmaktadır.

Thoreau, 12 Temmuz 1817'de Massachusetts eyaletinin Concord kentinde doğdu. Harvard College'da eğitim gördü ve dünya görüşü, insan doğasının kutsallığına inanan transandantalizm akımı tarafından şekillendirildi. Tutarlı ve sistematik bir felsefe olmaktan ziyade bir tutum ya da zihin hâli olan bu akım, 1820 ile 1860 yılları arasında etkili olan pek çok Amerikalı entelektüele ilham verdi. Akımın önde gelen temsilcisi Ralph Waldo Emerson (1803-1882), Thoreau'nun da katıldığı bir törende Harvard'da Phi Beta Kappa mezuniyet konuşmasını yapmıştı. Diğer önemli transandantalistler arasında Margaret Fuller, Louisa May Alcott, Walt Whitman ve Bronson Alcott yer alıyordu. Bunlar, New England'ın Üniteryen inancı içinde yetişmiş genç Amerikalılardı. Perry Miller, Amerikan Transandantalistler adlı eserinde, bu kişilerin İngiltere ve Avrupa kıtasından gelen yeni edebiyata yöneldiklerini ve Harvard College'ın akılcılığına karşı "başkaldırdıklarını" belirtir. Protestan olmalarına rağmen Protestan ahlak anlayışına karşı çıktılar ve para kazanmak yerine boş zamanlarını sanatsal uğraşlarla değerlendirmeyi tercih ettiler. Bu tutum kimileri için yoğun bir bireycilik anlamına gelirken kimileri için yoksullara ve ezilenlere duyulan bir sempatiyi ifade ediyordu. Morris şöyle yazmıştır: "...transandantalistlerin yücelttiği özgüven ve kendi kaderini tayin etme anlayışı, Amerikalı yazarlara ulusal edebiyatın ilk dönemine canlılık kazandıran bir özgürlük sunmuştur." (600)

Thoreau, 1837 yılında kayda değer bir başarı elde edemeden mezun oldu ve Concord'a geri döndü. Concord'u dünyanın küçük bir modeli olarak görüyordu. Diğer mezun arkadaşları gibi iş aramak yerine gözlemci ve yorumlayıcı olmayı, bir başka deyişle "düşünceler üzerine düşünen, doğanın ve edebiyatın öğrencisi; yarı bilim insanı, yarı şair" olmayı seçti (Mead, 112). Bir süre öğretmenlik, hatta arazi ölçüm işleri yaptı. Walden adlı eserinde şöyle yazdı: "İnsanlığa faydalı olmak için değil, yalnızca geçimimi sağlamak amacıyla öğretmenlik yaptım; bu bir başarısızlıktı." (65). Bir dönem ailesine ait kalem fabrikasında da çalıştı. Ara sıra yaptığı çeşitli gündelik işler, giyinip karnını doyurmasına yetecek kadar para kazanmasını sağlıyordu. Emerson ile arkadaş oldu. Emerson, onu 1841-1843 yılları arasında evine kabul etti ve şiir ile yazarlık sanatı konusunda ona tavsiyelerde bulundu. Thoreau, deneme ve şiirlerinden bazılarını satmayı denemek için kısa bir süreliğine New York'a taşındı ve Emerson'ın erkek kardeşiyle yaşadı; ancak bu girişiminde başarılı olamadı.

Temmuz 1845'te Thoreau, Concord'un dışındaki Walden Göleti kıyısında Emerson'a ait arazi üzerine küçük bir kulübe inşa etti ve sonraki iki yılını burada tek başına geçirdi. Ara sıra yaptığı arazi ölçüm işleri, geçimini sağlayacak kadar para kazanmasını sağlıyordu. Herhangi bir işte çok çalışmayı hiçbir zaman tercih etmemiş olan Thoreau, daha sonra Walden adlı eserinde şöyle yazdı: "Yılda yaklaşık altı hafta çalışarak tüm yaşam giderlerimi karşılayabileceğimi gördüm." (65). Walden'da patates ve fasulye yetiştirdiği küçük bir bahçesi vardı; gölet de balık ihtiyacını karşılıyordu. Kulübenin bakım gerektirmesine rağmen düşünmek, çalışmak ve yazmak için hâlâ yeterince boş zamanı kalıyordu: "Hem inancım hem de deneyimlerim bana, sade ve bilgece yaşadığımız takdirde bu dünyada kendi geçimimizi sağlamanın bir zorluk değil, bir eğlence olduğunu gösterdi." (Walden, 66). Burada kaldığı süre boyunca, 1849 yılında yayımlanan ve pek olumlu karşılanmayan ilk kitabı Concord ve Merrimack Nehirlerinde Bir Hafta'yı yazdı.

Yıllar sonra yayımlanan en ünlü eseri Walden, kulübede yaşama deneyimini özetlemektedir. Thoreau, Walden'ın açılış paragrafında şöyle yazmıştır: "Aşağıdaki sayfaları, daha doğrusu bunların büyük bir bölümünü yazdığım sırada, ormanda, en yakın komşumdan bir mil uzakta, kendi ellerimle inşa ettiğim ve geçimimi kendi emeğimle sağladığım bir evde tek başıma yaşıyordum..." (1). Kulübede yalnız yaşamaktan duyduğu hoşnutluğun bir nedeni de tek başına kalabilmesiydi: "Zamanımın büyük bölümünde yalnız olmanın bana iyi geldiğini gördüm." (128). Thoreau'ya göre yaşamın bazı temel gereksinimleri vardı: yiyecek, barınak, giysi ve yakıt. Bu dört gereksinim karşılandığında insanların yaşamın sorunlarıyla özgürce ve başarıya ulaşma olasılığıyla yüzleşmeye hazır olduklarına inanıyordu. Yaşamın lükslerinin ve "sözde" konforlarının birçoğunun "insanlığın gelişmesi için yalnızca vazgeçilmez olmamakla kalmayıp aynı zamanda ciddi bir engel teşkil ettiğini" düşünüyordu (Walden, 62). Walden'ın sonuç bölümünde Thoreau şöyle yazmıştır: "Başarılı olmak için neden böylesine umutsuzca acele ediyoruz? ... İnsan, arkadaşlarıyla aynı tempoda ilerlemiyorsa belki de bunun nedeni farklı bir davulun sesini duymasıdır. Bırakın, duyduğu müziğin ritmine göre yürüsün." (307)

1849 yılında Thoreau, kişi başı alınan vergiyi bir kez daha ödemeyi reddetmesinin ardından kısa süreliğine hapse atıldı. Söz konusu verginin Meksika-Amerika Savaşı'nı (1846-1848) finanse ettiğine inanıyordu. Bir gün süren hapis cezası, onu Sivil İtaatsizlik adlı denemesini yazmaya yöneltti. Kısa süreli hapis deneyimini savunurken Thoreau, adaletsiz bir yasaya karşı direnmenin her vatandaşın yükümlülüğü olduğunu ileri sürdü. Deneme, hem pasif direnişi hem de şiddetsizliği savunuyordu. Thoreau, "En iyi yönetim, en az yöneten yönetimdir." şeklindeki eski özdeyişi aktararak söze başladı; ancak bu sözün "En iyi yönetim, hiç yönetmeyen yönetimdir." şeklinde değiştirilmesi gerektiğine inanıyordu (Thoreau, 729). Thoreau, yönetimin tamamen ortadan kaldırılmasını değil, Amerika Birleşik Devletleri'nin batıya doğru genişlemesi ve Kaçak Köle Yasası gibi dönemin önemli meselelerini ele alan bir yönetimi savunuyordu.

Savaşa atıfta bulunan Thoreau, bu savaşın hem köleliği sürdürmek hem de köleliği yeni topraklara yaymak amacıyla yürütüldüğünü ileri sürüyordu. Hükûmetlerin, insanların kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullanılabileceğini gösterdiğine inanıyordu: "Kuşkusuz hepimiz bunun mükemmel olduğunu kabul etmeliyiz. ... Ancak bu hükûmet, kendi başına hiçbir girişimi desteklememiştir… Ülkeyi özgür tutmaz. Batı'da yerleşimi sağlamaz. Eğitim vermez." (729). Thoreau, daha iyi bir hükûmet arzuluyor ve insanların saygı duyacakları bir yönetimin nasıl olması gerektiğini açıkça dile getirmeleri gerektiğine inanıyordu: "Bütün insanlar devrim hakkını, yani tiranlığının ya da etkisizliğinin dayanılmaz boyutlara ulaştığı durumlarda hükûmete bağlılık göstermeyi reddetme ve ona direnme hakkını tanır." (732)

Ardından, başkalarına adaletsizliğe karşı mücadele etme konusunda ilham vermiş olabilecek oldukça tartışmalı bir açıklamada bulundu: "Özgürlüğün sığınağı olmayı üstlenmiş bir ulusun nüfusunun altıda biri köleyse dürüst insanların isyan edip devrim yapması için henüz erken olduğunu düşünmüyorum." (732). Bu deneme, 20. yüzyılda Mahatma Gandhi (1869-1948) ve Hindistan'ın bağımsızlığı için verdiği mücadele ile Martin Luther King (1929-1968) ve 1950'li ve 60'lı yıllarda yürüttüğü medeni haklar mücadelesi gibi isimleri etkiledi. Hem Gandhi hem de King, bu denemeden aldıkları ilhamı kabul etmişlerdir.

Thoreau, adaletsiz yasaların varlığını sürdürdüğünü ve bu nedenle insanların ya bu yasalara uymayı ya da onları değiştirmeyi görev edinmeleri gerektiğini söyleyerek devam etti. Kişi başı alınan vergiyi altı yıl boyunca ödemeyi reddetmesine değindi. Denemeyi yazmasına neden olan olayı şu sözlerle aktardı: "Bir keresinde bir geceliğine hapse atıldım… Beni yalnızca hapsedilmesi gereken etten kemikten ibaret bir varlıkmışım gibi gören bu kurumun saçmalığı karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim." (Thoreau, 742). Kendi ifadeleriyle devlet, bir insanın zihinsel ya da ahlaki duyularıyla değil, yalnızca bedeniyle ve duyularıyla doğrudan ilgilenir. Devletin üstün bir zekâya ya da dürüstlüğe değil, yalnızca üstün bir güce sahip olduğuna inanıyordu. Thoreau, yurttaşlarını eğitmek için üzerine düşeni yapıyordu:

Ben yalnızca devlete bağlılık göstermeyi reddetmek, ondan geri çekilerek fiilen uzak durmak istiyorum. ... Kendi yöntemimle, sessizce devlete savaş ilan ediyorum; yine de ondan yararlanmaya ve sağlayabildiği tüm avantajlardan faydalanmaya devam edeceğim.

(Thoreau, 745)

Thoreau'nun siyasi aktivizmi; köleliğe şiddetle karşı çıkmasını, John Brown'ın Harper's Ferry'deki ayaklanmasını savunmasını ve açık sözlü kölelik karşıtı Wendell Phillips'i desteklemesini kapsıyordu. Çok sayıda konuşması ve konferansı arasında, daha sonra deneme olarak yayımlanan Massachusetts'te Kölelik (1854) ve Kaptan John Brown Lehine Bir Savunma (1859) adlı eserleri de yer almaktadır.

Massachusetts'te Kölelik adlı eser ilk kez 4 Temmuz 1854'te Massachusetts eyaletinin Framingham kentinde düzenlenen Kölelik Karşıtı Kongre'de sunuldu. Elbette Massachusetts bir köleci eyalet değildi; Thoreau'nun başlığı, eyaletin 1850 Uzlaşması'nın bir parçası olan Kaçak Köle Yasası'na verdiği desteğe gönderme yapıyordu. Güneyli köle sahiplerine verilen bir taviz niteliğindeki bu yasa, tüm eyaletlerin kaçak köleleri geri göndermesini zorunlu kılıyordu. Thoreau, Nebraska'da hiç köle bulunmamasına karşın Massachusetts'te en az bir milyon köle bulunduğunu yazdı. Bu, 1854 tarihli Kansas-Nebraska Yasası'na yönelik ince bir göndermeydi. Söz konusu yasa, yeni kurulan her eyaletin köleliğe izin verip vermeyeceğine kendisinin karar vermesine olanak tanıyordu. Bu anlayış, halk egemenliği olarak biliniyordu.

Thoreau'nun temel kaygısı, eyalet yönetiminin ve valisinin Yasa'ya ya da kaçak kölelerin geri gönderilmesine karşı herhangi bir girişimde bulunmamasıydı. Concord'un Devrimci ruhunun kutlanmasından söz ederek şöyle dedi:

Üç yıl önce, Boston yetkililerinin masum olduğunu bildikleri bir adamı köleliğe geri göndermek üzere bir araya gelmelerinden yalnızca bir hafta sonra, kent sakinleri çanların çalınmasını sağladı ... ve köprüde savaşmış atalarının özgürlüğünü, cesaretini ve özgürlük sevgisini kutladı.

(Thoreau, 862)

Üç milyon kişinin özgür olma hakkı için savaşırken diğer üç milyon kişiyi kölelik altında tuttuğunu söyledi. Şöyle yazdı: "Concord'un insancıl ve aydın görüşlü her sakini, bu çanların sesini duyduğunda ... 19 Nisan 1775'te yaşanan olayları değil, 12 Nisan 1851'de yaşanan olayları utançla düşündü." (862). İlk tarih, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın başlangıcı olan Lexington ve Concord Muharebeleri'ne, ikinci tarih ise Thomas Sims'in yeniden köleliğe gönderildiği güne işaret etmektedir. Yüksek Mahkeme'yi ve üç milyon kişinin köle olduğunu ve köle kalmaya devam edeceğini karara bağlayan "sözde" yargıçların kararını eleştiren Thoreau, Massachusetts'in Nebraska ve Kaçak Köle Yasası'yla ilgilenmek yerine kendi kölelik uygulamaları ve egemenliğiyle ilgilenmesi gerektiğine inanıyordu. Eyalet, köle sahipleriyle olan birliğini feshetmeliydi: "Bana özgür bir eyalet ve gerçekten adalet dağıtan bir mahkeme gösterin, gerekirse onlar için savaşırım; ancak bana Massachusetts'i gösterin, ben de ona bağlılık göstermeyi reddeder ve mahkemelerini küçümsediğimi açıkça ifade ederim." (Thoreau, 870)

Thoreau'nun sonraki denemelerinde, 7 Eylül 1862'de hayatına mal olacak tüberküloz hastalığının etkileri görülmektedir. Bir yazar olarak yeteneği ancak ölümünden sonra takdir görecekti; ancak Walden ve Sivil İtaatsizlik adlı eserleri, onlarca yıl sonra bile gençlere ve yaşlılara ilham vererek okunmaya devam etmektedir. Tarihçi Richard Morris, Amerikan Tarihi Ansiklopedisi adlı eserinde Thoreau hakkında şöyle yazmıştır: "Transandantalist hareketin bireycilik anlayışı, Thoreau'da en etkili ve tavizsiz biçimine ulaşmıştır." (101)