Pasifik Savaşı; İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) döneminde, Pasifik Okyanusu ve Asya'nın doğu bölgelerinde Japonya ile Birleşik Devletlerin (ABD) müttefikleri arasında yaşanan bir cephe savaşıdır. Japonya, 1930'lu yıllarda bölgede imparatorluk sınırlarını genişletmiş; ancak Japon güçlerinin, Pearl Harbor'da bulunan ABD Üssüne düzenledikleri ani bir saldırı ile Japonya da savaşa dâhil olmuştur. ABD'nin sahip olduğu askeri ve sanayi gücü, art arda taarruz saldırıları gerçekleştirmesine ve ağır kayıpları olmasına rağmen, Japon ordusunu ana adalarına kadar geri püskürtmüş ve bu adaları amansızca bombalamasına olanak tanımıştır. Japonya şehirlerine iki atom bombası atılması ve Japonya'nın 1945 yılı, Ağustos ayında teslim olmasının ardından Pasifik Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı da sona ermiştir.

İtibar edinme, toprak kazanma, yeni pazarlara girme ve petrol gibi yaşamsal özellikleri bulunan kaynak arayışında olan Japon Ordusu, 1930'lu yıllar boyunca Japonya İmparatorluk sınırlarını istikrarlı bir şekilde genişletmişti. İmparator Hirohito'nun sembolik bir etkisinin olduğu askeri bir hükümet o dönemde Japonya'yı yönetiyordu. Kültürel açıdan konuya bakıldığında, pek çok Japonyalı daha küçük yaştan itibaren, Japon ırkının diğer ırklardan daha üstün olduğuna inandırılmış ve imparatora sarsılmaz bir sadakat duygusu besleyecek şekilde yetiştirilmişti. Kısacası, iktidarda olan askeri hükümet, Japon halkını savaşın aslında doğal bir dış politika tarzı olduğuna ve Japonya'nın da Pasifikte hâkimiyeti olması kaçınılmaz olduğuna ikna edebiliyordu.

Japonya askeri yönetiminin, 1941 yılı sonuna gelindiğinde, kendisine güveni haklı gibi görünüyordu. Japon güçleri, Mançurya, Formosa (Tayvan), Kore, Çin ve Fransız Çinhindi kıyı bölgelerinin bir kısmını (günümüzde Laos, Kamboçya ve Tayland'ın bazı bölümleri) zaten işgal etmişlerdi. Ayrıca Mariana, Caroline ve Marshal Adalarını da kontrol altına almışlardı. Bu adalar üzerindeki kontrolünü Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) son döneminden beri devam etmekteydi. Japonya, Pasifik üzerinde emperyalist faaliyetleri olan tek devlet değildi; İngiltere, Fransa, Hollanda ve Birleşik Devletlerin de Pasifik bölgesinde sömürgeleri vardı.

Japonya, 07 Aralık 1941 tarihinde, ABD Pasifik Filosu Üssü bulunan Hawaii'deki Pearl Harbor'a saldırı düzenlemişti. Japonlar, ABD Donanmasına yapılacak önleyici bir saldırının, Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı bu cephesinde hâkimiyet sağlayacağını umuyorlardı. Japon askeri komutanları, Asya ve Pasifikte elde ettikleri bir dizi zaferin ardından belki de aşırı özgüvene kapılmışlardı.

ABD, İkinci Dünya Savaşına askeri olarak doğrudan katılmamış olsa da, Mihver Devletlerin (Almanya, İtalya ve Japonya) düşmanlarına yardım sağlıyordu. Avrupa'da; Hollanda, Fransa ve İngiltere'nin 1940 yılında Nazi Almanyası karşısında aldıkları yenilgi, bu ülkelerin Pasifikteki topraklarını savunabilme ihtimalinin azalmakta olduğu anlamına geliyordu. Buna ek olarak, Japonya'nın 1941 yılı, Nisan ayında SSCB ile imzaladığı barış antlaşması da, Japonya'nın Pasifikteki yayılma faaliyetleri üzerine odaklanmasının önünü açması anlamına geliyordu. En sonunda, Japonya ile Çin arasındaki kara savaşı büyük ölçüde çıkmaza girmişti. Militarizm yanlısı pek çok Japon vatandaşı, özellikle de İmparatorluk Japon Donanması mensupları, Dünya'nın yarısını oluşturan bu bölgenin bütünüyle hâkimiyet altına almasını kolay bir hedef olarak görüyorlardı.

Japonya'nın ABD Deniz Üssüne saldırmasının daha başka nedenleri de vardı. Bu nedenler arasında en önemlisi; ABD'nin 1941 yılında, petrol ve diğer ham maddelerinin Japonya'ya satışına yönelik uyguladığı ambargonun, Japonya'nın ihtiyaç duyduğu kaynakları fetih yoluyla elde etme arayışına girmeye mecbur etmiştir. Japonya, petrol ihtiyacının sadece % 6'sını üretip karşılayabiliyordu; demir cevheri, kömür, kurşun, kalay, kauçuk ve nikel de ihtiyaç duyduğu diğer mallar arasında yer alıyordu. Güneydoğu Asya, özellikle petrol yatakları bakımından zengin bir coğrafya idi. Japon Donanması, tek bir hamle ile ABD Donanmasını savaş dışı bırakarak söz konusu petrol yataklarını işgal altına almaya odaklanabilirdi. Tecrit politikasını tercih eden pek çok Amarikalının tutumu göz önüne alındığında, ABD yönetiminin karşı saldırı yürütebilecek yeterli savaş gemisine sahip olmaması halinde, hükümetin Japonya ile barış müzakeresi yolunu seçebileceği bile düşünülüyordu.

Pearl Harbor saldırısı mutlak bir sürpriz unsuru gerektiriyordu; bu nedenden dolayı Japonya'nın saldırı harekâtından sadece birkaç saat önce ABD'ye savaş ilan etmişti (nitekim diplamatik gecikmelerden dolayı savaş ilanı fiilen ilk bomba atıldıktan sonra gerçekleşmişti). ABD askeri istihbaratı, saldırı yapılma ihtimalinden daha önceden şüphelenmesine rağmen, Japonya, saldırılarla hedeflenen sürpriz etki yaratmada başarılı olmuştur. ABD'li komutanların çoğu, Japonya'nın olası bir saldırısında hedef alınacak ilk yerin Filipinler olacağını düşünüyorlardı.

Japon görev gücü en sonunda ABD'ye ait 18 gemiyi batırmış (sekiz zırhlı gemi de dâhil) veya ağır hasar vermiş, yaklaşık olarak 200 uçağı imha etmiş ya da ağır hasara uğratmış, ayrıca 2.403 kişinin ölümüne ve de 1.178 kişinin de yaralanmasına da yol amıştı (Dear, 680). Japonya kuvvetlerinin ise sadece 29 uçak ve 6 denizaltı kaybı olmuştu. En önemlisi, ABD uçak gemileri o sıralarda Hawaii'de bulunmuyorlardı ve hayati önem taşıyan ikmal depoları zarar görmeden sağlam kalmıştı. Sonuç olarak, yapılan baskına karşı cevap olarak ABD'nin savaşa girmesinin ardından ABD Donanması toparlanmayı başarabilmiştir. Bu saldırı taktiksel bir zafer olup stratejik bir zafer değildi. Pasifik Savaşının da sonu değil, sadece başlangıcı olmuştur.

Japonya aynı yılın Aralık ayında, İngiliz kontrolünde olan Malaya, Birmanya (Myanmar) ve Hong Kong'a yönelik saldırıları başarıyla gerçekleştirmiştir. ABD Donanmasının geçici olarak devre dışı kalması ve İngiliz güçlerinin diğer cephelerde yaşanan gelişmeler ile meşgul olmalarıyla birlikte, Japonya, İmparatorluk sınırlarını hızla genişletmişti. 1942 yılı, Şubat ayında Singapur ele geçirilmişti. Japon kuvvetleri, Mart ve Nisan aylarında Hollanda Doğu Hint ana adalarında (Sumatra, Cava, Borneo, Celebes ve Yeni Gine) hızla ilerleme kaydetmişti. Japonya, kısa sürede Kuzey Çin'den Avustralya'ya kadar bütün Pasifik bölgesini kontrol altına alacakmış gibi görünüyordu. Geriye sadece Papua ve Solomon Adaları kalmıştı. Japonya'nın bu adaları da ele geçirmesi halinde Avusturalya, Japon hava saldırlarına karşı savunmasız ve açık bir hedef haline gelecekti. Şayet Japonya, Pasifik'in daha doğusunda kalan Fiji, Samoa ve Yeni Kaledonya'yı da ele geçirebilseydi, ABD Donanmasının Brisbane ve Sidney'den başlayan ikmal hatıyla olan bağlantısı tamamen kesilmiş olacaktı.

ABD kuvvetlerinin Japonya saldırganlığına doğrudan verdiği ilk karşılık 18 Nisan 1942 tarihinde, Doolite Baskını ile olmuştur. Komuta eden Yarbay James H. Doolite adını taşıyan bu baskında, Japonya başkentinden 700 mil (1.100 km) açıklarda bulunan Hornet Uçak Gemisinden havalanan ABD yapımı B-25, 16 bombardıman uçakları Tokyo şehri ve Japonya'da belirlenen diğer hedefleri vurmaya çalışıyorlardı. Hornet Uçak Gemisine geri dönmek için yeterli yakıtı kalmayan B-25 uçakları, Tokyo'yu vurduktan sonra müttefik Çin topraklarına inmek zorunda kalmışlardı. Baskının stratejik değeri oldukça sınırlı kalmıştı; ancak bu harekât hem Japonya ve hem de ABD kamuoyu nezdinde, ABD Silahlı Kuvvetlerinin düşman tarafın kalbini vurabilecek kapasitede olduğunu göstermişti. Tıpkı Pearl Harbor saldırısında olduğu gibi, olayın yarattığı şok etkisi, meydana gelen maddi hasarın (100 binanın hasar görmesi ve 50 kişinin de ölmesi) çok ötesinde olmuştur.

Denizde yapılan karşı taarruz, 1942 yılı, Mayıs ayında Mercan Denizi Muharebesi ile başlamıştı. Bu savaş, tarihte gerçekleşen ilk uçak gemi muharebesi olmuştur. ABD güçleri, Japonya'nın Papua ve Solomon Adalarını işgal etmesini engellemişlerdir. ABD Pasifik Filosu Komutanı Amiral Chester W. Nimitz (1885 -1966), Japon Donanmasının şifreli mesajlarını çözen askeri istihbaratın desteğinden yararlanmıştır. Japonya, bu muharebede hafif uçak gemisi Shoho'yu kaybederken (Japonya'nın savaş sırasında kaybettiği ilk uçak gemisi), ABD ise Lexington uçak gemisini kaybetmiştir. Bu savaş; Japonya'nın Pasifikte yayılma politikasına son vermek ve Japon Donanmasına İkinci Dünya Savaşında ilk Harekât başarısızlığını yaşatmak uğruna ödemeye değer bir bedel olmuştur. Daha da önemlisi, Japonya'ya ait iki uçak gemi o denli ağır hasar almışlardır ki, Japonya güçleri bir sonraki ve çok daha kritik deniz çatışmasına katılamamışlardır.

1942 yılı, Haziran ayında gerçekleşen Midway Muharebesi, savaşın dönüm noktası olarak kabul edililir. Çünkü Japon Donanması, bu muharebenin ardından, büyük ölçüde sürekli geri çekilmeyi içeren savunma odaklı bir savaş politikasını yürütmüştür. ABD Pasifik Filosu, Midway Muharebesinde sadece tek bir uçak gemisi (Yorktown) kaybederken, dört Japon gemisini batırmış ve yaklaşık olarak 250 Japon uçağını da imha etmiştir. Deneyimli pilot ve bakım ekiplerinin karşı tarafa verdikleri ağır kayıplar da diğer bir ciddi darbe olmuştur. Japon halkına, Midway Muharebesinde, 24 saat içinde dört Japon uçak gemisinin kaybedildiği bilgisi verilmemiştir.

Japon İmparatorluk Donanması Birleşik Filo Başkomutanı Amiral Yamamoto Isoroku (1884-1943), Pasifik Savaşı süresinde, Japonya adına talihsiz ve defalarca tekrarlanmış önemli bazı hatalar yapmıştı. Askeri tarihçi yazar M. M. Boatner, Amiral Yamamoto'nun şu hataları yaptığını belirtir:

… ana hareket doğrultusunda mevcut bütün kuvvetleri bir araya getirme konusunda Napoléon ilkesine uymamış; muharebeyi kontrol edebilecek bir konumda yer almamış… plan hakkında kendisine bağlı üst düzey komutanlara yeterli bilgi verilmemiş; keşif ve emniyet kuvvetlerinin koşullandırılması konusunda özensiz davranmış; ancak belki de en büyük hatası aşırı özgüven olmuştur. (622)

ABD'nin ekonomik, endüstriyel ve askeri gücü, 1943 yılında 14 adet Essex sınıfı uçak gemisinin inşasıyla açıkça ortaya konulmuştur. Bu uçak gemileriyle birlikte binlerce uçak da devreye girmiş ve ABD kuvvetleri artık taarruza geçmeye hazır olmuşlardı.

Japonya'yı Pasifik adalarında işgal ettiği topraklardan çıkarmak pek de kolay olmamıştır. Çatışmaların büyük bir kısmı küçük adalarda gerçekleşmiş ve bir dizi amfibi çıkarma harekâtıyla Japon ordusu daha kuzeye doğru sürülmüştür. Bu tarzda ilk çıkarma harekâtı, Solomon Adalarında gerçekleşmişti. 1942 yılı, Ağustos ayından 1943 yılı, Şubat ayına kadar süren Guadalcanal Harekâtı, 50 kadar kara, hava ve deniz savaşından oluşan bir dizi çatışmalardan meydana geliyordu.

Takımadaların ana adası Guadalcanal Adasına19.000 kişilik ABD Deniz Piyade gücü indirilmiştir. Sürpriz etkisini yaratma hedefine ulaşan bu harekâta toplam 82 gemi katılmıştı. Japon Donanması bu saldırıya, Papua Yeni Gine'de kurulu Rabaul Üssünden bir taarruz gücü göndererek karşlık vermiş, ABD koruma gücü ve çıkarma operasyonunu sekteye uğratmıştı. Ardından Japon ordusu da kendi birliklerini karaya çıkarmıştı. Her iki taraf da adadaki hayati öneme sahip küçük havaalanını kontrol altına almak istiyordu. Adanın iç kesimlerindeki ormanlık alanda çatışmalar son derece şiddetli geçmişti; pek çok Japon askeri ya sonuna kadar ölümüne savaşıyor ya da teslim oluyormuş gibi davranıp el bombalarıyla hem onları esir alan düşman askerlerini ve hem de gerektiğinde kendilerini havaya uçuruyorlardı. Bu durumları, Pasifik Savaşının bundan sonraki evrelerinde görülen uğursuz bir özellik haline gelmişti. Daha fazla deniz çatışması ve yeni askeri çıkarma olması, bu yıpratma savaşının zamanla ABD lehine sonuşlanmasını sağlamıştır. ABD'nin 6.111 asker kaybı olurken, Japonya ise yaklaşık olarak 24.000 askerini kurban vermiştir. Japonya bundan sonra artık ABD'nin Avustralya'ya uzanan hayati ikmal hatlarını tehdit edemez hale gelmişti.

Sonraki savaşlar, Gilbert ve Marshall Adaları Harekâtı (Kasım 1943-Şubat 1944) sırasında gerçekleşmişti. ABD'nin izlediği savaş stratejisi artık açık hale gelmişti. ABD Kuvvetleri, sıklıkla "ada atlama" (island -hopping) olarak adlandırılan yöntemle önce bir ada grubuna saldırıp ele geçiriyor, ardından bu ada grubunu bir hava ve deniz üssü olarak kullanarak başka bir takımadaya saldırıyorlardı. ABD kuvvetleri amfibi harekât sanatında ustalaşmış olsalar da Japon ordusunu mağlup etmek zorlu bir iş olmuştur. Çünkü bu süreç, yoğun deniz ve hava bombardıman saldırıları ardından Paletli Çıkarma Araçlarıyla (LVT- Landing Vehicle, Tracked) binlerce askeri kumsala taşımasını ve askeri birlikler tanklar eşliğinde iç kesimlere doğru ilerlerken çok daha büyük çaplı bir hava desteği sağlamasını gerektriyordu.

1943 yılı, Kasım ayında yaşanan Tarawa Mercan Adası Muharebesi, Pasifik Savaşının destansı en çetin savaşlarından biri olmuştur. O dönemde alışılagelen karakteristik bir durum olduğu üzere, Japon birlikleri karmaşık ve gizli savunma ağlarına yerleşmiş ve son neferlerine kadar savunmalarını yapmışlardır. ABD Deniz Piyadeleri; buldozerler, patlayıcılar ve alev makineları kullanarak bu görünmez düşmana karşı en etkili şekilde nasıl savaşacaklarını kısa sürede öğrenmişlerdi. Karşı tarafın zafer kazanmış gibi olduğu anlarda bile, teslim olmayı onursuzluk sayan ve esir düşmeleri halinde işkence göreceklerini bilen Japon askerleri, mümkün olduğunca çok sayıda ABD askerini saf dışı bırakmak amacıyla son bir çaresizlik hamlesiyle de olsa "banzai" saldırısına girişmişlerdi. Japon askerleri, bu saldırlar sırasında intiharvari bir şekilde ileri doğru atılırlarken "Tenno heika banzai" (İmparator Çok Yaşa) şeklinde savaş narası haykırmaları nedeniyle bu saldırı "banzai saldırısı" olarak adlandırlmıştır. ABD güçlerinin Gilbert ve Marshall Adalarını kontrol altına almaları, Japonya'yı Pasifik'in batı yarısına hapsetmiştir. ABD Kuvvetleri bundan böyle artık Caroline Adalarındaki Truk Mercan Adasında (günümüz adıyla Chuuk Lagünü) bulunan Japonya Ana Deniz Üssüne saldırı düzenleyebilir ve Japonya İmparatorluk içlerine doğru ilerlemeye başlayabilir.

Aynı zamanda, Müttefiklerin Japonya'ya yönelik bombardıman harekâtı da devam ediyor ve bu durum 60'tan fazla şehrin büyük bir yıkıma uğramasına yol açıyordu. Burada hedeflenen amaç, Japonya'nın savaş çabaları açısından hayati önem taşıyan sanayi tesislerini yok etmekti; ancak, yangın bombalarıyla yapılan saldırılar ayrım gözetmeksizin gerçekleştirilirken onbinlerce sivil de hayatını kaybetmişti. Ayrıca, Güneydoğu Asya'nın farklı bölgelerinde – özellikle Burma (Myanmar) ve Çin Anakarasında – japon Kuvvetlerine karşı şiddetli çatışmalar hala devam ediyordu.

Çatışmaların yoğun yaşandığı önemli diğer bir cephe Filipinler Harekâtı olmuştur. General Douglas MacArthur (1880-1964) ABD kontrolündeki topraklarda, Manila'da kurulu karargâhından ABD Uzakdoğu Kuvvetlerini komuta görevini icra ediyordu. Japonya güçleri, Pearl Harbor baskınıyla eş zamanlı olarak Luzon Adasında kurulu ABD Hava Üssüne de saldırmışlardı. 1942 yılı, Aralık ayında gerçekleşen Japon işgali, ABD kuvvetlerinin geri çekilmesine yol açmıştı. 1944 yılı, Eylül ayında bir uçak gemisi grubu ve ardından da Ekim ayında tam teşekküllü bir işgal kuvvetinin General MacArthur komutasındaki bölgeye dönmesine kadar Filipinli gerillalar direnişlerini sürdürmüşlerdi. Japonya savunması, diğer bölgelerde olduğu gibi burada da kararlı ve uzun soluklu olmuştur.

Bu arada Pasifikte, ABD'nin devasa amfibi taarruzları ve Japon güçlerinin inatçı karşı direnişleri sürüyordu. En önemli ve kanlı katışmalar arasında, ABD'ye Mariana Adalarının kontrolünü kazandıran Saipan Muharebesi (Haziran-Temmuz 1944) ve Guam Muharebesi (Temmuz-Ağustos 1944) yer alıyordu. ABD taarruzlarına sürekli olarak, donanma, deniz hava kuvvetleri, deniz piyadeleri, kara hava kuvvetleri ve askeri istihbarat unsurlarının etkin ve tam koordinasyon halinde kullanılma desteği sağlanıyordu. ABD Hava Kuvvetleri, Japonya'yı doğrudan vurabilecek kapasitede Boeing B-29 Superfortress bombardıman uçaklarını konuşlandırabilecek askeri hava üslerini işletebiliyordu. Tokyo'nun İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalanması, ABD güçlerinin düşman tarafına verebileceği yıkımın korkunç bir örneği olmuştur.

ABD Donanması Amirali Chester Nimitz karargâhını Guam Adasında kurmuş ve Pasifik Harekâtının sonraki kısmına buradan komuta etmiştir. Japonya diğer bir ağır yenilgisini savaşın en büyük uçak gemi muharebesi olan Filipin Deniz Muharebesinde (19-20 Haziran) almıştı. Bu muharebede Japonya'ya ait yaklaşık olarak 400 uçak, 17 denizaltı ve üç adet uçak gemisi kaybedilmişti. Bu kayıpların ardından, artık İmparatorun desteğini alamayan Japonya Başbakanı General Hideki Tojo (1884-1948) 18 Temmuz günü görevinden alınmıştı. Başbakan Tojo'nun yerine Kuniaki Koiso (1880-1950) getirilmiş ve savaşa devam edilmişti.

ABD güçleri, 1945 yılı ilkbaharında Iwo Jima Muharbesi ve Okinava Muharebesinde iki amfibi çıkarma harekâtı daha gerçekleştirerek zorlu iki zafer daha kazanmışlardı. Savaş Tarihi ve Askeri Strateji konularında uzman yazar Danniel Marston, Iwo Jima Muharebesinde "Deniz Piyadeleri tarihindeki en kanlı muharebe ve Japonların aldığı kayıplardan daha fazlasını düşman tarafa verdikleri tek çıkarma harekâtı" olduğunu belirtir (172). Amiral Nimitz ise şöyle bir açıklama yapmıştır: "Iwa Jima Muharebesinde savaşan Amerikalı askerler arasında, olağan dışı bir cesaret sergilemek sıradan bir erdem olmuştur" (Wright,10). Muharebe sırasında gösterdikleri cesaret nedeniyle askerlere 27 Onur Madalyası verilmiştir.

Okinawa Adası, tarihsel olarak Japon ana adalarının bir parçası olarak kabul ediliyordu. Ada en nihayetinde ele geçirilmişti; ancak Müttefik Birlikleri bu süreçte % 35 gibi son derece yüksek bir oranda kayıp vermişlerdi. Yaklaşık olarak, 100.000 Japon askeri personeli ve 150.000'e varan sivil kişinin hayatını kaybettiği bir savaş. Bu muharabe, İkinci Dünya Savaşının son büyük muharebesi olmuştur.

Japon Ordusu giderek artık çok daha çaresiz bir durumda kalmıştı. Okinawa'daki ABD hedeflerine karşı çok sayıda kamikaze intihar saldırısı düzenlenmişti. Savaşın bir sonraki kaçınılmaz aşaması gibi görünen, ABD birliklerinin Japon Ana Adalarına yapacağı saldırılar karşısında daha fazla kamikaze saldırısını yapabilmek amacıyla uçaklar özenle muhafaza ediliyorlardı. Japonya, kendisini savunmak üzere hala 2,5 milyondan fazla askeri seferber edebilecek durumdaydı. Ancak, en nihayetinde herhangi bir işgal olayı gerçekleşmemişti. ABD, savaşı tek bir günde sona erdirme potansiyeline sahip yeni bir silahı gizlice geliştirmişti.

ABD ve Avrupalı bilim insanlarından oluşan bir ekip, 1942 yılı, Ağustos ayından beri, atom bombasını geliştirmek amacıyla gizlice yürütülen Manhattan Projesi üzerinde çalışıyordu. 100.000'den fazla kişinin görev aldığı bu projenin maliyeti yaklaşık olarak 2,5 Milyar Doları bulmuştu. 1945 yılı, Temmuz ayına gelindiğinde, uçakla hedeflerine atılabilecek iki nükleer bombası geliştirilmişti. Bu durum, Japonya'nın Ana Adalarına yönelik bir amfibi harekâtını önlemenin bir yolu olacaktı, ancak diğer yandan da Pentagon'un tahminine göre saldırı başarılı olsa dahi en az yarım milyon ABD'linin de ölümü veya yaralanmasıyla sonuçlanacaktı.

Postdam Konferansı (Temmuz –Ağustos 1945) sırasında; ABD Başkanı Harry S.Truman, Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill (ve ardından halefi Clement Attlee) ile Sovyetler Lideri Joseph Stalin, 27 Temmuz günü Japonya'ya "Postdam Deklarasyonu" olarak bilinen bir teslim olma ültimatomu vermişlerdi. Japonya tarafı bu ültimatom dikkate almamıştı. Mütefik liderlerin tamamı, Japonya'ya nükleer bomba atılması konusunda hemfikir olmuşlardı. Saldırının psikolojik etkisinde bir artış olmaması amacıyla herhangi bir uyarının da yapılmaması kararı alınmıştı. Seçilen hedefler de, yine aynı nedenden dolayı, konvansiyonel bombardıman harekâtından nispetten az oranda etkilenmiş bölgelerden oluşuyordu. Beklentileri; böylesine korkunç ve yeni bir silahın, Japonya askeri yönetimini derhal teslim olmaya zorlayacağı yönünde olmuştur.

Uranyum Bombası "Little Boy", 06 Ağustos 1945 tarihinde B-29 tipi, Enola Gay uçağıyla Japonya'nın Hiroşima kenti üzerine altılmıştı. Plütonyum bombası "Fat Man" ise üç gün sonra, 09 Ağustos 1945 tarihinde, B-29 tipi Bocksar uçağı ile Nagazaki üzerine atılmıştı. Tahminlerde bazı değişiklikler olsa da, Hiroşima'ya düzenlen saldırıda muhtemelen 140.000 kadar insanın hayatını kaybettiği yöndedir. Nagazaki'ye atılan bomba yaklaşık olarak 74.000 kişinin ölümüne ve 75.000 kişinin de yaralanmasına yol açmıştı. Her iki saldırıdan sonra hayatta kalan onbinlerce kişi, sonraki haftalar, aylar ve yıllar boyunca radyasyona maruz kalmanın olumsuz etkilerini yaşamışlardı. Nitekim bu şekilde hayatını kaybedenlerin sayısı, ilk patlamalar sırasında meydana gelen can kayıplarından çok daha fazla olmuştur. İmparator Hirohito, 15 Ağustos günü, Japonya'nın teslimiyetini imzalama konusundaki isteğini beyan etmiştir.

ABD, bu iki bomba ile artık yeryüzünde en güçlü silaha sahip olduğunu rakip SSCB'ye de göstermiştir. Bu iki askeri dev ülkeleri, Mihver Devletlerinin bir zamanlar işgal altında tuttuğu topraklardan hangilerini, kimin kontrol edeceği konusunda zaten çekişme halindeydiler. Aslında, kamuoyuna sunulan gerekçe; Müttefik devletlerin askerlerinin hayatını kurtarmak şeklinde olsa da, bombaların atılması ve bunun ABD-Sovyet ilişkilerinin hem o dönemde ve hem de gelecekteki seyri üzerindeki etkisi, daha başından beri bütün projenin temel hedeflerinden biri olmuştur. ABD ve müttefik devletleri Pasifik Savaşını kazanmış ve böylece İkinci Dünya Savaşı da sona ermişti. Ancak Nükleer Çağ dönemi de başlamıştı.