Romalılar, önceki Yunan bilimini kendi amaçlarını doğrultusunda önemsemişlerdi. Tıpkı savaş, sanat ve tiyatro konularında olduğu gibi diğer alanlarda da kendilerince en faydalı olanı değerlendirmeye alıp kabul etmiş veya reddetmişlerdi. Romanın Yunan düşüncesini özümseme süreci MÖ 2.yüzyılda başlamıştı ve benimsedikleri düşünceleri genellikle uygulayıcılarıyla birlikte almışlardı. Roma dünyasındaki ilk uzman mimar ve doktorlar Yunan kökenli kişilerdi. Romanın kendi bilginlerine duyduğu saygısı imparatorluğun sonuna kadar devam etmiş ve bu nedenle Romalı bilim insanları geliştirdikleri yenilikleri büyük ölçüde yeni düşüncelerden daha ziyade gelişmelerle olsa bile, uzun ve eski bir bilimsel düşünce geleneğini belgeleyip kaydetmeyi ve böylece sözkonusu geleneği gelecek nesillere aktarmak üzere korumaya başlamışlardı. Tarihçilerin, Romanın önemli bir bilimi olmadığı yönündeki eski yaklaşımında değişiklik olmuş, mimamri, mühendislik ve tıp gibi alanların evrimine yaptıkları pratik katkıları yansıtacak şekilde yeniden değerlendirmeye almışlardır. Bu katkıları geometri, fizik ve biyoloji gibi bilim dallarındaki gelişmelerle desteklenmiştir.

Romalı bilim insanlarının en dikkat çekici özelliklerinden biri; gündeme gelen dünya konularıyla ilgili her türlü soruya adeta otorite olacak bir cevap bulma arzuları olmuştur. Roma, pratik zihniyeti doğrultusunda bilimsel gerçek projelerinin başarılı sonuçlar vermesini sağlayacak faydalı bilgiler de sunulmalıydı. Uzun ve sonuçta amaçsız kalan tartışmalar ve de tamamen teorik düzeyde kalan araştırmalar Romalı bilim insanı hedefi için uygun değildi. Fizik bilim dalı, etkili burulma mancınıkları üretmek üzere pratik bir kullanım alanına sahip olmalıydı; biyoloji, tarımsal verimi artırmalıydı, matemetik ve geometri bilim dalları, en etkili kubbe ve kemerleri inşa etmek amacıyla en iyi cevapları sağlamak üzere birleşmeliydi. Genellikle halk arasında aktif kültür destekçisi oldukları sıfatı olan, kazanmanın faydalarını arayan zengin özel kişiler bu bilimsel bilgi arayışına sponsor oluyorlardı.

Roma’da öne çıkan bazı yazarlar, daha önceki Yunan bilimini incelemeye ve bilgi birikimini bazı yeni keşifler ve teoriler ile birleştirerek Roma yaşam tarzını uygun, kullanışlı pratik düşünceler bütünü oluşturmaya çalışmışlardı:

Milattan sonra 3.yüz yılı ortalarında, din ve felsefe ile birlikte, Mısırlı Plotinos ve Suriyeli Porphyry gibi Neoplatonist/Yeni Platoncu düşünürlerin etkisiyle bilimsel düşünce konularında dönüşüm yaşanmıştı. Tartışılan konular geniş alanını göstermek üzere daha sonraki birçok Neoplatonist bilgi konularından biri de geometri, aritmetik, astronomi, müzik teorisi ve coğrafya üzerine yazılar yazan Martianus Capella olmuştur (MS yaklaşık 430). Bu yeni yaklaşıma ek olarak, 4.yüzyıla gelindiğinde, Hıristiyanlık monoteizm dini inancı resmi devlet dini haline gelmişti. Hıristiyanlar, evren hakkındaki görüşlerine aykırı bilimsel herhangi bir teoriye karşı temkinliydiler, ancak bu iki pozisyon mutlaka düşmanca bir gelişme göstermiyordu ve kozmoloji üzerine geniş kapsamlı yazılar yazan Calcidius (MS yaklaşık 375) gibi birçok önemli bilim insanı aslında Hıristiyan kişilerdi.

Tıp bilimcileri üretken yazarlar olmaya devam etmişlerdi. Dönemin öne çıkan isimleri arasında; geniş bir ilaç koleksiyonu konusunda yazan Bordeaux’lu Marcellus (MS yaklaşık 400) ve çoğu zaman daha önceki ancak günümüzde kaybolmuş eserlerden yararlanan Theodorus Priscianus, Caelius Aurelianus (MS yaklaşık 450) ve Vegetius yer almaktadır. MS 5.yüzyıla ve Batı Roma İmparatorluğunun çöküş dönemine gelindiğinde, Roma bilimi artık tanımlanabilir bir keraktere sahip olmaktan çıkmıştı ancak bu dönemden önce öne çıkan iki yazar, Yunan kaynakları ve geleneğine Romalıların duyduğu saygı sergileyen Cassidorus Senator (MS 485) ve Boethius olmuşlardır (MS yaklaşık 520).

Mimari

Romalılar, Yunan mimari düzenini benimsemiş, repertaurlarına karma başlık ve Toskana sütunu eklemiş ve genel olarak binalarına çok daha karmaşık süsleme yapmışlardı. Anıtsal yapı projelerinde iddialı olan Romalılar, tuğlaları yeni şekillerde kullanmaya, geniş kemerler ve destekleyici payandalar inşa etmeye, hatta büyük kubbeler için yeterince hafif ve liman mendirekleri için de yeterince suya dayanaklı yeni bir beton türü icat etmeye yönelmişlerdi. Bazilika, zafer takı, anıtsal su kemeri, amfi tiyatro ve tahıl ambarı gibi yeni bina türlerini ortaya çıkarmışlardı. Ayrıca farklı sıcaklıklara sahip odaları, yerden ısıtmalı zeminleri, havuzları olan devasa hamam kompleksleri ve yoksul sınıflar için çok katlı konut blokları da vardı. Bu tür projeler, geniş kapsamlı matematiksel becerinin kullanıldığı karmaşık tasarımlar gerektiriyordu ve sonuç olarak artık sadece binanın yapısı ve bloklarına değil, kullanılan malzemenin çevrelediği alanın ihtişamına da vurgu yapılıyordu.

Astronomi ve Astroloji

Romalılar, Yunanın ve Ptolemaios/Batlamyus dönemi Mısır’ın astronomi alanında daha önce elde ettikleri birçok başarıyı benimsemişlerdi. Güneş saatleriyle zaman ölçümü, Roma döneminde daha doğru hale gelmiş, hatta taşınabilir güneş saatleri popülerleşmiş ve bazen konum değişikliklerini telafi etmek üzere değiştirilebilir diskler de kullanmışlardı. Bütün büyük şehirlerde halka açık alanlarda güneş saatleri yerleştirilmiş ve popülerlikleri Pompeii’den elde edilen 35 güneş saati arkeolojik buluntularla kanıtlanmıştı. Augustus döneminde yedi günlük bir astrolojik hafta takvimi benimsenmişti.

Ptolemaios dönemi Mısır’ında benimsenen astroloji konuları, Romalılar arasında da popülerdi ve birçok diğer antik kültürde olduğu gibi, gök cisimlerinin hareketleri ile Zodyak burçları arasındaki bağlantının insan deneyimiyle kesin olduğu kabul ediliyordu (bilim insanları arasında birkaç şüpheci olsa bile). İmparatorlar, alınan kararın her zaman en iyisi olduğunu halka göstermek amacıyla sıklıkla astrologlardan yararlanırlardı. İmparator Augustus, astrologların özel vatandaşlara danışmanlık yapmalarını yasaklamıştı.

Tarım

Romalılar, Columella’nın çalışmaları başta olmak üzere, iklim şartları, toprak tipi ve arazi yapısının en iyi üretim sonuçları almadaki öneminin farkındaydılar. Romalılar, 19.yüzyıl Avrupalı çiftçilerinin aşina oldukları teknikleri etkili bir şekilde kullanmışlardı. Bu teknikler arasında; ürün rotasyonu, budama, aşılama, tohum seçimi, drenaj ve gübreleme yer alıyordu. Bağcılık gibi uzmanlık gerektiren sektörler, 20.yüzyıl üreticilerinin elde ettikleri üretim sevyesine kolayca ulaşmıştı. Tekerlekli pulluklardan öküzle çekilen hasat makinelerine kadar çeşitli aletler geliştirilmiş ve bu geliştirme süreci verimliliği önemli oranda artırılmıştı. Ekmek yapımı için ince un üretmek üzere öğütme değirmenleri (ve elekler) geliştirilmiş ve alınan hasadı daha iyi depolamak amacıyla özel binalar inşa edilmişti. Çiftçiler, sera kurmanın değerini biliyorlardı ve hatta elma ile kabağın çaprazlama işlemleri gibi genetik modifikasyonlarda deneyler yapmışlardı.

Hayvancılık becerileri de gelişmişti; koyun, inek, kümes hayvanları ve domuz başarıyla yetiştirilmişti. Bu faaliyetin boyutu ve alınan yünün kalitesi konusunda, Romalıların kendilerinde önce veya sonra gelen herhangi bir hayvan yetiştiricisi kadar uzman olduklarının kanıtıdır. Tavşan, yaban tavşanı, yaban domuzu ve geyik gibi av hayvanları, ormanın geniş ve kapalı alanlarında başarıyla yeşiltirilmişti. Balık ve deniz canlıları da benzer şekilde, suyun düzenli olarak değiştirildiği (bazen ısıtıldığı) ve en iyi yapay yemlerin geliştirildiği yapay ve kontrollü ortamlarda yetiştirilmişti. Romalılar ayrıca tütsüleme, tuzlama, kurutma, küreleme, salamura ve sirke ile turşu yapma ve balda saklama gibi her türlü tekniği kullanarak yiyeceklerini korumada da ustalaşmışlardı.

Mühendislik

Romalılar büyük mühendislerdi, sürekli olarak doğal çevreyi kontrol altına almaya ve fizik bilimi sınırlarını zorlamaya çalışmışlardır. Su kemerleri sadece devasa inşaat projeleri olmakla kalmamış (vadileri aşarken 50 metre kadar yüksekliğe ulaşıyor ve suyu kaynağından 100 Km uzağa taşıyordu), aynı zamanda su akışını kolaylaştırmak ve saflığı artırmak amacıyla birçok mühendislik hilesi de kullanmışlardı: Ters sifonlar, vanalar, çökeltme tankları, havalandırma şelaleri ve ağ fitreleri. Yolları ve su kemerleri inşa etmek üzere daha doğrudan güzergâhlar sağlamak amacıyla tüneller inşa edilmiş ve bir dağa tam olarak istenen noktadan girip çıkmak üzere hassas bir şekilde kazı işleri yapılmıştı. Su değirmenleri işletilmiş, nehirlerden gelen su gücü marifetiyle karmaşık tekerlek ve dişli sistemleri kullanılarak elde edilen enerji, un üretimi için değirmen çalıştırmak, mermer kesmek için testere veya değerli metaller arayışında cevher kırıcı olarak kullanılmıştı.

Romalıların, savaş ve teknoloji alanında yenilikleri çoğu zaman zaferi garantilemek amacıyla, kuşatma makineleri ve topçu silahları gibi antik savaş alanı temel unsurlarını mükemmelleştirme çalışmasına yol açmıştı. Roma sihalarıyla, daha önce hiç görülmemiş büyüklükte, daha uzak ve daha isabetli füzeler fırlatabiliyordu. Burulma (torsiyon) makineleri mekaniği mükemmelleştirilmiş ve hatta topçu silahlarını kolayca başka bir yere taşıyıp yeniden monte etmek suretiyle tekrar kullanmanın yolları bile geliştirilmişti.

Romalılar, insan çabasının diğer tarafında, mühendislik becerilerini eğlence sektöründe de kullanmışlardı. Amfitiyatrolar ve sirkler başlı başına mimari harikalardı, halka açık gösterileri renklendirmek amacıyla her türlü mekanik cihazın kullanılması da bu mimari kullanım alanı içindeydi. At arabaları hızla geçerken su orgları çalınıyor, makineler gök gürültülü fırtınaları taklit ediyor ve arena zemininde gizli tuzak kapıları ortaya çıkarmak merifetiyle, sihirli bir şekilde egzotik ve korkunç hayvanları gladyatör dövüş alanı salma ve savaş sahnelerini canlandırma kaosunu organize etmeyi gerektiriyordu.

Coğrafya

Romalılar, teorik bir konu olarak coğrafyada Yunan geleneğine çok fazla katkıda bulunmamışlardır, ancak coğrafya, ansiklopedilerinde temel bir madde haline gelmişti. Düzenlenen seferlerde askeri komutan ve bölgesel valiler, görev alanlarıyla ilgili pratik öneme sahip bölgeleri haritalandırdıkları için belki de Romanın en büyük coğrafyacıları olmuşlardı. Pomponius Mela, MS 1.yüzyılın ortalarında yazdığı De Chorographia aslı eserinde, denizler ve tarihi öneme sahip bölgler de dâhil olmak üzere, bilinen dünya insanları ve yerleşim yerlerinin kapsamlı bir kataloğunu oluşturmaya çalışmıştır

Matematik ve Geometri

Roma matematiğinde, disipline ilişkin daha önceki Yunan görüşlerinde olduğu gibi, felsefeyle güçlü bir bağ sürdürülmüştü. Teorinin pratik uygulamasıyla her zaman ilgilenen matematik gelişimi, doğal olaylara ve astronomiye de odaklanma eğlimindeydi. Romalılar, matematiği sadece mimari problemlerinde değil, aynı zamanda, vergi muhasebesi ve arazi ölçümü gibi temel idari görevlerde de uygulamışlardı. Buna ek olarak, Pisagor ve diğerlerinin ele aldığı saf matematik konuları, satandart Roma Eğitiminin bir parçası olarak incelemişlerdi.

Roma kültürünün belki de en tanınabilir özelliklerinden biri ve modern dünyada hala yaygın olarak kullanımda olanı, Roma rakamları sistemi olmuştur. Bu sistemde I = 1; V=5; X = 10; L=50 ve 1000 sayısı milla/mille (bin) kelimesinin kısaltması olan M ile temsil ediliyordu. Sistem, rakamları temsil etmek için hem toplama hem de çıkarma işlemlerini kullanır (Ör: XX = 20 ve IX = 9). Romalılar ayrıca kesirleri de kullanıyorlardı ve bazı sayılar özel bir anlam da kazanmıştı (Ör, 365 sayısı) ve hatta isimler bile temsilli bir sayıyla sunulabiliyordu, bilinen bir örnek olarak, Nero Caesar’ın adı 666 sayısıyla temsil ediliyordu.

Tıp

Romalıların tıp alanına belki de en büyük katkısı; risalelerin yayınlanması ve sıradan vatandaşların profesyonel bir doktora daha kolay ulaşabilmesi yoluyla tıbi konularda bilgiyi yaymak olmuştır. Ordunun kendi özel doktorları vardı, büyük özel evlerde de durum aynıydı. Doktorlar, ayrıca forseps’lerden yara açıcı eletlere kadar daha geniş bir yelpazede özel aletlerle donatılmış oldukları için ameliyatlarda daha iddialı hale gelmişlerdi. Doktorlar ayrıca savaş alanında ve arenada yaralananları tedavi ederek değerli deneyimler kazanmışlardı. Diğer bir yenilik ise her bir ordu kampında özel hastanenin kurulması olmuştur.

İlaç, eskiye göre daha kolay üretiliyor ve daha kolay bulunabiliyordu; haplar genellikle bitki ve otlardan üretiliyor, hatta haşhaş suyundan elde edilen morfin de kullanılıyordu. Diseksiyon yoluyla daha detaylı incelenme yapılması sayesinde böbrek hasarı ve omurga çıkığı gibi iç yaralanmaların tedavileri henüz zor olsa bile, doğru bir şekilde teşhisi yapılabiliniyordu.